TEOG’a aşiret yaklaşımı

06/10/2017 Cuma
TEOG’a aşiret yaklaşımı

Hemen her olay bir aşiret toplumuna dönüştüğümüzü gösteriyor. Örneğin bakan, TEOG’un kaldırıldığı haberini, ilk kez, bir taksi şoförünün davet ettiği taksi durağında veriyor! TEOG sonrası için, önüne gelen, “Şöyle olacak, böyle olacak” demeye başlayınca, milli eğitim bakanı müsteşarı bile, sınav sistemi konusunda her gün açıklama yapıldığını ve bunlara itibar edilmemesi gerektiğini söylemek zorunda kalıyor.

Sonra bir bakıyorsunuz, TEOG yerine getirilecek yöntem konusunda bakan, “Eğitim üzerine sözüm var diyenler lütfen bize göndersin. Değerlendiririz” dedikten bir gün sonra, TEOG’un yerine ne geleceği açıklanıyor. Kim açıklıyor? AKP Genel Kurulu’nun başbakan olarak belirlediği, fakat bir kişinin isteği üzerine, başbakanlık yetkilerini o kişiye devredip yetkisiz kalmış kişi açıklıyor!

Peki! Yetkilerini devretmiş başbakan, bu açıklamayı nerede yapıyor? Çanakkale 18 Mart Üniversitesi akademik yılının açılışı sırasında ve kendisine fahri doktora unvanı verilirken yapıyor!

Peki! Bu üniversite, yetkisini devretmiş bu başbakana, neden fahri doktora veriyor? “Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında, Türk siyasal hayatı ve kamu yönetimine üstün katkılarından dolayı” veriyor!

Fahri doktoralı başbakan, yeni sistem konusunda açıklamalar yapıyor. Önce, “TEOG neden değişiyor? TEOG'un ne olduğunu bilmeden konuşuyor, koca koca unvanları var” diyerek koca koca unvanlıları küçümsediğini (konuşmaları için fahri unvanları olmaları gerektiğini ima edercesine) gösteriyor. Arkasından da, “Öğrencinin kaderini bir sınava bağlamayalım. Ortaokuldaki öğrencinin liseye hazırlanması lazım. Nereye gidecekse ikinci dört yılda şekillenmesi lazım. Yeni uygulama bunu getiriyor. Sınav kalkıyor. Her yılın yıl sonu başarı ortalaması alınıyor. 5-6-7-8. sınıf. Ayrıca derslerdeki ilgisi ne tarafa gidiyor? Buralar izleniyor, buna belirli bir oranda da katkı yapan yine 8. sınıfta sınav yapılıyor. O sınavın soruları da soru bankasından geliyor. Burada elde edilen sonuç 4 yılın sonucu ile birleştiriliyor bir mezuniyet puanı ortaya çıkıyor, sonuca göre öğrenci yerleştiriliyor. Sınav test olmayacak, açık uçlu soru sorulacak” açıklamasını yapıyor! Fahri doktoralı kişi, olayı iyi açıkladığından(!), 8. sınıfta yapılacak sınavın, merkezi sınav olup olmayacağını açıklama gereği duymasa da, diğer açıklamaları yeterince açık oluyor. Örneğin okul müdür ve yardımcılarının çoğu ya din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni ya da imam hatipten geçmiş kişiler. Okullardaki öğretmenlerin çoğu, laik, bilimsel ve demokratik eğitime karşı olan örgütlere üye. Sözleşmeli öğretmen alınırken de, aday öğretmenler asil/kadrolu öğretmenliğe geçme sürecinde de, bunları yazılı/sözlü sınavlarda değerlendirecek olanlar, genelde okul müdür ve yardımcıları gibi AKP’lileşmiş/imam hatipli kişiler olunca günümüzde ve gelecek günlerde atanacak öğretmenlerin laik, bilimsel ve demokratik eğitimi benimseyen kişiler olmaları neredeyse imkansız oluyor. Bu durumda, “Her yılsonu alınacak başarı ortalamasını” kimlerin belirleyeceği de belli olmuş oluyor!

