Öğretmenlerin statüsü (III)!

15/11/2013 Cuma
Öğretmenlerin statüsü (III)!

Öğretmen statüsünü belirleyen bir etken de, öğretmenin kendisidir, okul içi olduğu kadar okul dışı tutum ve davranışlarıdır. Statüyü belirleyen son bir etken de, öğretmenin üyesi olduğu örgüttür.

İki öğretmen düşünelim. Biri, kitap okuyor fırsat buldukça sinemaya, tiyatroya, konsere vb. gitmeye çalışıyor. Öbürü, pek okumuyor ve güzel sanatlarla da ilgilenmiyor.

Biri, kendi öğrencisine özel ders vermiyor. Öbürü, kendi öğrencisine de ders verebiliyor.

Biri, öğrencileri arasında cinsiyet, inanç, etnik köken, varsıllık-yoksulluk düzeyi, siyasal görüş, doğum yeri ve büyüdüğü yöre gibi farklılıklar üzerinden ayrım yapmıyor. Ötekinin böylesine duyarlılıkları bulunmuyor.

Biri, toplumcu ve bağımsızlık yanlısı yurtsever. Ötekinin bağımsızlık ve toplumsallık gibi bir derdi yok!

Biri, evrensel değerlere sahip. Öteki ise, kendi kabuğunun dışına çıkamıyor!

Biri paylaşımcı öteki bencil. Biri mütevazi öteki kasıntı. Biri, öğrencinin derdiyle, arkadaşlarının derdiyle, toplumun derdiyle ve de insanlığın derdiyle ilgili. Öteki, bencil, kendisi gibiler dışında kimseyle ilgilenmiyor.

Biri, doğaya, insana, emeğe ve inanca saygılı. Öteki için varsa yoksa kendisi, kendi ırkı kendi inancı.

Biri, öğrencisinin özgüleşmesine ve yeteneklerinin ayrımına varıp kendisini geliştirmesine yardım etmeye çalışıyor. Öteki, kendi dünya görüşünü ve inancını öğrenciye benimsetmeye/dayatmaya çalışıyor.

Biri, öğrencinin okumasına, düşünmesine, konuşmasına, eleştirmesine, araştırmasına, kendi doğrularını kendisinin bulmasına yardımcı oluyor. Öteki, öğrencinin okumasından, düşünmesinden, konuşmasından, eleştirmesinden ve araştırmasından rahatsız oluyor öğrenciyi kendine benzetmeye çalışıyor.

Biri, inançlı ve dindar olsa da, inancını kendi iç dünyasında yaşıyor inancını, çıkarı için kullanmaya kalkmadığı gibi başkalarına dayatmaya da yeltenmiyor insanları inançları üzerinden değerlendirmiyor. Öteki, inancının bir güç ve çıkar aracı olarak kullandığı gibi, kendi inancını başkalarına da dayatmaya çalışıyor!

Biri, eşitliğe, kardeşliğe ve barışa önem veriyor. Öteki, yalnız kendine Müslüman!

Bu tür karşılaştırmalı nitelikleri sayfalar dolusu sıralamak mümkün. Bu iki öğretmenden hangisinin öğrenci tarafından sevileceği ve toplum tarafından takdir edileceği belli değil mi?

Bu tür nitelikler kazanmış öğretmenler, kurdukları örgütlere de bu kimliklerini yansıtabiliyor.

İki öğretmen örgütünü düşünün. Biri, doğaya, insana, topluma, insan emeğine ve insan haklarına saygılı. Diğeri, bu tür değerlere sahip değil. Biri, insanın özgürleşmesinden yana. Diğeri, insanı köleleştirmekten ve sömürmekten yana! Biri, inançlara ve farklılıklara saygılı. Diğeri, kendi inancını herkese dayatıyor herkesi kendisine benzetmek istiyor. Biri, laik, bilimsel, demokratik, kamusal ve parasız eğitim istiyor. Diğeri, paralı ve/ ya da şeriatçı eğitimden yana. Biri sola açık. Diğeri, piyasacı ve gerici.

Bu iki öğretmen örgütünden hangisinin toplum tarafından takdir edileceği belli değil mi?

Öğretmen bilgisini zenginleştirdikçe, vicdanını derinleştirdikçe, hoşgörüsünü enginleştirdikçe, mesleki ve toplumsal konulardaki duruşunu dinginleştirdikçe toplumdaki saygınlığı artıyor. Duyuşsal ve kültürel edinimler ve gelişimler, vicdan sahibi olmayı ve dingin bir duruş kazanmayı kolaylaştırıyor.

Ancak öğretmen yetiştirme sistemimiz, öğretmen adayının duyuşsal ve kültürel gelişimine aldırmıyor. Hatta meslek okullarına öğretmen yetiştiren fakülteleri kapattıkları gibi, ortaöğretim öğretmenlerini de fen-edebiyat fakültelerinde yetiştirmeye kalkıyor. Türkiye’de on yıllardır iktidara gelip gidenlerin anlayışları değişmedikçe, YÖK şimdiki gibi kaldıkça ya da yükseköğretim taslaklarındaki hedef gerçekleştirilip Türkiye YÖK’ü kurulacaksa, öğretmen yetiştirme sisteminde bir gıdım iyileşme olmayacağı belli oluyor. Bu durumda, öğretmen yetiştirme sistemindeki bu eksikliği gidermek bir yandan öğretmen adaylarının kendisine, öte yandan da öğretmen örgütüne düşüyor.