Yeni öğretmen atama yönetmeliği (II)

01/05/2015 Cuma
Yeni öğretmen atama yönetmeliği (II)

Aday öğretmenin kadrolu öğretmenliğe geçişini belirleyecek ölçütlerden biri olan performans değerlendirilmesiyle ilgili tuhaflık, geçen hafta değinilen konularla sınırlı kalmıyor. Yönetmeliğe göre, rehber öğretmenlerin performans değerlendirmelerini de aynı kişiler (müfettiş, okul müdürü, bir öğretmen) yapıyor. Rehber öğretmenlerin performans değerlendirmesi de, 5 değerlendirme göstergesi öğretmenlerinkiyle aynı olan ve diğer 5 göstergesi de birebir rehberlikle ilgili olan 10 gösterge üzerinden yapılıyor. Rehberlikle ilgili beş değerlendirme yapacak müfettişlerle okul yöneticilerinin genelde rehberlikle bir ilgisi bulunmuyor. Çünkü rehber öğretmenlikten müfettişliğe ya da okul müdürlüğüne pek geçen olmuyor. Dolayısıyla bu kişiler, büyük bir olasılıkla hiç anlamadıkları beş konu üzerinden rehber öğretmenlerin geleceği ile ilgili karar verme durumunda bırakılıyor.  Oysa eğitim-öğretim sürecinde böylesi tutarsızlıkların olmaması gerekiyor.

Yönetmeliğin “evlere şenlik” hali ne yazık ki performans değerlendirmesiyle sınırlı kalmıyor.  70 küsur yıl önce köy enstitülü öğretmenlerinin köylerinde belirli süre çalışma zorunda bırakılmalarını eleştirenlerin torunları, bu yönetmelikle yeniden zorunlu çalışma yükümlülüğü getiriyorlar (m.42)! Bu zorunlu çalışmanın, yönetmeliğin belirlediği 1. derecedeki hizmet bölgesindeki illerde en az 7 yıl, 3. derecedeki illerde ise en az 3 yıl olacağı belirtiliyor. Yönetmelik, zorunlu çalışma yükümlülüğünü öngören eğitim kurumlarının olacağını da açıklıyor (m.39), öğretmenlerin bir kurumda 8 yıldan fazla çalışamayacağını da! 

Yönetmelik, hizmet bölgelerini belirlerken de, evlere şenlik. Örneğin, Çorum, Kırıkkale ve Uşak gibi iller 1. derecede hizmet bölgesi olan iller arasında yer alırken, İstanbul, Malatya ve Şanlıurfa gibi iller 2. derece hizmet bölgesi illeri sayılıyor!

Yönetmelikte açıklanan yazılı ve sözlü sınavların evlere şenlik özelliği ise tavan yapıyor. Dershane yasasının 5.maddesine göre, yazılı ve sözlü sınavları yapacak olan sınav komisyonu üyelerinin, “Bakanlık personeli, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel ile öğretim elemanları arasından” seçilmesi gerekiyor. Yeni yönetmeliğin 23 maddesine göre ise, Ankara’da kurulacak sınav koordinasyon komisyonu, “müsteşar ya da görevlendireceği müsteşar yardımcısının başkanlığında, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü, Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü ve İnsan Kaynakları Genel Müdürü ya da görevlendirecekleri birer daire başkanı ile bir hukuk müşavirinden” oluşuyor. İllerdeki sınav komisyonu ise, “il millî eğitim müdürünün veya görevlendireceği müdür yardımcısının başkanlığında, bir ilçe millî eğitim müdürü, il millî eğitim müdürlüğünden bir şube müdürü, ilçe millî eğitim müdürlüğünden bir şube müdürü, bir eğitim kurumu müdürü ve ihtiyaç duyulması halinde bir öğretim üyesinden” oluşuyor. Dershane kanunu sınav komisyonlarında, “diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel ile öğretim elemanları” bulunmasını öngörse de, bakanlığın yasa maddesine aldırmayıp keyfince yönetmelik çıkardığı görülüyor.