Bilindiği gibi, AKP’nin temel hedefi tüm okulları imam hatipleştirmek.  Suriyeli çocukların imam hatibe yönlendirilmesi için talimat bile veriliyor. Yeni müfredatın en temel ve resmi ilkesi, öğrencilerin güncel sorunları din kitabına ve sünnete göre çözülmesi oluyor. Bakanlık, her gün Diyanet işleri, Ensar ve TÜRGEV gibi imam hatipliği savunan kuruluşlarla yaptığı işbirliğini artırıyor. Bakanlığın gerici kuruluşlarla düzenlediği değerler eğitiminde, çağdaş hiçbir değere yer verilmiyor. Üstelik çocuklara cihat anlayışının benimsetilmesine çalışılıyor. Çocukların camiye gidip gitmemesi fişlenmeye başlanıyor. Öğrencileri imam hatibe çekmek için akla gelmedik yollara başvuruluyor. Camiye gidene bisiklet, Kuran okuyana Umre gezileri vaat ediliyor. Dolayısıyla öğrencinin neye ilgi duyması istendiği de, “derslerdeki ilgisinin ne tarafa gittiğini” kimlerin ve nasıl belirleyeceği de belli oluyor!

Fahri doktoralı başbakanın açıklamasından sonra TEOG ile ilgili olarak konuşan bakan, konuşmasının önemli bir bölümünü, üniversiteye geçiş sistemine ayırıyor. İşin tuhafı, üniversiteye geçiş sistemiyle ilişkili sorumluluk, onun değil, YÖK’e ve de ÖSYM’ye ait.  Üstelik YÖK, geçen günlerde üniversiteye geçiş sürecinde yapılan sınav sayısının azaltılmasıyla ilgili bir açıklama yaparken, bu işten hemen hemen aynı derecede sorumlu olan ÖSYM’ye haftalardır bir başkan atanmamış bulunuyor.

Bakan, üniversiteye geçişle ilgili olarak konuştuktan sonra, TEOG'un kaldırılmasının ardından uygulanacak yeni sistem hakkında da, “Başarılı olan her noktaya girecek. 11 bin 57 okulumuz var. Biz arkadaşlarla bir çalışma yaptık. Bir tanesi her lisenin kendi sınavını yapması. Okuldaki öğretmenlerle hazırlanan sınav soruları ile sınav yapılacak. Çok fazla soru çok fazla hata olabilir. Bir de her okul kendi sınavını yaptı, diyelim ki çocuk Van'da bir sınavı kazandı, 2-3 yıl sonra İzmir'e göç ettiğinde o çocuğu okul almayacak mı? O zaman ne yapalım? Öğretmenin değerini artıralım, okulun değerini artıralım. Okuldaki her dersten 3 sınav yapılıyor. Bu sınavların objektifliğini sağlamak lazım. Biz aslında yeni müfredata uygun bir soru bankası çalışmalarına da başlamıştık. Soru bankası test değildir. Kişiler adeta hem kursa yönlendiriliyor hem de hiç düşünmüyor çocuklarımız” diyor! Peki! Bakan ne demiş oluyor, anlayan var mı?

On üniversitenin ‘araştırma üniversitesi’ne dönüştüğünü, YÖK başkanı/genel kurulu değil de, AKP Genel Başkanı açıklıyor!

Ekim ayına girdiğimizde işler yine kızışıyor. Bakan yeniden, “TEOG’la ilişkili değişikliklerin en kısa zamanda Bakanlar Kurulu'na sunulacağını” söylüyor. Bunu söylerken, yeni müfredatla çocukların sorunlarını din kitabına ve sünnete bakarak çözmelerini isteyen kendisi değilmiş gibi davranıyor: Açık uçlu sorularla ilişkili olarak “Analiz yapabilme, kritik düşünebilme yeteneğini kazandırabilmek için bu soruların gerektiğine” değiniyor!

Bakan, TEOG’la ilgili olarak Eylül sonlarında konuştuğunda, “Amaç, öğrenciye daha az sınav stresi yaşatacak modeli bulmak” diyor. Fahri doktoralı başbakan ise Ekim başında, “Sınavsız öğrencilik olur mu? Tabii ki öğrenciyseniz hayatınız sınav demektir. Eskiden sözlü sınavlar da vardı. Şimdi var mı, bilmiyorum. Her sınıfta yazılı sınav olacak, biri de merkezi olacak" diyor!

Milyonlarca öğrenciyi ve veliyi ilgilendiren bir konudaki söylemler bu biçimde devam ediyor. “Yok, böylesi bir durum aşiretlerde bile olmaz” diyorsanız! Siz de haklısınız.  

[email protected]