Üniversitenin 'üniversite'yi bitirişi: YÖK’e göre hukuk!

01/06/2012 Cuma
Üniversitenin 'üniversite'yi bitirişi: YÖK’e göre hukuk!

Başbakan, yasal gerçekleri göz ardı edip türban konusunda da aklına geleni söylüyor: “Kimse türbanlıların üniversiteye girmesini engelleyemez” diyor. Oysa yasal mevzuat, Başbakan’ı doğrulamıyor.

Türban konusundaki yasal durumu kısaca özetleyelim. Doğramacı’nın YÖK’ü, 1982’de üniversitede örtünmeyi yasaklamış ve 1984’te ise “modern tür¬banla örtünme”yi serbest bırakmıştı. l987’de, öğrenci disiplin yönetmeliğinde yaptığı bir değişiklikle, “çağdaş kıyafet ve görünüm dışındaki bir kıyafet ve görünümde” bulunmayı disiplin suçu saymış, bir genelgeyle de durumun öğretim elemanlarınca izlenip gerektiğinde disiplin soruşturması açmalarını istemişti.

Öğretim elemanlarının bir bölümü türban konusunu önemsemiyor ya da türbanla üniversiteye girilmesinde bir sakınca görmüyordu. Laik ve demokratik bir toplumda türban kullanımının toplum yaşamına getireceği ayrımcılığa karşı duyarlı olanlar ve türbanın inançlardan bağımsız olması gereken bilimsel anlayışla bağdaşmadığını düşünenler ise ya türbanlı öğrenciyi uyarıyor ya da “Bu iş bizim işimiz değil, üniversite yönetiminin işi” diyordu.

YÖK’ten sonra Anavatan Partisi Aralık 1988’de çıkardığı 3511 sayılı yasaya, üniversitelerde dinsel inanca dayalı giysi serbestliğini sağlayacak bir madde eklemişti. Bu madde, Anayasa Mahkemesi tarafından 7 Mart 1989’da iptal edilmişti. ANAP Ekim 1990’da çıkardığı 3670 sayılı yasaya da üniversitelerde giysi serbestliği ile ilgili bir madde eklemişti. Bu madde de, Anayasa Mahkemesi tarafından 9 Nisan 1991 tarihinde iptal edilmişti.

28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu kararları sonrasında da, bu kez Gürüz’ün YÖK’ü, 1987 YÖK’üne benzer bir tutum takınmıştı. Öğretim elemanları da, yine 10 yıl öncesine benzer bir tutum sergilemişti.

Uluslararası mevzuat gereği üye her ülkeyi bağlayıcı karar veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, 29 Haziran 2004 tarihli kararıyla Türkiye’de üniversiteye türbanlı girişin yasaklanmasının hukuka uygun olduğu kararına varmıştı. AKP iktidarını pekiştirip türbanın üniversiteye girmesi çabalarını artırınca, bazı üniversiteler bu konuda daha da duyarlı olmuş ve yönerge çıkarmıştı. Örneğin Akdeniz Üniversitesinin 2006 yılında yayımladığı yönergenin ilgili maddeleri şöyleydi: “Akdeniz Üniversitesi öğrencileri derslik, laboratuar-işlik/klinik ve alan uygulamalarında devlet memurları için öngörülen giysi biçimlerine ve ek olarak uygulama alanının özelliğine göre yukarıda belirtilen giysi kurallarına uymak zorundadır” (m.6). “Giysi giyme zorunluluğunu yerine getirmeyen öğrenciler uygulama alanlarına, işlik, derslik ve laboratuarlara alınmaz ve aykırı tutumlarını sürdürenler hakkında ‘Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’ gereğince disiplin ve ceza soruşturması için gerekli işlemler yapılır” (m.7).

Türbana serbestlik çabalarından sonuç alamayan AKP, giysi serbestliği için Anayasa değişikliğine gitmiş, bu değişiklik de 5 Mayıs 2008’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti.

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi, var olan hukuk sistemi açısından türbanın üniversiteye girişine izin vermemektedir. 2008’den buyana bu konuda yasal bir değişiklik de söz konusu değildir.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararlarının arkasında, “dinsel bir simge olarak türbanın tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır” gerekçesi vardır. Bu gerekçe, kamusal alanlar ve hizmetler için ve de özellikle eğitim, sağlık ve hukuk alanlarında yaşamsal bir durumdur. Laik Batı ülkelerinde dinsel simgelerin okullara sokulmasının yasaklanmasının arkasında bu gerekçe vardır.

Türkiye’nin toplu taşım araçlarında pek çok insanın gözlemlediği bir durum yaşanmaktadır. Bu araçlarda başı açık yaşlı kadınlara yer vermeyenlerin bir bölümü, araca genç bir türbanlı kadın bindiğinde hemen yerlerinden fırlamaktadır. Türban kullanımı yaygınlaştığında, büyük olasılıkla kamusal alanlarda da, okullarda da, adliyede ve hastanede olacak olan, benzeri ayrımcılıklardır. Türban okulda rol modeli olacak, erkek hastaya dokunulmayacak, eğitimde ve yargıda ayrımcılık alıp başını gidecektir.

Ancak başı açık kızlarla evlenip onları türbana sokanların iktidarında ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından kısa bir süre sonra YÖK AKP’lileşmiştir. Genellikle türbanla üniversiteye girilmesini savunan adaylar arasından rektör atanmasıyla üniversitelerin YÖK’e göre davranmaya başlaması da hız kazanmıştır.

Üniversiteler tutum değiştirse de, kimilerinin türban konusunda duyarlı davranması, yasalara uyması ve de türbanlı öğrenciyi uyarması, var olan yasal sisteme ters düşmeyen bir davranıştır. Esasında geçerli yasal mevzuat karşısında üniversitenin öğretim elemanından önce türban konusunda duyarlı olması beklenir. Üniversitenin, kadınların türbana sokulmasını ve toplumun dincileşmesini önleyici çalışmalar yapması da beklenir. 635, 651, 652, 653 ve 656 sayılı Kanun Hükmüne Kararnamelerle, 4+4+4 yasasıyla, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yüklenen görevlerle, milli eğitim bakanlığının çıkardığı ve çıkarmaya hazırladığı yönetmeliklerle, liselerin imam hatip liselerine dönüştürülmesiyle ve benzeri değişimlerle gericilik ve piyasacılık alıp başını gitmektedir. Üniversitelerde, iki ilahiyatçının alınması karşılığında gerçek bir felsefeciye kadro verilmesi gibi hesaplar yapılır hale gelmiştir. Bazı üniversitelerde öğretim elemanı alımında inanç faktörü ağırlık kazanmaya başlamıştır. Üniversitelerde “Bilim, türler arası evrimi neden kabul etmiyor?” başlıklı sempozyumda olduğu gibi bilim karşıtlığı hızla yaygınlaşmaktadır.

Geçerli mevzuata göre davranıp türbanlı öğrencisini uyaranlara soruşturma açılması dün YÖK istiyor diye giysi yönergesi çıkaran üniversitenin, bugün YÖK istiyor diye türbanlı öğrencileri uyaran elamanı hakkında soruşturma açması ve ceza vermeye kalkışması, hem de üniversitenin kabul ettiği giysi yönergesi geçerliyken bunu yapması, hukukun ayaklar altına alınması ve “üniversite”nin bitirilişi anlamına gelmektedir.

İçinde bulunduğumuz günler, her zamankinden çok üniversitenin “üniversite”ye sahip çıkması gereken günlerdir. Bugün “üniversite”yi sahiplenmeyenler ne zaman sahiplenecektir?

[email protected]