Turan Dursun'a mektup

07/09/2012 Cuma
Turan Dursun'a mektup

Sevgili Turan Dursun,

Bilerek ve isteyerek öldürülmenin üzerinden 22 yıl geçti! Hem dün gibi, hem de asırlar öncesindeymiş gibi.

Biliyorsun, suçun büyük! Şıhlardan şeyhlerden, hacılardan hocalardan, kaçak kurslardan öğrenim görmekle kalmamış yurt dışında da dini öğretim görmüşsün! Koca devletin müftüsü olmuşsun! Ammaaaa, okumaya ve öğrenmeye son vermemişsin! Üstüne üstlük, düşünmeye, sorgulamaya ve gerçekleri dile getirmeye başlamışsın! Örneğin, milattan 3000 yıl kadar önce kaleme alındığı tahmin edilen Sümerler'in Tufan efsanesini okumuşsun. Okumakla yetinmemiş, “Bu efsane kutsal kitaplarda ne arıyor?” diye sormaya başlamışsın! Kendini tutamamış, bir de, 1960’larda Tarık Zafer Tunaya'nın başkanı olduğu Devrim Ocakları'nın kurucuları arasına girmişsin!

En önemlisi de, sorguladıkça, özgürleşmişsin! Türkiye eğitim sisteminin, yapması gerektiği halde bilerek yapmadığını, sen kendi kendine başarmışsın. Suçun büyük!

Sevgili Turan Dursun,

“Aradan 22 yıl geçti, az zaman değil, ülkem şimdi barış ve refah içinde, güllük gülistanlık bir ülke haline gelmiştir, ben göremedim diye” üzülme. Bu gün, 22 yıl öncesini bile arar hale geldik.

Anımsarsın, sen katledildiğinde, okullarda Türk-İslam sentezi anlayışıyla, çocukların okuması, sorgulaması, eleştirmesi ve araştırması yerine “itaatkar” olması için eğitim yapılıyordu. Son on yılda bu anlayışı biraz çağdaşlaştırdık (!), parasalcı-İslam sentezine döndük: itaatkar olacak öğrencinin aynı zamanda (kısa yoldan ve başkalarının sırtından köşe dönmeyi bilecek) girişimci olmasını da istedik. Son bir yılda ise, yeni bir aşamaya geçtik, parasalcı-Osmanlı-İslamı anlayışına sıçradık. Çocukları itaatkar, girişimci ve Osmanlı hayranı molla yapmaya soyunduk.

Katledilişinden günümüze kadar olup bitenleri özetlemek zor. Ancak son birkaç günde olup bitenleri özetlemek bile ne durumda olduğumuzu açıklayabilir.

Hükümet, eğitimcilerin, psikologların ve sağlıkçıların tüm uyarılarına karşın, çıkardığı yasa ile, 66 ayını dolduran çocukların okula başlamasını kararlaştırdı. Sonra, çocukların okula başlayacak gelişimde olmadıkları raporla belirtildiğinde, çocuğun daha geç okula başlayabileceğini duyurdu. Şimdi de Başbakan kalkıyor, 66 ay ile ilgili rapor alan ailelerin “Benim evladım geri zekalıdır dediklerini” söyleyebiliyor! Bu söylemle de yetinmiyor, “Çocukları için rapor alanlar, evlatlarına ihanet içindedirler” diyor!

Bu kararların arkasındaki kişilerden biri olan milli eğitim bakanı Ömer Dinçer de, çocukların erken yaşta okula başlaması konusunda, “Normal vatandaşlar bizi destekliyor. 66 aya itiraz edenler PKK yanlısı ve laik kesimler” diyebiliyor! Koca bakan, açık açık, laikliği, bir anormallik olarak gördüğünü beyan etmiş oluyor! Bu tür sözleri ağzından kaçıran, çağdaş ülkelerde görevinden ayrılmak zorunda kalıyor, bizde ise koltuğunu sağlamlaştırıyor!

Başbakan, “İmam hatipleri, Türkiye’nin en gözde okulları yapacağız” diyor! Bilimsel eğitim yapılan okulları imam hatip okullarına dönüştürüyorlar! Tüm liseleri imam hatiplerle birlikte aynı yerleşkede toplamayı planlıyorlar! Bir AKP milletvekili, "Bütün okulları imam hatip okulu yapma şansını elde etmiş durumdayız" ve “Memleketin geleceğini satmayan, inancına saygılı diplomatlar, yöneticiler o zaman bu memleketin başına gelecektir” diyor! Camilerde bile çocukların imam hatiplere kayıt yaptırması propagandası yapılıyor. Kaş İmam Hatip Lisesi, “Taşıma ve yemek devlet tarafından karşılanacaktır” afişleriyle çocukları, imam hatiplere kayıt yapmaya teşvik ediyor!

Sonra da milli eğitim bakanı sıfatını taşıyan kişi, “Biz aslında imam hatipler için yola çıkmadık. İmam hatiple alakası yok” diyebiliyor.

İlim Yayma Cemiyeti Merzifon Şubesi, “Haydi çocuklar camiye, namazını camide kıl, puanını topla, ödülünü kap!” afişiyle hem reklam yapıyor hem de parasalcı-İslamın canlı örneğini veriyor. Kütahya Valiliği bir proje başlatıyor, “Osmanlı Devleti'nin kurucuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey'in yetişmelerinde Hayme Ana kadar etkili olabilmiş başka bir insan gösterilemez” gerekçesiyle doğacak çocuklarına Hayme Ana adını verecek üç aileye birer küçük altın hediye ederek Osmanlılığı özendirmeye kalkışıyor!

İmam hatip dışındaki okullara da, yasayla molla yetiştirecek dersler ekleniyor. Bu yasa ile yasa sonrasında bakanlığın gerçekleştirdiği uygulamaların önemli bir bölümü açıkça ve birkaç yönden anayasayla uyuşmuyor. Yıllar önce, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu için AKP’nin kapatılmasını isteyen Cumhuriyet Savcısı ile bu partiyi cezalandırmış olan Anayasa Mahkemesi, olayları seyretmekle yetiniyor!

AKP iktidarı, ekonomik konularda ve dış siyasette Batı’nın (ABD ve AB’nin) taşeronluğunu yapıyor. Dün dostu olana, ABD, “Saldır” deyince saldırıyor. Sonra da AKP yandaşı bir gazete, Batı ülkeleriyle ilgili yalan yanlış bilgiler verip erken yaşta okula başlanması konusuna karşı çıkanlar için, “4+4+4’ü eleştirenler AB’ye kör” deyip “Batıcı laiklerin gözüne girsin” diyerek manşet atabiliyor!

Sevgili Turan Dursun,

Gördüğün gibi, çocukların özgürleşip kendilerini gerçekleştirmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Sonra da, Başbakan okula başlayan çocuklara mektup gönderiyor: “Türkiye’nin daha güçlü, daha müreffeh, daha demokratik bir ülke olabilmesi, bölgesinde ve dünyada etkin, saygın bir konumda bulunabilmesi için eğitim hayati derecede önem arz ediyor. Biliniz ki aziz milletimiz size güveniyor” diyebiliyor!

1990’lı günleri aramak da ne demek, yarın, bugünü bile arayacağız!

[email protected]