Toplumu kandırma bakanlığı (II)

29/09/2017 Cuma
Toplumu kandırma bakanlığı (II)

8 Eylül tarihli yazının devamı, bakanın o günlerdeki söylemleriyle ilişkili olacakken kandırmacalar TEOG üzerine yoğunlaşınca durum değişmiş oldu.

AKP, son 14 yılda eğitim sisteminde 13 temel değişiklik yapmış bulunuyor. Sonra da bakan, “Eğitim konusunda başka ülkelerde de değişiklik yapıldığını ancak Türkiye'de yapılınca farklı karşılandığını” söyleyip yakınarak toplumu kandırmayı yeğliyor. Çünkü hiçbir ülkede, aynı iktidar, sistemi birkaç kez değiştirmeye kalkışmıyor. Üstelik başka ülkelerde sistem, eğitsel açıdan gözlemlenen kimi eksiklikleri gidermek için yapılıyor; bizde ise değişiklik nedeni piyasacılığı ve gericiliği yoğunlaştırıp pekiştirmek.

Her değişiklik, dininin ve kininin davacısı olacak daha çok genç yetiştirmeye yönelikken, bakan,  sanki dininin ve kininin davacısı olanlar daha çok yaşarmışçasına, “Değişimin amacı insanlarımızı daha uzun yaşatmak. Türkiye'nin 2002'deki ortalama yaşam süresi 69, şimdi 75'in üzerinde” diyerek, toplumu kandırmayı yeğliyor.

Bakanın, “Türkiye’nin şu anda eğitim seviyesi geçmiş yıllardan kat kat iyi” demesine ne demeli? Bu söylemi, TEOG sonuçları da, YGS ve LYS sonuçları da, PİSA sınavları ve OECD’nin yaptığı yetişkinlerin yeterlik düzeyi araştırma sonuçları da, okul dışında kalan öğrencileri oranı bakımından OECD ülkeleri içinde hâlâ alt sıralarda olduğumuzu açıklayan raporlar da yalanlıyor.

Sınav sayılarını artıran AKP değilmiş gibi, TEOG’un kaldırılmasıyla ilgili olarak bakan, “Amaç, öğrenciye daha az sınav stresi yaşatacak modeli bulmak” derken de, toplumu kandırıyor. Çünkü çocuğun özgürleşmesini ve dünyayı sağlıklı bir şekilde anlamasını engelleyecek değişikliklerle, çocuklara giysi konusunda getirilen yasaklarla ve gerici dayatmalarla, çocukları sevmediklerini gösterenlerin, çocukların stresiyle ilgilenmeleri inandırıcı olmuyor.

Çünkü amaç “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.” Bunu şöyle açıklamak mümkün. AKP SBS’yi getirdiğinde bu sınava ilk kez din kültürü ve ahlak bilgisi (DKAB) dersini de katmıştı. Amaç, sınavla girilecek okullara gidenlerin de, imam hatiplere gitmiyorlarsa, belirli ölçülerde Sünni-Hanefi olmalarının istenmesiydi. TEOG uygulamasına geçildiğinde de, yukarıda özetlenen gerekçeyle DKAB dersinden soru sormaya devam ettiler. Bu arada TEOG, genel liseler kapatıldığından, sınavı kazanamayanları imam hatibe (ya da açıkliseye) gönderme aracına dönüştü. Ancak tüm yatırımlarına karşın, imam hatipler üniversite sınavında başarılı olamıyor. Başarılı olan devlet liseleri, öğrencisini sınavla alan liseler. Dolayısıyla amaç stres falan azaltmak değil, imam hatip anlayışını başarılı liselere taşımak. Bu konuda bir engel TEOG: 6 ders yerine yalnız DKAB dersinden sınav yapılsa da olmuyor, bu dersinin ağırlığını diğer derslerden daha yukarıya getirseniz de olmuyor, böyle yapıldığında cümle alem amacın ne olduğunu apaçık anlayacak. Bu nedenle TEOG kaldırıldı. Bu nedenle, belirli ölçülerde her öğrencide imam hatipliliği yoğunlaştıracak müfredatı getirdiler. Ayrıca TEOG, bu müfredatla geliştirilmek istenen gerici bilgi, tutum ve davranışları ölçen bir sınav da değil. TEOG ile öğrencinin güncel sorunları inancına ve hadislere dayalı olarak çözüp çözmediğini ölçmek mümkün değil.

TEOG yerine düşünülen seçenekler de (kendi alanında yüzde 5’lik başarı dilimindeki öğrencilerin merkezi sınavla talep gören okullara yerleştirilmesi, geriye kalanlara adrese dayalı kayıt yapılması; ortaokul notları doğrultusunda liselere sınavsız yerleştirilme ve her okulun kendi sınavını yapması), amacın bu olduğunu gösteriyor.

Bakan bir gün, “TEOG’un alternatiflerinin bir ay içinde” ertesi gün ise “Birkaç gün içinde Bakanlar Kurulu’na sunulacağını”  söylerken de, toplumu kandırıyor. Çünkü sisteminizde bazı okulları iyi okul olarak görüp yansıtıyorsanız, bu okula nasıl öğrenci alınacağı, çocuk oyuncağı olmuyor. Çünkü bu sürecin, eğitimcilere, velilere ve topluma en azından (tarafsızlık, her öğrenciye eşit fırsat ve olanak vermesi, öğrencilerin edinimlerini nesnel olarak belirleyip o okullara hak edenlerin gitmesini sağlaması) gibi konularda güven vermesi gerekiyor; haksızlıklara, kayırmacalara, ikircikli durumlara yer vermemesi, eğitimcilerin konuyu irdelemesi ve toplumun bu değişikliği benimsemesi gerekiyor. Böylesi değişikliklerin, Türkiye gibi, çeşitli konularda farklılıkların bulunduğu bir ülkede ve de hele önemli bölümünün eğitimci olmadığı ve eğitimci olanların da genelde eğitimcidense AKP’li gibi davrandığı bakanlık bürokratlarıyla bu işin birkaç ayda kotarılması imkansız oluyor. Hangi sistem getirilecekse getirilsin, yakın zamanda değiştirileceği anlamına geliyor.

Bakan,  sanki yeni müfredatı hazırlama sürecinde yandaşlarınki dışında kalan görüşlere değer vermiş gibi, “Eğitim üzerine sözüm var diyenler lütfen bize göndersin. Değerlendiririz” diyebiliyor.

Bakan gerçekten ilginç adam! Hızını alamıyor, “Önümüzdeki dönemde öğrencilerin projelerinin, başarılarının ve becerilerinin öne çıkmasını istiyoruz” diyerek de, toplumu kandırmaktan kendini alamıyor. Bu sözü kim söylüyor? Çocukların imam hatiplere gitmesi için akla gelen ve gelmeyen her yolu deneyen, değiştirdiği müfredatla çocukların güncel sorunları inançlarına ve hadislere göre çözmesini isteyen, beden eğitimi ve güzel sanatlarla ilgili dersleri azaltan, okul dışı etkinlikleri inançla sınırlayan ve çocukları cihat anlayışıyla donatmaya kalkışan bakan söylüyor. Bu sözleri ne zaman söylüyor? Bakanlığın Diyanet işleri yanında gerici vakıflarla işbirliğini yoğunlaştırdığı, camide namaz kılanlara bonus kazandırıldığı ya da bisiklet verildiği, Kuranı güzel okuyanlara altın verildiği ya da Umre ziyaretine götürüldüğü, öğrencilerin cumhuriyetçi değerleri kazanmaması için ulusal bayramların kutlanmasının yasaklandığı, İzmir marşının okunmasını yasaklarken teneffüs zili olarak AKP’nin Dombra adlı seçim şarkısının çalındığı bir ortamda söylüyor. Diyanet İşleri Başkanının, “Güncel sorunların din kitabına başvurarak çözülebileceği” açıklamasının televizyon kanallarında yayımlandığı günlerde söylüyor. “Duayla yetişen fasulye” projesi gibi projelere TÜBİTAK’ın ödül verdiği bir dönemde söylüyor.

Gel de inanma!

[email protected]