Uluslararası Yükseköğretim Kongresi (I)

08/07/2011 Cuma
Uluslararası Yükseköğretim Kongresi (I)

Bu kongre, bir ay kadar önce, 27-29 Mayıs günlerinde yapılmış olsa da, araya giren genel seçimler nedeniyle ilgili irdelemeler bugünlere kaldı. Kongreye katılamadığımdan buradaki irdelemeler, ulaşabildiğim yazılı kaynaklara dayanıyor.

Bu kongre, birkaç açıdan önemli ve de ilginç durumlar içeriyor. Yükseköğretimi “yeniden yapılandırmaya” soyunan YÖK tarafından “Yeni Yönelişler ve Sorunlar'' adıyla düzenleniyor. YÖK üyesi Durmuş Günay kongrenin koordinatörlüğünü yürütüyor. 90’ı Türkiye’den olmak üzere 25 ülkeden 300 konuşmacı katılıyor. Kongre, internetten canlı yayımlanıyor. Böylesine uluslararası bir kongreyi Cumhurbaşkanı himaye ediyor. Kongre oturumları Swiss Otel’de ve adları Asuka, Bern, Fuji, Lausanne, Montreux, Montreux, Neucthetel olan odalarda/salonlarda yapılıyor. Kongreyi izlemek isteyenler yüklü bir para ödüyor. Kongreye katılanlar, ilk akşam Dolmabahçe Sarayı’nda, ikinci akşam Mimar Sinan Üniversitesi’nin Tophane-i Amire olarak adlandırılan mekanında ve son akşam da yat gezisinde verilen yemeklerle ağırlanıyor.

Kongreyle ilgili bir başka ilginçlik, katılımcılara dağıtılan, “Cep Programı” adını taşıyan ve kongreyle ilgili olarak hangi saatte, nerede ve ne yapılacağını açıklayan kitapçıkta görülüyor. Genel başlıklar Türkçe ve İngilizce olarak birlikte verilirken salon konuşmalarını adlandıran başlıklarda, keyfe keder bazen Türkçe, bazen de İngilizce sözcükler kullanılıyor. Bir yerde “Globalization, New Approaches” gibi İngilizce, bir başka yerde “Küreselleşme, Yeni Yaklaşımlar” gibi Türkçe sözcükler bazen Türkçe “Diğer Konular” başlığı bazen de hem Türkçe hem İngilizce “Diğer Konular/Miscellaneuos Topics” alt başlıklarının kullanıldığı görülüyor! “Yükseköğretim Felsefesi” başlığı altında, “Uluslararası Standartlarda Türk Denizcilik Eğitimi Modeli” ile “Küreselleşme Başlığı” adı altında da “Sanat Eğitimi Veren Yükseköğretim Kurumlarında Uygulanan Sınavda Sözlü Mülakat” gibi bildirilere yer veriliyor!
“Cep Programı”na bakanlar, “Bunu hazırlayanlar YÖK’ü yeniden yapılandıracak ha!” bildirileri dinleyenler de pek çok kez, “Yeniden yapılandırmada bunlar olacaksa vay yükseköğretimin haline vay!” diyorlar. Zaten durum, daha açış konuşmalarından belli oluyor.

Koordinatör Günay kongreyi açış konuşmasında, “… sistemdeki problemler nedir, gelecekte nasıl bir yükseköğretim sistemi öngörmeliyiz, bunun üzerinde bir tartışma meydanı olsun istiyoruz. Yükseköğretimin tartışılacağı bir 'yükseköğretim meydanı' oluşturmak istiyoruz” diyor. Ancak “tartışma meydanı” isteyenler, bu kongreye tam kadro katılıyor da, bu kongreden iki hafta önce 14-15 Mayıs 2011 günlerinde öğretim üyeleri derneklerince düzenlenen ve “Üniversitede Yeniden Yapılanma” konusunun irdelendiği 6. Üniversite Kurultayı’nı yok sayıyor, bir kişi bile göndermiyor. Geçen Kasım ayında ODTÜ’de yapılan 5. Üniversite Kurultayı’nı da, daha önceki yıllarda Ankara Üniversitesi’nin ya da Eğitim Sen’in düzenlediği ve üniversite sorunlarının tartışıldığı bilimsel toplantıları da umursamıyorlar! Yeniden yapılanma konusuna eleştirel yaklaşan kongreleri yok sayan YÖK, nasıl oluyorsa “tartışma meydanı” istiyor! Kongreye katılanların çoğu parasalcı ve küreselleşmeci ülkelerden gelen yabancılar ve yerlilerin önemli bir bölümü de YÖK’çü olunca, istenenin geçekten “tartışma” meydanı değil de, rahatlıkla at koşturacakları bir “meydan” olduğu belli oluyor.
Bu meydanı korumak için de, “YÖK kalkacak, polis gidecek Sermaye defol, üniversiteler bizimdir …” gibi sözlerle üniversitelerin piyasalaşmasına karşı çıkmak isteyen öğrencilere göz açtırmıyorlar.

