Öğretmenler Günü Çağrışımları

28/11/2008 Cuma
Öğretmenler Günü Çağrışımları

24 Kasım Öğretmenler Günü, eskiden öğretmenler günü olarak kutlanan 16 Mart'lardaki coşkuyla kutlanmıyor. Bir neden herhalde, 24 Kasım'ın 12 Eylül darbecilerinin hediyesi (!) olmasından kaynaklanıyor. Belki de, "Ah nerede o eski öğretmenler" diyenler, ortada kutlanacak öğretmen bulamıyor.

Bir neden de, öğretmenin içine düşürüldüğü durum olabilir. Öğretmen, açlık/yoksulluk sınırında maaş alıyor. Ev kirası, giyim-kuşam, yemek içme ve çocuğunun okul masraflarını düşünmekten anası ağlıyor. Kitap alamıyor, sinema ve tiyatroya gidemiyor ve tatil yapamıyor kendisini yenileyemiyor. Yarınına güvenle bakamıyor. Sözleşmeli ve ücretli olarak çalışmak zorunda kalan öğretmenleri ve öğretmen olduğu halde işsiz olanları düşünüyor. Memleketin haline yanıyor. Sistemi irdeleyen sendikalara üye olsa başına gelmedik iş kalmıyor. Bu öğretmenin kutlama coşkusunu yaşaması kolay olmuyor.

Bir başka neden de, kutlamaların "resmi" törene dönüşmesi olabilir. Törenlerin resmi olanlarından biri, eğitim fakültelerince gerçekleştiriliyor. Nedense, kutlamalara eğitim fakültesinde çalışan öğretim elemanlarının dışında pek katılan olmuyor. Fen-edebiyat fakültelerinde çalışan öğretim elemanlarının çoğu, "Fen-edebiyat fakültesi mezunları öğretmen olmalı" dese de, bu kutlamalara katılmıyor. Kutlamayı düzenleyen fakültelerde de ahım şahım bir katılım olmuyor. Bazı fakültelerde öğretmenler gününü bölümler sırayla düzenliyor. Bölümlere bu iş bir angarya gibi geliyor. Kutlama gününde, bırakın diğer bölümlerin öğrencilerini, kutlamayı yapan bölümün öğrencilerinin bile toplantıya gelmediği/getirilmediği oluyor. Kutlama gününde ilginç ve bilgilendirici konuşmaların olması, araştırma sonuçlarına değinilecek olması, onlara hiçbir şey ifade etmiyor: "O saatte ders vardı" deniyor.

Öğretmen adayıyken öğretmenler gününün anlamına varamayanlar, herhalde öğretmen olduklarında da bu işi pek önemsemiyor.

Bu kutlamaların bir ilginçliği, anlamsız bürokratik geleneğin üniversitelerde de devam ettirilmesinde yaşanıyor. Hemen her üniversitede aynı şey gözleniyor töreni sunacak kişinin öğrenci, yönetici ya da akademisyen olması da fark etmiyor. Söz alan, toplantıda hazır olan devletin bürokratlarını tek tek sayıyor: Sözgelimi, "Sayın Valim, Sayın Garnizon Komutanım, Sayın Belediye Başkanım, Sayın Rektörüm" diye söze başlıyor, "Sayın öğretim üyeleri, sevgili öğrenciler ve misafirler" sözleriyle giriş cümlesini tamamlıyor. Bir bakıyorsunuz, konuşmacı akademisyenler de aynı nakaratı kullanıp esas konuşmasına geçiyor. Tabii bu arada olan dinleyenlere oluyor, bir şeyler öğrenmek için toplantıya katılan kişinin ipleri kopuyor, ilgisi dağılıyor ve katıldığına bin pişman oluyor. İlk konuşmacıdan sonra salondan kaçışlar başlıyor. Hele bakan, vali, rektör gibi üst düzey bürokratlardan biri açılış seremonisinden sonra salondan ayrılacak olsa, daha komik bir manzara yaşanıyor: İlgili bürokratların tümü onun arkasından topluca salonu terk ediyor. Bu durumlara tanık olanlar, bir sonraki kutlama günü geldiğinde, o günden uzak durmanın bahanelerini üretiyor.

Bazı öğretmen liselerinde kutlanmasına devam edilen 16 Martların son yıllarda unutulmaya başlandığı da gözleniyor. 5 Ekim Dünya Öğretmenler günü de pek kutlanmıyor. Bu durumun, öğretmene-eğitimciye sahip çıkması beklenen kesimlerin, öğretmenliği-eğitimciliği küçümsemesinden kaynaklanabileceği de akla geliyor. Tutucuların, gericilerin, emperyalistlerle işbirliğinden çekinmeyenlerin öğretmenliği-eğitimciliği küçümsemesi anlaşılsa bile, sol kesimden bu küçümsemeyi paylaşanların çıkmasını anlamak kolay olmuyor. Bu durum, onu taşlayanlardansa gül atan yandaşlarının Pir Sultan Abdal'ı daha çok üzmesine benziyor.

