Kesintili eğitimi hangi “millet” niçin istiyor?

02/03/2012 Cuma
Kesintili eğitimi hangi “millet” niçin istiyor?

1973’te zorunlu eğitimi 8 yıla çıkarıp uygulamayı erteleyen Milli Eğitim Temel Kanunu çıkarılırken kesintili eğitim pek gündeme gelmemişti. Bu yasanın kabulünden bir yıl sonra CHP-MSP koalisyon hükümeti zamanında toplanan, benim de gözlemci olduğum 9’uncu Milli Eğitim Şurası, neredeyse oybirliği ile sekiz yıllık zorunlu eğitimi kabul ederken de kesintili konusu pek gündeme gelmemişti. 1990’larda Avrupa Birliği’ne üye olma düşüncesi taraf bulurken zorunlu eğitimin artık 8 yıla çıkarılması da konuşulmaya başlanmıştı. Bu arada, “8 yıla çıksın ama kesintili olsun” diyenler de ortaya çıktı. ANAP-DYP koalisyon hükümeti zamanında, benim de üye olarak katıldığım 15. Milli Eğitim Şurası, 1996 Mayıs’ında toplandı. Bu Şura’da, iş dünyasının temsilcisi, “Bizim mesleki eğitim almış kişilere gereksinimimiz yok. Biz istediğimiz mesleği iş içinde öğretiriz. Yeter ki ortaöğretimden gelen gençler öğrenme alışkanlığı edinmiş olsun” derken bakanlık müsteşarı Bener Jordan da, yapılan araştırmaların, 2,5 yılda bir mesleklerin eskidiğini gösterdiğini vurguluyordu. Bu Şura’da, kesintili eğitimi savunanlar olduysa da, büyük oy farkıyla 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitime geçilmesi benimsendi.

Dört ay süren bu koalisyondan sonra kurulan Erbakan-Çiller hükümetinin bir bakanı (Orhan Asiltürk), “8 yılı zorunlu yapacak kaynak yok” dediği günlerde yapılan (28 Şubat 1997) Milli Güvenlik Kurulu, (kesintisiz) zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılmasını oybirliği ile kabul etmişti. Bu kararlarla ilgili imzalarına sahip çıkmayan siyasetçiler nedeniyle, zorunlu eğitimin uzatılması gecikti. Haziran ayında kurulan ANAP-DSP-DTP (DYP’den ayrılanların kurduğu parti) koalisyon hükümeti zamanında, 1997 Ağustos’unda, Refah Partisi’nin birinci parti olduğu mecliste kabul edilen yasayla, 5 sınıflı ilkokul ile 3 sınıflı ortaokullar birleştirilip zorunlu olan ilköğretime dönüştürülmüş ve yasaya eklenen bir maddeyle gerekli kaynak da bulunmuştu.

Bu süreçte, toplumun büyük çoğunluğu bu düzenlemeyi benimserken din öğretimini ve imam hatipleri savunanların kesintisiz eğitime karşı çıktıkları belli olmuştu.

Aradan henüz 15 yıl geçmişken 4+4+4 tasarısı ile kesintili eğitim yeniden gündeme getirildi!

Mecliste görüşülen yasa taslağının gerekçelerinde, 5+3 düzenlemesi, belirtilmeyen ve bilinmeyen sakıncaları nedeniyle yerden yere vuruluyor. Sonra bakıyorsunuz, taslağın 2’inci maddesinde, “ilköğretim birinci ve ikinci kademe okulları, bağımsız okullar halinde kurulacağı gibi imkan ve şartlara göre birlikte de kurulabilir” deniyor! Bu arada Başbakan, “Zorunlu kesintisiz ilköğretim ne kadar mali yük getiriyor, biliyor musunuz?” demesi, taslak yasalaşsa da, Türkiye’nin imkan ve şartları nedeniyle pek çok yerde 5+3 uygulamasının devam edeceğini gösteriyor. Bir yasa taslağında 5+3 uygulaması çok sakıncalı bulunurken, bu uygulamanın devamını sağlayacak bir maddeye yer verilmesi, ortada gerçek bir sakıncanın olmadığı anlamına geliyor. Buradan asıl hedefin, kademelere ayırmak değil, başka bir hedef olduğu ortaya çıkıyor.

Mecliste görüşülen yasa taslağının gerekçesinde, gerçekte meslek liselerine giden öğrenci sayısı yüzde 50 dolayında artmışken, mesleki eğitimin büyük bir tehlike altında olduğu yaygarası yapılıyor. Öte yandan AKP, KİT’leri elden çıkardığına ve sanayi yatırımı yapmadığına göre, mesleki eğitim mezunlarını, yabancı yatırımcılarla TÜSİAD üyeleri gibi sanayicilerin istihdam edeceği anlaşılıyor. Meslek okulu mezunlarını istihdam edecek TÜSİAD’ın, 4+4+4 taslağına karşı çıkması, mesleki eğitim ölüyor yaygarasının da gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Ayrıca sözde mesleki eğitime önem verir görünenlerin iki yıl önce, meslek liselerine öğretmen yetiştiren fakülteleri kapattıkları da biliniyor. Bu durum, yeni tasarının esas amacının, mesleki eğitimle de ilgili olmadığı anlamına geliyor.

Kesintili eğitimdeki temel amacın, mesleki eğitim falan değil, din öğretimi ve imam hatipler olduğu apaçık belli oluyor. Çünkü kesintisiz eğitim imam hatipleri yeğleyenlerin sayısını azaltıyor.

Başbakan, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçilerin, “Aman benim çocuğum hakim, mühendis falan olmasın mesleki bir eğitime girsin, benim gibi emekçi kalsın” demediğini, tam tersine çocuklarını güçleri yettiğince okutmak istediğini biliyor. Başbakan, toplumun parasız olan devlet okullarında bile belini büken harcamalara katlandığını, milyarlarca lirayı çocuğunun okuması için harcadığını ve bu çabasını çocuklarının çırak olması ya da meslek okulunda okuması için yapmadığını da biliyor. Bunları yakından bilen Başbakan’ın, “Bundan sonra TÜSİAD’ın değil, ‘millet’in isteği olacaktır” derken herhalde toplumun tümünün eğilimini yansıtmıyor. Başbakanın değindiği “millet”in, tüm toplum değil, kesintisiz eğitimi isteyen kesim olduğu anlaşılıyor.

Başbakan, AKP gençlik kongresine gönderdiği mesajda, “Dininin, kininin, …davacısı olacak gençler” istediğini açıklıyor. Böylesine bir söylemde bulunan kişi gelişmiş ülkelerin birinde bakan olsa, anında görevinden istifa etmek zorunda kalıyor. Bizim Başbakan ise, benzer söylemini bir hafta kadar sonra AKP grup toplantısında da yineliyor! Arkasından imam hatipliler derneği, okullarda haremlik-selamlık ayrımının başlatılmasını istiyor!

Bu söylemler de, kesintili eğitimi isteyen “millet”in, tüm toplum değil, “dinin ve kininin davasını güdenler” olduğunu gösteriyor.

Dininin ve kininin davasını güdenlerin kesintili eğitim istemelerini haydi anladık diyelim. Bu durumu bile bile sessiz kalan ilgililere, yetkililere ve eğitim fakültelerine ne demeli? Ya da kimi liberallerin ve eğitimcilerin kesintili eğitim girişimine destek vermesine?

[email protected]