Yeni müfredat programı III

10/02/2017 Cuma
Yeni müfredat programı III

Bilindiği gibi, AKP’nin eğitim alanında gerçekleştirdiği piyasacı ve gerici dönüşümler kısaca şöyledir: 2005 müfredat değişikliği ile girişimci, 2011’de çıkarılan 652 sayılı KHK ile rekabetçi, 2012’de çıkarılan 4+4+4 yasası ile dindar ve kindar öğrenci yetiştirilmesine başlanmıştır. 2013’te, ortaöğretim yönetmeliği değiştirilerek “sorgulayan, eleştiren ve araştıran öğrenci” yetiştirilmesinden vazgeçmiştir. Okullar imam hatibe dönüştürülüp yeni imam hatipler açılırken, TEOG’da başarılı olamayanlar bu okullara gitmek zorunda bırakılmıştır. Bakanlık gerici kuruluşlarla yaptığı işbirliğini yoğunlaştırmıştır. İslam üniversitesi açılmış, milli eğitime alternatif olacak ve mütevelli heyeti üyeleri AKP’li olan Türkiye Maarif Vakfı kurulmuştur.  Diyanet işleri her kanaldan toplumu din toplumuna dönüştürme çabasına girmiştir. Bu dönüşümler, itaatkar-girişimci-rekabetçi-molla şablonunda öğrenci yetiştirerek toplumu çağ dışında bırakacak dönüşümlerdir.  

Ancak AKP’nin tüm gayretlerine karşın, gençlerin önemli bir bölümü, Gezi olaylarında da, proje okullarındaki tepkilerinde de, statlarda ve salonlarda da AKP’nin şablonuna uymadıklarını ve uymayacaklarını göstermişlerdir ve göstermektedirler. Oysa AKP, öğrencinin bu şablon dışında, “Laik, bilimsel ve özgür; fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür; okuyan, soran eleştiren ve araştıran” ya da bir başka şekilde ifade edilebilecek çağdaş nitelikler kazanmasını istememektedir.

Bu nedenle yeni müfredat hazırlanmış ve evrim konusu müfredattan çıkarılmıştır. Çünkü evrim konusu, kişiye olaylara inanç penceresi dışında bakma alışkanlığı kazandırdığı gibi, gerçekçi olma,  sorgulama, irdeleme ve araştırma düşüncesi, yaklaşımı ve alışkanlığını da kazandıran bir konudur. Kişinin nakli bilgiler üzerinden değil, denenebilen, gerçekçi ve akılcıl bilgilerle dünyayı algılamasının,  yaratıcı, özgüvenli ve sorun çözücü olmasının anahtarıdır. Merak duygusunu harekete geçiren, öğrenme ve bilgi sevgisini artıran bir araçtır. Evrim kuramı çıkarılarak, bu tür gelişmelerin önü tıkanıp öğrencinin hafızasının yaratılış düşüncesi ve dini içerikle doldurulup şablona uygun yetişmesi süreci ve de kolaylaştırılmıştır. 

Ders müfredatına  “cihat” konusunu eklenmesi de, öğrencinin şablona uygun şekilde yetişmesini güvence altına almak içindir. Yeni müfredattaki “cihat” erkek adı değil, “din uğruna savaş” demektir. Günümüzde, çağdaşlığın, evrenselliğin ve insan haklarının ön koşullarından biri, inançlara saygıdır, inançların eşdeğerde oluşudur. Gelişmiş ülkelerde çocuklara diğer inançlara saygı duyulması öğretilirken, bizde, cihat konusunun yeni müfredat içine alınmasının bir tek sonucu olacaktır: Çocuklarımızı çağ dışında bırakmak. Çocuklarımızın çağdaş değerlerle değil 14 asır öncesinin değerleriyle büyümesini sağlamaktır. Çocuklarımızı, türban kullanmayan, camiye gitmeyen, namaz kılmayan, oruç tutmayan ve birilerinin fetvalarıyla konan (kürtaj yaptırmak, kolsuz ya da kısa etekle dolaşmak, erkeklerle dolaşmak, … gibi) yasaklara uymayanlara karşı kullanmak içindir. Evrim kuramı olmayınca, çocuk, “Cihat” gibi çağdışı yaklaşımları sorgulama şansı da bulamayacaktır. Onun için, din adına yapıldığı söylenen her şey, doğru olacaktır.

Cihat anlayışıyla yetişecek çocuğun, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi eşitlik anlayışlarını benimsemesi hiç kolay olmayacaktır. Onlar için mutlak gerçek, onlara öğretilenler olacaktır. Onlara, bir önceki diyanet işleri başkanı gibi pek çok ilahiyatçının, “Kuran’da kadının başını örtmesini gerektirecek bir ifade yoktur” demeleri öğretilmeyecektir. Onlara yobaz bir anlayışa dile getirilen (fal bakmak günah gibi) din kitabında olmayan konular da öğretilecektir. Cihat anlayışıyla yetişen çocuk özgürleşemeyecek, kendi egemenliğinin bile ayrımına varamayacak, dolayısıyla yurttaş da olamayacaktır.

Yeni müfredatta inkılap tarihinin ileri sınıflara kaydırılıp 1. sınıftan itibaren, henüz kesin olarak ne mene darbe girişimi olduğu ortaya çıkmayan bir konuyla ilgili olarak, “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”nün çocuklara anlatılması da, öğrencileri AKP’lileştirmek içindir.

Bu müfredatı getirenlerin gözü o denli kararmıştır ki, yapacaklarının üstünü örtmek için gerçekleri alt-üst etmekten bile çekinmemektedirler. Örneğin bakanın, “Atatürkçü yaklaşımı öğreteceğiz” açıklaması böylesine bir açıklamadır. Cihat anlayışıyla yetiştirilecek çocuğa Atatürkçü yaklaşımın öğretilmesi mümkün değildir. Çünkü bu iki anlayış birbirine taban tabana zıt olan anlayışlardır. Bakanlık müsteşarı ise, “24’üncü madde anayasada oldukça din kültürünü okutmakla yükümlüyüz” demekte, ancak AİHM’nin kararı gereği bu anayasa hükmünün değiştirilmesi gereğinden söz etmemektedir! Müfredatta Peygamberin cihatlarına yer verilirken, bu yetkili, “Cihat Arapça çabalama anlamına gelmektedir” diyerek işi sulandırmaya bile kalkmaktadır. Bu yetkiliye göre, bebelere dini bilgiler ve Allah korkusu öğretmek çocukların düzeyine uygundur ama, “Evrim kuramını öğretmek çocukların düzeyine uygun değil”dir! Yeni müfredatta, ezbere dayalı dini içeriğin- nakli bilgilerin- ağırlığı artarken bu yetkili, “Ezberciliği azaltmaya çalışıyoruz” diyebilmektedir!

Bakanlık, 2015 stratejik planında, düşünen, sorun çözen, yaratıcı ve öz güvenli öğrenci yetiştirmeyi hedeflemiştir. Ancak yeni müfredat, çocuklara bu niteliklerin tam da tersini kazandıracak bir müfredattır. Bu müfredat, değişik inanç ve etnik topluluklarından oluşan toplum yapımıza tamamen ters bir müfredattır. Laik, bilimsel ve evrensel değerlerden uzak olan bu müfredat, eğitim boyutu sınırlı kalan öğretim anlayışından kazandırmayı hedeflediği bin dört yüz yıl öncesine özgü edinimlerine, hazırlanması aşamasından içeriğine ve uygulanmasının getireceği sarsıntı ve sonuçlara kadar, tümüyle terk edilmesi gereken bir tasarıdır.

Bu müfredat uygulandığında, kısa sürede tüm devlet okullarının imam hatipleşmesi; öğrencinin kendine yabancılaştığı gibi dindar olan ailesine bile yabancılaşıp IŞİD ya da benzeri akımlara kapılması; ailelerin çocuklarını tanıyamayacak duruma gelmesi; egemenliğin halkta olduğu anlayışının yok olması, toplumun küresel güçlerin oyuncağına dönüşmesi gibi hiç istenmeyen gelişmeler kaçınılmaz olacaktır.

Bu müfredatı engellemenin yolu, öncelikle başkanlığa “HAYIR” demekten geçmektedir.

[email protected]