Saptırma, yanıltma, kandırma!

27/08/2013 Salı
Saptırma, yanıltma, kandırma!

AKP’nin hemen tüm söylemlerinde olduğu gibi, MEB’in söylemleri de, genelde konuları saptırıcı ve toplumu yanıltıcı/kandırıcı yönde oluyor. Bakan suskun kaldığında MEB Müsteşarı Tekin devreye giriyor.

Tekin de, “SBS yerine yeni sınav yapılmayacak” diyor. Bu arada, “Başbakanımız bize merkezi sınavların kaldırılmasını deklare etti” diyerek, eğitim sisteminin ne kadar “eğitsel” kaygılarla yönetildiğini gösteriyor! SBS yerine ne yapılacağını açıklarken, “Öğrenci sınav stresine girmeyecek. Örneğin, öğrencinin ders geçmek için girdiği sınavlardan birini merkezi olarak yapmak istiyoruz. Sorular merkezden gönderilecek şekilde” diyor! Anlaşılan sorular merkezden gönderilince (nasıl olacaksa) bu sınav merkezi olmamış oluyor!

Tekin AKP iktidarında hem sınav sayılarının artmasını hem de dershane ve dershaneye gidenlerin sayılarının katlanmasını görmezlikten gelerek, “Sürekli test çözen, testmatik haline gelen öğrenci istemiyoruz” diyor! “Çocuklarımızın sosyal, sportif ve kültürel faaliyetler de katılarak ortaöğretime yerleşebileceği bir sistem planlıyoruz. (…)Öğrencinin hem akademik, hem de sosyal açıdan kendisini geliştirmesini amaçlıyoruz” diyerek kandırmayı sürdürüyor!

Bilindiği gibi, öğrencinin akademik gelişmesi, ağırlıklı olarak onun bilişsel gelişimi anlamına geliyor. Bilişsel gelişim ise çocuğun kendisini, toplumu, doğayı ve dünyayı gerçekçi bir biçimde algılamasını sağlayan fen ve bilim konularıyla gerçekleşiyor. Matematik, fen, sosyoloji ve felsefe gibi dersleri azaltıp din derslerini çoğaltarak akademik gelişme sağlanmıyor. Çocuğun sosyal gelişimi de, ağırlıklı olarak onun duyuşsal gelişimiyle sağlanıyor. Duyuşsal gelişim gösteren çocuk, iyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini, yararlıyı-zararlıyı vb. daha kolay ayırabiliyor diğer çocuklarla olumlu ve etkili iletişim kurabiliyor insanları rengine, inancın, cinsiyetine, göre ayırmıyor insanların üzüntüsüyle üzülüp sevinçleriyle seviniyor. Karşıt görüşte olanları, dövmeye, yaralamaya, yakmaya, öldürmeye yeltenmiyor. “A” mağdur olduğunda sevinip “B” mağdur olduğunda göz yaşı dökmüyor hem “A” için hem de “B” için ağlıyor. Sosyal gelişim, beden eğitimi ve güzel sanatlar derslerini azaltarak, çocukların yaşamını hadislerle yönlendirerek, kızlarla erkekleri ayırarak, kızları türbana sokarak, öğrencileri imam hatiplere, meslek okullarına, açık liseye ya da Kuran kurslarına ve camiye gitmeye ve din derslerini seçmeye zorlayarak gerçekleşmiyor.

Tekin, AKP’nin tutum ve anlayışını uygulamaya koyan ve eğitsel açıdan çocukların akademik ve sosyal gelişimini engelleyen bir yasa olan 4+4+4 yasası için de, atıp tutuyor: “4+4+4 sistemi devasa bir reformdur. Türkiye’de eğitim süreci 12 yıl çıkarıldı. Bu aslında Cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarından bir tanesidir” diyebiliyor!

Tekin, meydan boş ya, içinde vizyon, misyon ve illüzyon dolu (!) konuşmasına devam ediyor ve SBS yerine getirecekleri sistem için, “Bu belki bugün hayata geçirilemez ama 8 yıl sonrası için bunu hedefliyoruz. Bu ileride belki Mill Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğu olan bir süreç olmaktan çıkacak, paydaşlarımızla birlikte yürüteceğiz. Belki bağlama kursu, sportif faaliyetlerini yürüten kulüpler vs. bizim paydaşlarımız olacak. (…) Belki 12 yıl sonra üniversiteye yerleştirmeler için de geçerli olabilir” diyor!

Bu arada da, “Biz bütün yazı SBS yerine getirilecek sistemi tartışarak geçirdik” diyor. Kimler olduğunu açıklamadan, “Bütün paydaşların fikirlerini aldık” deyip “Son toplantımızı bu hafta sonu yapacağız, yeni sistemin son hali o zaman belli olacak” açıklamasını yapıyor! Birilerinin, “Şöyle yapın!” diyerek çözümü deklare edeceği anlaşılıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ne kadar planlı ve programlı hareket ettiği, Tekin’in “Taşımadan tutun da bazı okulların bünyesinde çok programlı liselerin açılmasına kadar bir sürü alternatif ürettik. Ama ana politikamız şu, bakanlığın merkezinden bir çözüm dayatıp bunu yapın demiyoruz. Her il açıkta kalan öğrencileri yerleştirecek tedbirler alsın biz ona göre uygulama yapalım dedik” açıklamasından da belli oluyor!

Bu plansızlığın ve işi illere bırakmanın amacı da belli: İllerde, çocukları imam hatiplere yönlendirmek için her şey yapılacak!

Türkiye, bu anlayışa mahkum olacak bir ülke mi?