Milli Eğitim Şurası (IV)

04/02/2011 Cuma
Milli Eğitim Şurası (IV)

Son Milli Eğitim (AKP) şurasında, diğer komisyonlardaki üyeler de, geçen haftalarda değinilen komisyonlardaki üyeler gibi hareket etmişler. Onların da kafalarının karışık olduğu ve önerilerin içine her şeyi ekledikleri görülüyor. Bir yandan küresel takılıyorlar öte yandan tutucu.

Birinci komisyon gibi ikinci komisyon üyeleri de, “A” derken “B” diyorlar. Eğitim ortamları ve kurum kültürüyle ilgili öneriler arasına, “İllerdeki AR-GE birimlerinin daha etkin ve verimli çalışması için kadro tahsis edilmeli ve çalışanların özlük hakları yeniden düzenlenmelidir” (öneri numarası-ön. 39) önerisini sıkıştırıveriyorlar!

AKP’yi kollama görevini sürdürüyorlar. Bir öneride, “ülkemizdeki demokratikleşme eğilimlerini de dikkate almak suretiyle” (ön. 30) diyerek, herhalde ileri demokrasiye gönderme yapıyorlar. Bu ülkenin eğitimcilerinin, ortaöğretimli ve yükseköğretimli insanlarının büyük bir çoğunluğu, var olan parti lideri suntasını, siyasal partiler yasasını, seçimlerdeki yüzde 10 barajını, herhangi bir uzlaşma aramaksızın meclisteki parmak hesabına dayanarak AKP’nin her istediği yasayı çıkarmasını, AKP’nin poliste, TRT’de, yargıda kadrolaşmasını ve benzeri pek çok konuya yaklaşımını demokratik bulmuyor. 12 Eylül halkoylamasında “hayır” diyor. Bu şuranın çoğunluğu yükseköğretimli olan üyeleri, nasıl oluyorsa bu gidişi “demokratikleşme eğilimi” olarak görüyor!

Bazen bu şura üyelerinin yaptıkları öneriyi, bilerek yapıp yapmadıklarını anlamak güçleşiyor. Örneğin, “Eğitim Ortamları, Kurum Kültürü ve Okul Liderliği” konusunda çalışan üçüncü komisyon, “Eğitim ortamları, dünyada ve Türkiye’de kabul gören ‘hayat boyu öğrenme stratejisi’ dikkate alınarak tasarlanmalıdır” (öneri numarası-ön. 5) diyor. Bu önerinin, dünyada ve Türkiye’de kabul gören yaşamboyu öğrenme stratejisinin sermayenin kazancını artıracak stratejik öğrenmeleri içerdiğini bilerek mi bu öneriyi yapıyorlar, anlaşılmıyor! Ayrıca bu komisyon üyelerinin okul liderliği kavramına da karşı çıkmadığı ve de tam tersine bu tür söylemleri yedi ayrı öneride kullanıyorlar!

Bir yanda formal diyorlar öte yanda örgün sözcüğünü kullanıyorlar. Bir yanda formal, informal ve vizyon gibi yabancı kökenli sözcükleri kullanıyorlar Öte yanda, bilişsel ve duyuşsal gibi yeni Türkçe sözcükleri kullanırken cazibe, şart ve ihtiyaç gibi eski Türkçe sözcükleri bir türlü bırakmıyorlar.

Bir yanda küresel söylemi benimseyip “paydaşların iş birliği içinde çalışmasından” (ön. 1) ve “kültürel ve demokratik değerleri geliştirmeye dönük uygulamalardan” (ön. 27) söz edip “Okulda katılımcı ve demokratik bir yönetim anlayışı geliştirilmeli, okul yönetiminde kurulların daha etkin hâle gelmesi sağlanmalıdır” (ön. 36) önerisinde bulunuyorlar. Öte yanda pek çok yerde “liderlik” deyip tutturuyorlar: “Okul müdürlerinin kültürel liderliğinden okul müdürlerinin dönüşümcü liderliklerinden okul müdürlerinin eğitim- öğretim liderliğinden ve işletme yöneticiliğinden okul müdürlerinin etik liderlik davranışlarından yöneticilerin liderlik davranışından okul yöneticilerinin moral liderliğinden okul lideri yetiştirmekten” söz ediyorlar!

Bir yanda “Okul ve pansiyonlarda aile ortamının sıcaklık ve rahatlığını hissettirecek ortamlar oluşturulmalıdır” (ön. 18) diyorlar. Öte yanda sayıları 600’ü bulan Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’nı yok sayıyorlar! Pek çok öneride “Eğitim ortamı ve kurum kültüründen” söz ediyorlar ancak birleştirilmiş sınıflarda ve taşımalı eğitimde okuyan yüz binlerce öğrenciyi görmezden geliyorlar!

Bir yanda “Okulların, kendine özgü bir kimlik, hafıza, aidiyet duygusu ve güçlü okul kültürü geliştirebilmeleri için geniş katılımlı özel günler, haftalar gibi etkinlikler düzenlenerek ortak kültürel değerlerin güçlendirilmesi sağlanmalıdır” (ön. 23) ve “Okulların kurumsal kültürlerine kaynaklık eden, kendilerine özgü bir tarihi olan okul adları, gerek olmadıkça geçmişle bağı koparacak şekilde değiştirilmemelidir” (ön. 31) gibi önerilerde bulunuyorlar. Öte yanda onlarca yılın birikimiyle, şura üyelerinin deyişiyle “kendine özgü bir kimlik, hafıza ve aidiyet duygusu” oluşturmuş kentlerin güzide yörelerinde bulunan tarihi okulların AKP tarafından, bırakın adlarının değiştirilmesini, satılıp tarihten silinecek olmasına karşı çıkmıyorlar! AKP’yi eleştirmemek için böylesine bir gelişmeden habersizmiş gibi davranıyorlar!

Bu şura üyeleri, “Okul yöneticiliğine atamada kadın yöneticilerin sayısını arttırmaya dönük teşvikler sağlanmalı” (ön.34) önerisini getiriyorlar. “Kadın yönetici olmamasının suçu AKP’de değil, kadınlar müdür olmak istemiyor” demeye getiriyorlar.

Bu tür çarpıklıklar karşısında insanın aklına şu soru takılıyor: Yoksa bu şuranın üyeleri ne yaptıklarını bilmiyorlar mı?

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI