Türban Çıkmazı

15/10/2010 Cuma
Türban Çıkmazı

1970’li yılları anımsayanlar bilir. Demirel’in Adalet Partisi’nin iktidarında Anadolu kentlerindeki lokantalar Ramazan ayında kapılarını kapatırlardı. Az buz değil 8 yıl kadar süren AP iktidarından sonra, Ecevit’in 1974 yılında Erbakan ile yaptığı koalisyon sırasında lokantaların pek çoğu Ramazanda açık kalmıştı. O zamanların CHP’si, göreceli ve bir nebze de olsa mahalle baskısını hafifletebilen bir partiydi.

Şimdi zaman değişti, CHP, sıcaktan bunalınca da soğuktan donunca da imdada yetişen (reklamdaki) yalıtım malzemesi gibi, türbanda sıkıştıkça AKP’nin imdadına yetişiyor. MHP’nin desteğiyle kalkıştığı türbanla ilgili anayasa değişikliğini gerçekleştiremeyen AKP türbanda tıkanmış, bu sorunu çözemedi diye dinci cephede ona karşı tepkiler oluşmuş ve türbanlaşma hızı yavaşlamıştı. Baykal’ın “çarşaf” açılımı Hızır gibi yetişmiş ve kaba bir tahminle Boğaziçi’nde bile türbanlı sayısı birden yüzde 10 kadar artmıştı.

YÖK’e türbancı üyelerin ve üniversitelere de türbancı rektörlerle dekanların atandığı, bununla da yetinilmeyip türban yanlısı badem bıyıklıların olur-olmaz görevlere getirildiği, F-tipi örgütlenmenin ve komploların yoğunlaştığı, toplu kopya olaylarına cemaat adının karıştığı bir dönemde türbanlaşma yine hız kesmişti. Bu kez de Kılıçdaroğlu çıktı sahneye, halk oylaması sürecinde üç oy uğruna, “Biz türban sorununu çözeriz” dedi! Sen misin bu kapıyı açan, al sana türban dercesine, Boğaziçi’ndeki türbanlı sayısı belki de yüzde 20 kadar çoğaldı. Geçen yıl türbanlı olmayan pek çok öğrenci şimdi türbana büründü.

Kılıçdaroğlu böyle deyince, bizim türbancı YÖK ve rektörlerle liberallere gün doğdu. Bir liberale göre türban, “Türkiye’nin kabul edilmesi gereken bir gerçeği” oldu! Anlaşılan yeni liberal anlayış bu: Türkiye’nin gerçeği sayılan şey, olumsuz da olsa kabullenilmeli! Mahalle baskısı, cemaatleşme, ülke kaynaklarının pazarlanması, … Türkiye’nin gerçeği olduğunda kabul edilecek! Ne hoş değil mi? Eleştirme yok, irdeleme yok, karşı duruş yok, mücadele hiç yok tek çözüm teslimiyet!

Haydi diyelim ki “Türkiye’nin gerçeğini” kabul edeceğiz. Peki! Bırakalım başka konuları, türban ve özgürlük konusunda Türkiye’nin gerçeği nedir?

Üniversitede türban serbest bırakılırsa, gerçek olacak olan ne, türbanlaşmanın ortaöğretime, ilköğretime ve okulöncesi eğitime de yayılacağı mı yayılmayacağı mı? Türban, üniversitede serbest bırakıldığında, kamusal alanda yasaklanabilir mi, kamusal alanda da serbestlik verilir mi?

Gerçek olan ne, türban kullananlar yalnız üniversitede mi türban kullanmak istiyorlar, her alanda mı? Yığınlar halinde, Anadolu öğretmen liselerinde bile türbana sokulan kızlarımız ve başı açık olarak geldiği eğitim fakültelerinde türbana bürünenler, öğretmen olduklarında başlarını açmak için mi türbana giriyorlar?

Gerçek olan ne, türbanlaşma özgürleşme mi, kadınların zapturapt altına alınması mı?

Gerçek olan ne, türbanlaşma giyinme özgürlüğü mü, inançlara göre yaşama özgürlüğü mü?