Yönetmelikte açıklanan sınavların ölçme ve değerlendirme açısından da sorunlu olduğu görülüyor. Örneğin yönetmeliğin 20. maddesine göre, yazılı sınavın yüzde 20’sini, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile ilgili sorular oluşturacaktır. Yüzde 30’unu da, bakanlık teşkilatı, görevleri ve mevzuatı oluşturacaktır. Yönetmeliğe göre bu mevzuat, 1) 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, 2) 652 sayılı KHK, 3) 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, 4) Görevin gerektirdiği diğer mevzuatı içeriyor. Görüldüğü gibi yazılı sınavın yarısı, hemen her birkaç ayda, bazı maddeleri değiştirilen ve “öğretme işlevi” ile birebir ilişkili olmayan mevzuat bilgisiyle ilişkilendiriliyor. Yazılı sınavda yüzde 50 ağırlığı olan sorular ise, eğitim öğretimin planlanması, öğrenme ortamları, sınıf yönetimi, öğretim yöntem ve teknikleri ile ölçme ve değerlendirme konularından oluşan öğretmenlik uygulamaları ile ilişkili oluyor. Dolayısıyla bu yönetmeliğe göre, öğretmenlik bilgisi yetersiz olsa da, mevzuat bilgisi yüksek olan aday öğretmen olabiliyor. Bu durum, bakanlığın öğretmenlik tutumundansa, öğretmenin elini koluna bağlayıp sesini soluğunu çıkarmamasını sağlayacak mevzuat bilgisine önem verdiğini gösteriyor.

Dershane yasasının 5. maddesi, “Aday öğretmenler, en az bir yıl fiilen çalışmak ve performans değerlendirmesine göre başarılı olmak şartlarını sağlamak kaydıyla, yapılacak yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanırlar” diyor. Buna karşın yeni yönetmeliğin 19. maddesinde “Sınavın, yazılı ve sözlü olarak yapılması halinde” ve 21. maddesinde de, “Aday öğretmenlerin sözlü sınava tabi tutulup tutulmayacağı… Bakanlıkça önceden ilan” edileceği açıklanıyor. Yönetmeliğin bir kez daha ilgili yasaya aldırmadığı görülüyor. Bu durum, özellikle performans değerlendirmesi sonucunda bakanlığın istediği kadrolaşmayı güvence altına aldığı anda sözlü sınava gerek duymayacağını akla getiriyor.

Yönetmelik, sözlü sınav yapıldığında, adayların yönetmeliğin Ek-4 ekinde belirtilen; a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade kabiliyeti ve muhakeme gücü, b) İletişim becerileri, özgüveni ve ikna kabiliyeti, c) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı ile ç) Topluluk önünde temsil yeteneği ve eğitimcilik niteliklerinin değerlendirileceğini belirtiliyor.  

Oysa bu 4 madde üzerinden yapılacak sözlü sınavın geçerliliği bulunmuyor. Öncelikle öğretmenin “topluluk önünde temsil yeteneğini ve eğitimcilik nitelikleri”ni sözlü sınavla ve sınav komisyonu dışında herhangi bir topluluğun olmadığı bir ortamda 5-10 dakikalık konuşmayla ölçülmesi imkan dahilinde olmuyor. AKP’lileşmiş kişilerden oluşacak sınav komisyonu, özünde gerçek “bilim” anlayışından uzak kişilerden oluşan bir komisyon olacağından, bu komisyonun adayın bilimsel gelişmelere açıklığını değerlendirecek olması da insana güven vermiyor.

Adayın yukarıda belirtilen dört niteliğini sağlıklı olarak değerlendirebilmek için, sınavı yapacak kişilerin yetkin olmaları yanında, sözlü sınavın yeterince uzun olması gerekmektedir. Her adayın sözlü sınavı 1 saat sürse, yılsonunda 30 bin aday sınava girecek olsa, toplam sınav süresi 30 bin saat edecek demektir. Türkiye çapında yüz sınav komisyonu görev yapsa, bu süre 300 saat olacak ve komisyonların günde 8 saatten 35,5 gün çalışmaları gerekecektir. Sözlü sınavların süresi 3-5 günü geçmeyeceğine göre, bu sınavlar, sonuçları baştan belli, şıpınişi sınavlar olacaktır. Eğitim-öğretim süreçlerinde, böylesine sakat ve güvenilmez ve de aynı zamanda bürokratlardan ve okul yöneticilerinden sonra öğretmeni de AKP’lileştirecek süreçlerin yeri yoktur.

Bu yönetmelik iptal edilmelidir.

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI