Toplum bu hapı yutar mı?

02/04/2010 Cuma
Toplum bu hapı yutar mı?

Meclisteki milletvekilleri, genellikle parti başkanlarının eğilimi doğrultusunda birer birer belirleniyor. Seçmen, kendisini temsil edeceğini düşündüğü kişilere değil de parti başkanının belirlediği listeye oy veriyor. Bir başka deyişle, şu andaki milletvekilleri milleti değil de parti liderlerini temsil ediyor. Toplumun büyük çoğunluğu işçilerden, köylülerden, işsizlerden, emeklilerden, yoksul ve dar gelirlilerden oluşuyor. Meclistekilerin ise bir eli yağda, bir eli balda! Neredeyse toplumun hiçbir kesimini temsil etmeyen bu meclis, anayasa değiştirmeye kalkışıyor!

Milletvekilleri hakkında, yolsuzluk, sahtekarlık, zimmetine para geçirme gibi suçlamaları içeren ve çoğunluğu AKP’lilerle ilişkili olan 600 küsur teskere bulunuyor. AKP iktidar olmadan önce milletvekili dokunulmazlığını kaldıracağı sözünü vermiş olsa da 8 yıldır bu konuda bir adım atmıyor. AKP, yargılanıp aklanamamış bu milletvekilleriyle anayasayı değiştirmeye kalkışıyor!

Seçmenlerin yüzde 50’den fazlasının oyunu alamadığı halde AKP mecliste büyük bir sayısal üstünlüğü sahip bulunuyor. Bu durum seçim yasasının demokratik olmamasından kaynaklanıyor. Sekiz yıldır seçim yasasının demokratikleştirilmesi için adımını atmayan AKP, hızla oy kaybı sürecine girmişken ve de üstelik antidemokratik çoğunluğuna dayanarak anayasa değişikliğine hazırlanıyor!

Borçları ve işsizliği 8 yılda ikiye katlayanlar, yandaşlarını nemalandırırken emekçileri yoksullaştıranlar, KİT’leri özelleştirerek yüz binlerce emekçiyi işsizliğe mahkum edenler, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletiyle sorunları olanlar, anayasa değişikliğine kalkışıyor!

“Ben ülkemi pazarlamaya geldim” diyen (!), ormanlardan su kaynaklarına ve madenlerden tarımsal ürünlere kadar ülke zenginliklerini yabancılara peşkeş çeken ve de üstelik verdikleri izinlerle maden aranacak yörelerin zehirlenmesine yol açan zihniyet, anayasa değişikliğine soyunuyor!

Bir AKP milletvekili “Yıllarca bizi fişlediler, şimdi biz onları fişliyoruz” ve bir diğeri de, AKP karşıtları için “kanı bozuklar” diyebiliyor. Bu milletvekillerine verilen cezaların göstermelik düzeyde kalması ve karşıtlarını “kanı bozuk” olmakla suçlayan milletvekiline daha da az ceza verilmesi, AKP’nin genelde bu söylemlere sahip çıktığını gösteriyor. Ve bu anlayışlara sahip AKP, yeni anayasa değişikliği hazırlıyor!

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararları, geçmiş iktidarlar, beğenmeseler de, saygıyla karşılarken, AKP her fırsatta yerden yere vuruyor. Benzer durum Danıştay ile de yaşanıyor. Geçmiş iktidarlar genelde Danıştay’ın verdiği kararlara saygılı olurken, AKP’liler ve başbakan Danıştay’ın her yürütmeyi durdurma kararı sonrasında ateş püskürüyor.

Başbakan açıkça, “Yargının yürütmeye karışmamasını” istiyor! Yargıyla başı dertte olan ve Anayasa Mahkemesinin “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğuna karar verdiği AKP, anayasada kökten değişikliğe hazırlanıyor! Ve bu başkan, anayasa değişikliğine son şeklini veriyor!

AKP’nin, bakanlıklarda, DPT, TRT, RTÜK, TÜBİTAK ve YÖK gibi devletin üst kurumlarında kadrolaştığı ve bu kurumları AKP’lileştirdiği görülüyor ve biliniyor. Ve bu AKP, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere tüm yargıyı da ele geçirmeye kalkıyor!

AKP karşıtlarına her türlü hukuksuzluğu reva görenler, Deniz Feneri’ne dokunmayanlar ve cemaatçi sanıkları telefonla serbest bıraktıranlar, yargıyı siyasallaştırmak istiyor. Yaptıklarını ve yapacaklarının anayasaya aykırı bulmayacak bir anayasa mahkemesi ile verdikleri kararları yasalara aykırı görmeyecek bir Danıştay isteyenler, bu yargı organlarını YÖK’e dönüştürecek değişikliklere gidiyorlar!

Başbakan, hukuksuzluğun diz boyu olduğu ve Ergenekon adıyla bilinen davayla ilgili olarak “Ben bu davanın savcısıyım” diyor! Demokratik açılımlarıyla ilgili bir kitapçıkta da, “Gerekli hallerde farklı mahallerde özel amaçlarla sorgulama ve yargılama yapılabilir. Şu anda Ergenekon davasının Silivri’de görülmesi… bunun tipik örneklerindendir” türünden açıklama yapıyor! Kaçak çalışan Ermeniler için “Kafamı kızdırmayın hepsini sınır dışı ederim” tehdidinde bulunuyor! Bu anlayıştaki bir başbakan, anayasa değişikliğine son şeklini veriyor!

Başbakanın, “Demokrasi bizim için tramvaydır. İstediğimiz zaman ineriz Elhamdülillah şeriatçıyız Bir tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye, millet isterse tabii gidecek be Cumhuriyetmiş, laiklikmiş, bunlar karın doyurmuyor” vb düşüncelerin/sözlerin/görüşlerin sahibi olduğu biliniyor. Ve bu başbakan anayasa değişikliğine son şeklini veriyor!

Türban konusunda verdikleri karar sonrasında, AİHM’ye, “Sana mı kaldı bu konuda karar vermek bu ulema işidir. Ulema ne derse o olur!” ve Danıştay’a da, “Efendi sen kim oluyorsun? Buna mecelle karar verir” diyen başbakan anayasa değişikliğine son şeklini veriyor!

Başbakan, ülkeyi pazarlama, ABD’nin güdümüne girme, madenleri peşkeş çekme ve milletvekili dokunulmazlığını kaldırma gibi konularda referanduma gitmiyor yamalı bohça halindeki anayasa değişikliğini “Toptan hap gibi referanduma götüreceğiz” diyor! Hem de, “Anayasa değişikliğini milletvekilleri ayrı ayrı oyladığı için” referanduma gerek yok demiyor, “Ayrı oylamaya gerek yok” diyor!

Birilerinin rüyasında gördüğü konuyu sabah anayasa değişikliği maddesine dönüştürdüğü izlenimini veren bu anayasa değişikliklerini demokratikleşme olarak sunan AKP’lilerle bu değişiklikleri demokratikleşme olarak yutturmaya çalışan liberaller toplumu ne sanıyor? Koyun mu, ebleh mi?

Toplum bu hapı yutar mı?

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI