Türkçe ezan!

16/11/2018 Cuma
Türkçe ezan!

Türkçe ezan, Arap harflerinden vazgeçilmesi konusunda olduğu gibi, Osmanlı zamanında gündeme gelmiş bir konudur. Ziya Gökalp’in 1918’de yazdığı “Vatan” şiirindeki şu dizeler bu durumun bir kanıtıdır: “Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,/ Köylü anlar mânasını namazdaki duanın…/ Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur, Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdanın… .”

1930 başlarında Türkçe ezan yeniden gündeme geldiğinde, 4+4+4 yasasında olduğu gibi olay oldubittiye getirilmemiş, T. Atay’ın belirttiği gibi, bu değişikliği “son derece ciddi, kılı kırk yaran bir dikkat, titizlik ve özen içinde yapmıştır. Hafız Burhan başta olmak üzere bir hafızlar heyeti çeşitli makamları (segâh, suzinak, ferahnak, saba) deneyerek, Arapçadan Türkçeye geçişte uygun okuma usullerini tartışarak Türkçe Yasin, mukabele, ezan okumanın en nitelikli şekillerini belirleme yolunda uzun soluklu bir çalışma yürütülmüştür” (T24 internet gazetesi, 12 Kasım 2018).

Anadili Türkçe olanlar için, çocuklarına Burçak, Erdoğan ve Oğuz gibi Türkçe adlar vermeleri; ezanın Türkçe okunması; Allah sözcüğü yerine Tanrı sözcüğünün kullanılması; insanların birbirlerine hayırlı günler yerine iyi günler, selamünaleyküm yerine günaydın/merhaba demeleri ve Türkçe mevlit okunması gibi uygulamalar, aklen, fikren ve ilmen İslamiyet karşıtlığıyla ilişkili bir durum değildir. Anadilini kullanmanın doğal bir sonucudur. Kitap getirmiş peygamberin kitabında kullandığı dil, o peygamberin anadilidir. Farklı anadilleri olan Hıristiyan topluluklar, İsa’yı ve İncil’i kutsal kabul etsele de yüzyıllardır kendi dilleriyle ibadet etmektedirler. Çünkü iletişim ile söylenenleri ve yazılanları anlamayı kolaylaştıran en geçerli araç insanların anadilleridir.  

Müslümanlar arasında, Arapçanın kutsal bir dil olduğunu düşünenler, bu düşüncenin gençlere öğretilmesi ve de hatta dayatılması davasını üstlenmiş olanlar vardır. Bilindiği gibi yeryüzünde binlerce farklı dil vardır. Bu diller, on binlerce yılda ilgili toplulukların “dili” haline gelmiştir. Dilleri simgeleyen yazı da, harfler de, yaşanmış on binlerce yılın ürünüdür. Tarihsel süreçte diller değiştiği gibi kullanılan harfler de değişim göstermiştir. Pek çok dil de unutulup gitmiştir. Örneğin Türklerin Orhun Vadisi’nde, Osmanlı zamanında ve günümüzde kullandığı dil de geçmişe göre farklıdır, alfabe de. Arapça da bütün diğer diller gibi değişmiştir ve değişmeye devam edecektir. Bu nedenle bir dili kutsal bir dil saymak ve anadilleri Arapça olmayanlara bu anlayışı dayatmak anlamlı olmamaktadır. Ayrıca Arapça kutsal bir dil ise, anadilleri Arapçadan faklı olan peygamberlerin kullandıkları diller de kutsal demektir. 

Arapçanın kutsal bir dil olduğunu dayatanların bir bölümü, “ ‘Anlamadan Kur’an okunmaz’ diyerek herkesin Kuran’ı anlamasını tavsiye etmek büyük bir sapıklıktır...; Hangi tercüme olursa olsun hiçbir tercümeden din öğrenilmez...  Mushafı (Kuran’ı) hiç okumayıp, sırf hayır ve bereket için evinde saklamak caiz ve sevaptır...” gibi şeyler söylemektedirler (Dün’den Bugüne Türklerde Dil ve Din, 2016, Otopsi Yayınevi). Bu nedenle, Arapçayı kutsal dil olarak dayatmak, ancak Arapça bilenlerin dini anlayış ve pratikler üzerindeki hegemonyalarını yitirmek istememeleriyle açıklanabilmektedir. İstenmeyen, ayetler Türkçe okunduğunda, halkın söylenenleri kolayca ve anında anlaması ve dinci geçinenlerin gözden düşmesidir.   

Bir başka nokta ise, kişilerin Arapçayı ya da herhangi bir şeyi kutsal olarak algılamaları ile devletin bir dili ya da herhangi bir şeyi kutsal olarak algılaması bambaşka bir durumdur. Devleti yönetenlerin, bırakın dayatmayı, herhangi bir şeyi kutsal diye tanımlaması bile laik devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.

Bu bağlamda, Türkçe ezan için söylenenlerin gerçeklerle ilgisi olmadığını da belirtmek gerekir. Türkçe okunan mevlit zulüm değilken Türkçe ezanın zulüm olması düşünülebilir mi? Bu toplumda 18 yıl Türkçe ezan okunmuş ve anlamlı kitlesel tepkiler olmamıştır. Üstelik ezanın Türkçe okunduğu yıllarda doğan (benim gibi) yüz binlerce çocuk, ezan Arapça okunduğunda şaşkınlığa uğramışlardır. Türkçe ezanın insanı değerlerinden uzaklaştırdığı söylemi de anlamsızdır: İnsanın anadilini kullanması, kişiyi değerlerinden uzaklaştırmaz, bilakis değerlerini daha iyi anlayıp sahiplenmesini sağlar. 

Bilindiği gibi AKP, Tanrı sözcüğü yerine Allah sözcüğünün kullanılmasını ve öğrencilerin selamünaleyküm demesini istemektedir. Türk ceza yasasında yer alan “aşağılama” sözcüğü yerine “hakaret, tahkir, tezyif” gibi sözcüklerin kullanılmasını yeğlemektedir. Türkçe başta olmak üzere yaşamın her alanına muhafazakar bir biçimde yaklaşan AKP’nin Türkçe ezan konusundaki yaklaşımı pek şaşırtıcı değildir. Ancak, Atatürkçü olduğu sanılan ve Türkçe ezan uygulamasını getirip 18 yıl sürdüren bir partinin- CHP’nin eğitim konularından sorumlu bir yetkilisinin, partili bir arkadaşının ezanın Türkçe okunmasını istemesini, “En tehlikeli duruş” olarak tanımlamasını ve bu parti liderinin ezan konusundaki açıklamasını anlamak mümkün değildir. Bu tutum, neredeyse umarsız durumda kalan akrebin durumuna benzemektedir. 

Bu toplum, iktidarın da, ana muhalefetin de ezan konusundaki yaklaşımını hak eden bir toplum değildir. 

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI