Özgürleşen ne? 
Türban mı, şeriat mı?

15/10/2013 Salı
Özgürleşen ne? 
Türban mı, şeriat mı?

Pek çok ilahiyatçı, kadınların örtünmesinin şart olmadığını söylüyor. Kadın ilahiyatçılardan bir cinayete kurban giden Bahriye Üçok ile Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanlarından Beyza Bilgin ve Mualla Selçuk’un başlarının açık olması da örtünmenin şart olmadığını gösteriyor.

Kadın saçının görülmesinin günah olduğunu düşünen erkekler, bu konuda baskın çıkıp örtünmeyi herkese dayatmak istiyor. 12 Eylül askeri darbesi sonrasında üniversiteye türbanla gelme isteği artınca, Doğramacı’nın YÖK’ü, Aralık 1982’de üniversitede örtünmeyi yasaklıyor. Sonra YÖK’ün türbanla dansı başlıyor. Mayıs 1984’te modern türbanla örtünme üniversitede serbest bırakılırken Ocak l987’de, örtünme disiplin suçu sayılıyor. 4 Aralık 1988’de “dini inançla boyun ve saçların örtü ya da türbanla kapatılması” yeniden serbest bırakılıyor. 27 Aralık 1988’de çıkarılan bir yasayla, dinsel inanca dayalı giysi serbestliği getiriliyor. Anayasa Mahkemesi (AYM) bu maddeyi, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle 7 Mart 1989’da iptal ediyor. AYM, 25 Ekim 1990 tarihinde çıkarılan bir başka yasayla getirilen giysi serbestliğini de, 9 Nisan 1991 tarihinde iptal ediyor.

1990’larda üniversiteye türbanla gelmek isteyenler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil her yere başvuruyorlar. AYM, Danıştay ve AİHM, üniversitede türbana izin vermiyor.

Bu yıllarda türban yanlısı erkekler, başı açık kişilerle evlenseler de çok demokrat olduklarından (!) eşlerini hemen türbana sokuyorlar. Bunların bir bölümü, 11 yıldır devletin üst kademelerinde ve ülkeyi yönetiyor. Eşlerini türbana sokanların demokratikliği kanıtlandığından(!), iktidarlarının ilk günlerinde “Türban öncelikli sorun değil” demiş olsalar da ileri demokrasi gereği her kadının türbana girmesi için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar.

Örneğin, AKP’li Eyüp Belediyesi, örtünmeyenleri günahkar sayan ve türban yasağını, “İslam düşmanlığı” olarak niteleyen kitaplar dağıtıyor (Cumhuriyet, 25 Mayıs 2006). Danıştay’ın türban karşıtı kararlar alması ve bir gazetenin hedef göstermesi üzerine, 17 Mayıs 2006 günü Danıştay’a silahlı saldırı oluyor ve bir Danıştay hakimi öldürülüyor. Milli Eğitim Bakanlığı sınavlara türbanla girmeyi serbest bırakınca, Danıştay bu uygulamayı Ocak 2007 iptal ediyor. AİHM’nin türban yasağını destekleyen kararı üzerine, “Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek bu ulema işidir. Ulema ne derse o olur” diyen Başbakan, Danıştay’ın bu kararı üzerine de, “Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle karar verir” diyor!

Meclis, 11 Şubat 2008 günü, yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliğini kabul ediyor AYM, bu değişikliği 5 Mayıs 2008’de iptal ediyor. YÖK Başkanı Özcan, AYM’nin kararını beklemeden üniversitelere gönderdiği bir genelgeyle, türbanla ilgili Anayasa değişikliğinin yeterli olduğunu ve türbanlı öğrencilerin derse alınmalarını istiyor. Danıştay, Özcan’ın bu genelgesini de iptal ediyor.

Yüzlerce imam hatip okulu açan, imam olamayacakları halde kızları imam hatiplere alan ve günümüz iktidar kadrolarının yetiştirilmelerinde büyük hizmetleri(!) olan Süleyman Demirel bile, “Türban, şeriat devleti arayan İslami akımların kullandığı araçlardan biridir” (gazeteler, 10 Mart 2008) uyarısında bulunuyor.

AYM, türbanı serbest bırakan yasa değişikliklerini, 1982 Anayasası’na aykırı bulduğu için iptal ediyor. O günden bu yana Anayasa’da türbanı serbest bırakacak bir değişiklik yapılmıyor! AİHM’nin türbanla üniversiteye girmek isteyenlerin isteklerini reddederken dayandığı yasal düzenlemeler de aynen devam ediyor! Danıştay, türbanı serbest bırakmayla ilişkili tüm yürütme kararlarını, var olan yasalar nedeniyle iptal ediyor. Danıştay’ın bu iptal kararlarını verirken dayandığı yasal sistem de aynen devam ediyor! Türbanı serbest bırakacak hiçbir yasal düzenleme yapılmamışken, 11 yıldır türbanı üniversitede serbest bırakmayı becerememiş AKP, bir şeriat devleti olan İran örtünme yasağını kaldırırken, türbanı kamusal alanlarda serbest bırakan bir karar alıyor! Bu karar yürürlüğe girdiğinde, 3-5 yıl içinde tüm öğrencilerin türbana kapanacağı belli oluyor.

Danıştay’ın türbanın kamusal alanda serbest bırakılmasıyla ilgili olarak vereceği karar, TC’nin, ya laik, demokratik sosyal hukuk devleti olduğunu ya da şeriat devletine dönüştüğünü belirleyecek!