Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla! (I)

06/04/2018 Cuma
Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla! (I)

Boğaziçi Üniversitesi’nde (BÜ) lokum masasıyla yaratılan yapay sorunun, “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” işlevine dönüştüğü görülüyor.

Otobüste ya da parkta kadını tekmeleyenler, tutuklanmadan bırakılıyor; “Savaşın katliamın lokumu mu olur?” afişini asanlar, terörist oluyor, olaya karışmayanlar bile tutuklanıyor. Tutuklamalar hâlâ devam ediyor. AKP’yi eleştirmiş, AKP’nin beğenmediği bir gösteriye katılmış, AKP’yi eleştirecek ya da karşı bir gösteriye katılacak olanlara, “Her an tutuklanabilirsiniz” mesajı veriliyor.

Dinden çıkanların tövbe etmezlerse öldürülmesi gerektiğinden söz edip demokrasinin şirk (tanrıya eşkoşma) düzeni olduğuna vurgu yaparak bu düzene inananların da irtidat (dinden çıkma) suçu işlemiş olacağını bir ansiklopedide yazan kişi, makbul vatandaş sayılıp rektör yapılıyor. Ne söylerse söylesin kişinin rektörlüğüne dokunulmuyor. Demokrasi isteyenler, laiklik ve barış olmadan demokrasi olamayacağını bildiklerinden laikliği ve/ya da barışı savunanlar ise, anında ya terörist ya da terör destekçisi olarak damgalanıyor.

Hele laiklik ve/ya da barış isteyenler, üniversiteli olunca, terörist/terör destekçisi söylemi daha da şiddetleniyor.

Türk Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, kişileri yargılayacak ve haklarında bir hüküm kurabilecek tek organın bağımsız ve tarafsız mahkemeler olduğu biliniyor. Yine bu yasalara göre, savcı ve hakim dışında hiçbir kamu otoritesinin kişileri “suçlu” gösteremeyeceği gibi bu yönde imalarda dahi bulunamayacağı da biliniyor; haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan herkesin suçsuz olduğu da. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. maddesine göre, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimsenin suçlu sayılamayacağı” da biliniyor. Defalarca Anayasa’yı ve de ceza yasalarını defalarca değiştiren iktidar mensupları, yukarıdaki paragrafta yazılanları, herkesten daha iyi biliyor. Yine de bu yasal durumu en iyi bilenler, her türlü suçlamadan geri durmuyor.

Üniversite sınavında en başarılı olanların girdiği ve (şimdilik) ülkenin en gözde üniversitelerinden biri için, en yetkili kişi, “İstanbul'da bir üniversitede, adını söylemeyeyim zaten anlarsınız” diyor. Onun dediklerine sorgulamadan inananlar için, o üniversitenin itibarı yerle bir oluyor. Bu söylemden kim ve ne kazanıyor?

O afişi asanlar için, “Bu komünist, vatan haini, terörist gençler” söylemi her fırsatta tekrarlanıyor. Toplumsal hafızaya, barışseverliğin teröristlikle eşdeğerde olduğu yerleştirilmeye çalışılıyor! Bu söylemden kim ve ne kazanıyor?

O afişi asanlar için, “Onların eşkallerini belirlemek suretiyle bu üniversitede okuma hakkını vermeyeceğiz” deniyor! AKP’lilerin önemli bir bölümü, “Ortada bir suç varsa, bu suçun bedeli bu mu?” diye sormadan bu söylemi benimsiyor. Bu söylemden kim ve ne kazanıyor?

Yetkililerin bu tür söylemleri üzerine YÖK de devreye girip “… bu gibi hadiselerin tekerrür etmemesi için mevzuat değişikliği de dahil, alınması gereken tedbirler vakit geçirilmeksizin üniversite rektörleriyle müzakere edilerek karara bağlanacaktır. Bu süreç başlatılmıştır” diye açıklama yapıyor. YÖK’ün ilahiyatçı rektörlerle ve demokrasi düşmanı rektörlerle yapacağı düzenlemeden, kim ne kazanacak?

Kazananlar belli değil mi? Bazı yargı mensupları, ülkeyi yönetenlerin teröre destek vermekle suçladıkları kişileri mahkum edebiliyor. Ülkenin geleceğini düşünen ve toplumunu seven insanların eğitimleri engelleniyor, özgürlükleri ellerinden alınıyor ve yargısız infaza uğruyorlar. Toplumsal bir değerimiz olan “yurtta barış, dünyada barış” anlayışı her gün biraz daha kayboluyor. Nefret söylemi her gün biraz daha yaygınlaşıyor. Başka türlü düşünenlere giderek daha az tahammül ediliyor. Eleştirel söylemler azalıyor; gerçeği öğrenmek giderek zorlaşıyor. Toplumsal yaşam gerçek olmayan söylemler üzerinden şekilleniyor. Savaş çığırtkanları artıyor. Toplum her gün biraz daha gerilip ayrışıyor.

Bu gelişmelerden birileri yararlansa da, barış ve toplumsal huzur kayboluyor; ayrışma artıyor; toplum için yararlı işler yapması beklenenler, akın akın yurtdışına çıkıyor; toplum kaybediyor. Toplumsal huzur için, Yunus Emre’nin, "Yaratılanı sevdik, yaratandan ötürü" deyişini benimseyenlerin, Yunus gibi, yaratılanlar arasında ayrım yapmayıp “Düşmanımız kindir bizim / Biz kimseye kin tutmayız / Kamu âlem birdir bize” anlayışını günlük yaşama yansıtmaları gerekiyor.

[email protected]