Gerçek olan ne, türbana serbestlik verildiğinde, çarşafla, feraceyle, burka ile, … üniversiteye gitmek isteyenlere izin verilecek mi verilmeyecek mi? Türbanı serbest bırakıp bunları yasaklamak demokratik olur mu?

Gerçek olan ne, demokratik toplumlarda insanların inanç özgürlüğüne sahip olması mı, inançlarını istedikleri gibi yaşaması mı? Demokratik bir toplumda, isteyen birkaç kadınla evlenebilir mi? İsteyen, “Ben kızıma, oğluma vereceğim mirasın yarısını bırakıyorum” diyebilir mi kızını 11-12 yaşında ya da para karşılığında evlendirebilir mi? “Ben kadının şahitliğine inanmıyorum” diyebilir mi? Bir hırsız, dolandırıcı, belgede sahtekarlık yapan, ihaleye fesat karıştıran ya da malzemeden çalma uğruna çürük binalar yapan bir kişi diyelim ki üç yıla mahkum oldu. “Ben inançlarıma göre yaşamak istiyorum, bana üç yıl hapis cezası vermeyin sağ kolumu bilekten kesin” dese, inanç özgürlüğü var deyip onun isteğine uymak mı?

Demokrasilerde, “birden fazla kadınla evlenmek olmaz miras ve şahitlikte kadın-erkek ayrımı yoktur cezalar göksel güçlerin değil dünyevi güçlerin belirlediği yönde verilir, bu konularda inançlara göre davranılmaz, ama kişi inancı gereği türbana girebilir” mi?

Basına yansıdığından bildiğimiz kadarıyla, sağ olsunlar Cumhurbaşkanımız da, Başbakanımız da, ağzına geleni söyleyip sağa sola tehditler savuran Başbakan Yardımcımız da, başka bakan ve milletvekilleri de, evlendiklerinde başları açık olan eşlerini türbana sokmuşlar. Bu olayda gerçek olan ne, erkeklerin despotluğu mu, kadınların özgürleşmesi mi?

Sahi! Gerçek olan nedir? Birilerinin kızların türbana kapanması için, okulları, yurtları, dershaneleri kullanması, kayıt zamanı tren ve de otogarları ile okul kapılarında, hatta öğretim üyesi olmak için gittikleri ülkenin havaalanında masalar kurup gençleri, yuva, aş ve harçlık vererek cemaatleştirmeye çalışmaları mı özgürlüktür, gençleri çaresizliğe düşmekten korumaya çalışmak mı?

Gerçek olan ne, yoksunluk ve devletin sahip çıkmaması nedeniyle cemaatlere yanaşıp türbana girmek mi özgürlüktür, mahalle baskısıyla türbanlaşmak mı?

Gerçek olan nedir, çocuğun, gencin, yetişkinin, cahilin ya da okumuşun kendi iradesine göre hareket edebilmesi mi özgürlüktür, kendisini cemaat liderinin, şıhının ya da şeyhinin iradesine teslim etmesi mi?

Özgürlük, türbana girip Bosna’da, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da, Filistin’de yaşamı Müslüman’a dar eden Amerika’ya ses çıkarmamak ve Amerika ile işbirliği içinde olanları desteklemek midir?

Türbanı savunanların önemli bir bölümünün, Osmanlı hayranı, cumhuriyetin kazanımlarına karşı, evrim kuramına düşman ve sıkıştıklarında da bilimsel bulgular yerine inanç kitaplarına başvuracak şekilde yetiştirilmeleri mi özgürlüktür?

Gerçek olan ne? Şafii, Hambeli ve Maliki mezhebinden olandan, Alevi’den, Süryani’den, Hıristiyan’dan, Musevi’den, inançları olmayandan alınan vergilerle Hanefi imamlara maaş ödemek ve camileri yaptırmak mı özgürlüktür, Alevilere ve diğerlerine Hanefi din kültürü ve ahlak bilgisi dersini zorunlu olarak dayatmak mı?

Gerçek olan ne, türban çıkmazına sokulan Türkiye’de kim kazanıyor? Demokrasi mi, bilim mi, kadınlarımız mı, emekçiler mi, toplum mu? Ülkenin kaynaklarını pazarlayanlarla AB ve ABD gibi emperyalistler mi?

[email protected]