Yaklaşık olarak 1960 sonlarına kadar ilk öğretmen ve yüksek öğretmen okulları ile köy ve eğitim enstitülerinden mezun olan öğretmenlerin, köy enstitülü öğretmenlerin öncülüğünde dernekleştiği ve 1965'te Türkiye Öğretmenler Sendikasını (TÖS) kurdukları biliniyor. TÖS'lüler, 1968'de düzenledikleri Devrimci Eğitim Kurultayını, "Türküm, doğruyum, devrimciyim./ Yasam iç ve dış gavuru dışarı atmak,/ Yurdumu tez elden kalkındırmaktır.../ Ülküm, işçiye iş,/ Köylüye toprak,/ Bebeye süt,/ Yavruya ekmek ve kitap,/ Gence gelecek sağlamaktır.../ Varlığım ulusal kurtuluşumuza ve bağımsızlığımıza armağan olsun..." andıyla kapatıyor (bkz. TÖS yayını, Devrimci eğitim şurası). 1971'de TÖS kapatılınca TÖBDER'i ve 12 Eylül'de TÖBDER kapatıldıktan sonra gelişen öğretmen örgütlenmesini yine eski öğretmenler köy enstitülülerin öncü çabalarıyla gerçekleştiriyor.

Genelde TÖS'lü öğretmenlerin ürünü olan laik, bilimsel ve çağdaş düşüncelere sahip 68 üniversite gençliği, 19 Mayıslarda "bağımsızlık yürüyüşü" düzenliyor ve emperyalizme karşı çıkıyor. Bir öğrenci derneği, "... fakülte dekanı ya Atatürk ilkelerine saygılı olmalı, ya da derhal görevini terk etmelidir" derken bir başkası "...üniversitenin halka dönük olmasını istiyoruz, ... üniversite halkındır, halka hizmet yönünde yetişeceğiz. ... Aldığın fen kültürü seni halka ne kadar yaklaştırıyor, senin çağdaş bilim anlayışındaki yerin nedir?" ya da, "kültür emperyalizmine paydos. İşçi ve köylü çocukları üniversiteye.... Boğaz köprüsü değil üniversite istiyoruz. Tüccar profesörlere paydos" diyor (bkz. S. Onat'ın, Üniversite olayları ve Demirel, Sega Yayınları, 1968). 1970'lerin sonunda bile, gençlerin sevgiden sonra en çok eşitliğe ve özgürlüğe değer verdikleri görülüyor.

Yine de kimi solcular, öğretmen yetiştirmenin bu geçmişini yok sayıyor, bu öğrencileri yetiştiren öğretmenleri yetiştirme sistemine hiç prim vermediği ve yeri geldikçe sistemi alabildiğince eleştirdiği görülüyor. Eğitimin, toplumun kendisini yeniden üretmesinin aracı olduğu söyleniyor. Bu söylem genelde doğru olsa da, TÖS'lü ve TÖBDER'li ya da muhalif öğretmenlerin, 1970 sonlarına kadar, sürüldükleri, terfi ettirilmedikleri, cezalandırıldıkları ve meslekten atıldıkları, yine de sistemin kendisini yeniden üretmesine aracılık etmedikleri yadsınıyor.

12 Eylül darbesinden sonra, 1970 öncesi yaklaşımlarından uzaklaşıldığı ve genelde yurtsever, barışçıl, eşitlikçi ve özgürlükçü öğretmen yetiştirme çabası olmadığı görülüyor. 1968 değerlerine sahip örgütlenmelerin üye sayısı sınırlı düzeylerde kalıyor. Bu değerlere sahip olan öğretmen, günümüzde bunları ancak kişisel çabasıyla kazanıyor. Toplumun yeniden üretilmesinde-gericileştirilip kapitalistleştirilmesinde- pay sahibi olmak istemeyen öğretmenler bugün de tu kaka ediliyor. Bu öğretmenlerin sayıları azaldıkça, öğretmenler gününü kutlamanın anlam ve önemi kalmıyor. Aklı başında öğretmen, eğitimin giderek gerici, seçkinci, teslimiyetçi ve girişimci bir niteliğe bürünüp emperyalist güçlerin güdümüne girmesine dayanamıyor öğretmenler gününde kutlanacak bir şey göremiyor.

[email protected]