Okullar açıldı, sevinelim mi? (I)

13/09/2019 Cuma
Okullar açıldı, sevinelim mi? (I)

2019-2020 eğitim-öğretim yılı Pazartesi günü başladı. 18 milyona yakın öğrenci, 1,1 milyon öğretmenle 67 bin ilk ve ortaöğretim kurumunda buluştu. Bu buluşma özünde sevinilecek bir olay ama, bu öğretim yılında olacaklar/olmayacaklar akla gelmese. 

Örneğin pek çok çocuk istemese de, din derslerini seçmek zorunda kalacak. Meslek liselerinde okuyan öğrenciler, daha çok sömürülecek. Geçmiş yıllardaki durum yinelenirse ki büyük olasılıkla öyle olacak, 18 milyon içinden birkaç yüz bin çocuk ya çalışmak zorunda olacağından ya da okula yabancılaştırılacağından okuldan ayrılmak zorunda kalacak. Okula hiç gidemeyeceklerin sayısı ise belli değil. Yüz binlerce çocuğumuz, anadillerinde öğrenim göremeyecek. Özürlülerin beklentileri bir başka bahara kalacak.

Okula gidemeyeceklerle gidenlerin bir bölümü kaçak-ruhsatsız, Kuran kursu, sıbyan mektebi ya da medrese gibi adlar verilen kurumlara gidecek. Geçmiş yıllardaki durum yinelenirse, bu kurumlarda (ne yazık ki devlet okullarında da) cinsel istismar yaşanacak ve yine büyük olasılıkla bu olaylar hasıraltı edilecek. Yetkililer, “Buralarda neler oluyor” demeyecek! “Bir kerecikten bir şey çıkmaz” diyenler bile çıkacak. Bakanlık nedense buralarda eğitim-öğretim adına nelerin yapıldığını denetlemeye de kalkışmayacak. 

İktidarın kadına yaklaşımı nedeniyle ortaöğretimde de, ilköğretimde de ve de hatta okulöncesinde de pek çok kızımız türbana girecek. Karma eğitim yapan okulların bir bölümünde bu uygulamaya son verilecek. Bilimsel eğitim yapılan okula gönderdiğiniz çocuğunuz, bir bakacaksınız imam hatip lisesi bünyesinde derslerine devam etmek zorunda kalıp din derslerini seçmemiş olsa da, imam hatip kültürüyle tanıştırılmış olacak. Çocuklar, büyük olasılıkla Cumhuriyetin aydınlanmacı kazanımlarına mesafeli olup Osmanlıya hayran olarak yetişecek; dünyaya bilimsel gözle değil de, kendisine öğretilen inanç gözüyle bakacak. 

1,1 milyon öğretmenin 130 bin kadarı laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan Eğitim-Sen ya da Eğitim-İş’e üye. Bu sendikaların üye sayısı AKP iktidarında 149 binden 130 bine düşmüş. Öğretmenlerin 650 bin kadarı ise dini öğretime ya tam desek veren ya da karşı çıkmayan sendikalara üye! AKP iktidarında Eğitim-Bir-Sen’in üye sayısı 18 binden 433 bine ve Türk-Eğitim-Sen’in üye sayısı da, 125 binden 207 bine çıkmış durumda. En azından 1-2 yüz bin öğretmenin yaşamlarını karartmamak ya da kolaylaştırmak için bu tür sendikalara üye olduğu tahmin ediliyor. Okul yöneticilerinin yüzde 85 kadarının Eğitim-Bir-Sen üyesi olması, bu eğilimi güçlendiriyor.

Eskiden okullarda görülmeyen olaylar giderek yaygınlaşıyor: Dini kitapları makamlarının en görünür yerinde sergileyen okul müdürleri artıyor. AKP teşkilat mensuplarını, tarikat lideri ve/ya da kainat önderi denen kişileri makamlarında ağırlayan müdürler de. Gerici kurumlarla yapılan protokoller de. 

Eğitim-İş Sendikası’nın bir araştırması, en yoksul yüzde 20’lik dilimde bulunan ailelerin eğitime 579 milyon TL kaynak ayırabilirken, en zengin yüzde 20’lik kesimdeki ailelerin eğitim harcamalarının 18,4 milyar TL'ye çıktığını gösteriyor. Parası olanın özel kurslara gitmesi, özel hocalardan ders alması, sınavlarda daha başarılı olma şansını yakalayıp nitelikli okullarda okuması, eğitimdeki eşitsizliği gösteriyor. 1,2 milyon öğrenci özel okullarda okurken, açıköğretime devam eden zorunlu öğretim çağındaki çocuklarımızın sayısının her yıl artması, bu eşitsizliği daha da pekiştiriyor. En önemli eşitsizliklerden biri de okulöncesinde yaşanıyor. Bu çağdaki çocuklarımızın yarıdan fazlası okulöncesi olanaklarından yararlanamıyor. Üstelik okulöncesi olanaklarından yararlanmış olanların öğretim yaşamlarında diğerlerine göre çok daha başarılı oldukları biliniyor. Bütün bu haksızlıklar yetmiyor! Devlet okullarında, daha çok katkı verenlerin ayrıcalıklı sınıflarda toplandığı ve katkı parası veremediği için okula kayıt olamayanlarla ilgili haberler yayılıyor. Bakanlık tüm okulların niteliğini eşdeğer düzeye getireceğine ve zorunlu öğretim çağında açıköğretim uygulamasına son vereceğine, uygun bulduğu nitelikli (!) okullarda yabancı dil hazırlık sınıfları açmaya ve yeni eşitsizlikler yaratmaya kalkışıyor. Sayıştay'ın denetim raporunda yüz binlerce öğretmene gereksinim duyulduğu belirtilmiş olsa da, bakanlık öğretmen açığını kapatmaya yanaşmıyor.  Öğretmen açığı yoksul ve dar gelirli yöre çocuklarını daha çok mağdur ediyor.

Öğretmenlerimiz, çalışırken yoksulluk ve emekli olduklarında ise açlık sınırında maaş alıyor. Pek çok özel okulda da, öğretmenler maaşlarını ya geç alıyor ya da hiç alamıyor. 100 binlerce öğretmen adayı atanma umuduyla yaşarken, 100 bin kadar öğretmen de, sözleşmeli olarak sömürülerek ve asgari ücretten de az maaşa çalışıyor. 

OHAL KHK’leriyle yargılanmadan meslekten atılan on binlerce eğitimciye yapılan haksızlık hâlâ devam ediyor. Yaşadıkları haksızlığa dayanamayıp intihar eden 53 eğitimci/akademisyen, akıllardan çıkmadığı gibi, yapılan haksızlığın derinliğini gösteriyor. 

Seçme sınavları değişse de değişmese de, 2020 Haziranında LGS’ye girecek ortaokul mezunları ile YKS’ye girecek lise mezunlarının büyük bir çoğunluğunun başarısız olacağı, bakanlık sistemde herhangi bir olumlu değişiklik yapmadığı için, ilk günden biliniyor. 

Okullar açıldı! Sevinelim mi? 

[email protected]