Açış konuşmasında, “Birçok ülkenin yeni bir yüzyıla girerken, yükseköğretimde birçok araştırmacı tarafından ‘'Altın Çağ’ olarak nitelenen dönemleri geride bıraktığını” söyleyen YÖK Başkanı Özcan, hemen arkasından, ''Türkiye de son dönemde yükseköğretimde altın bir çağa girmektedir'' diyerek övünebiliyor! Özcan, “Yükseköğretim kurumlarının sayısının … 2003'de 77 iken 2011'de 165'e yükseldiğini” söylüyor da, yükseköğretim bütçesinin ne kadar yükseldiğini bir türlü söyleyemiyor!

Cumhurbaşkanı da, açış konuşmasını dinleyenlerin çoğunlukla yabancı ve YÖK’çü olmasının rahatlığıyla yapıyor. Cumhurbaşkanı, özgürce araştırma yapıp hiçbir şekilde gerçeği araştırmaktan korkmayan bir akademisyen hakkında Kocaeli Üniversitesi’nin ve adli makamların soruşturma açmalarını yadsıyarak, “Üniversite, asli vazifesi olan bağımsız araştırmaları yapabilsin ve bunları özgürce öğrencilerine aktarabilsin diye özerk olmuş kurumlardır. … Hocalarımız, özgürce araştırma yapmalı ve hiçbir şekilde gerçeği araştırmaktan korkmamalıdır” diyebiliyor!
Cumhurbaşkanı, YÖK’ün AKP’leşmesini sağlayan ve YÖK’ün özerkliği törpüleyerek üniversiteleri tek tipleştirmesine destek veren makam değilmiş gibi, ''YÖK, artık üniversiteleri kontrol altına almaya adanmış bir kurum olmaktan çıkmalı ve üniversiteler arasında koordinasyonu sağlayan ve kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlamaya dönük tedbirler alan bir kurum olmalıdır'' diyebiliyor!
Cumhurbaşkanı, henüz basılmamış kitap yazmaktan, parasız ve eşit eğitim istemekten, düşüncesini açıklamaktan tutuklananlar, neden suçlanıp tutuklandıklarını bilmeyen sanıklar ve aylardır tek kişilik hücrelere konan yazarlar yokmuş gibi, AKP militanlarına taş çıkartırcasına, “Demokrasimiz her geçen gün biraz daha kökleşmekte ve olgunlaşmaktadır'' diyebiliyor!

Üniversitelerde F-tipi kadrolaşmayı ve anlayışların yaygınlaşmasına destek veren Cumhurbaşkanı, eğitim, felsefe ve sosyoloji bölümlerinde ilahiyatçıların giderek artan oranda istihdam edilmelerini görmezden gelip ''Ülkenin artık her tarafında bulunan üniversiteler hem farklılıklara olan hoşgörüyü artıracak hem de kalkınmanın motoru olacaklardır. … Üniversite müfredatı sabit fikir ve doğmaların ezberleştirilmesini dışlamalı, eleştirel düşünceyi öğretmeyi esas almalıdır. … Üniversite, artık eskiden olduğu gibi öğrencileri tek tipleştirme ve aynılaştırma gayesi güdemez” diyebiliyor!

Cumhurbaşkanı, öğretim dili Türkçe değil de İngilizce-Almanca olacak Türk-Alman Üniversitesi’nin açılışını yapmamış gibi, ''Her şeyden önce herkesin kendi dilini çok iyi bilmesi gerekir. Bu anlamda dünyanın bazı iyi üniversitelerinde mühendislik talebesi ve tıp öğrencisinin bile kendi dili ile ilgili kompozisyonların yazılmasının ders olarak okutulduğunu biliyoruz. Kendi dilini çok iyi bilmeyenin, başkasının dilini iyi öğrenmesi mümkün değildir” diyebiliyor!
Cumhurbaşkanı, insanı insanlıktan çıkaracak rekabetin üniversitelerde de olmasını, “Devlet üniversiteleri arasındaki rekabeti elastik bir yapıya kavuşturduğumuzda, performansları açık ölçüldüğünde ve ilan edildiğinde bu rekabet başlayacaktır” sözleriyle destekliyor!

Açılış konuşmaları, AKP’nin “ileri demokrasi” söylemini kullanarak yükseköğretimi nasıl yeniden yapılandıracağının ipuçlarını veriyor.

[email protected]