İslam Üniversitesi!

25/06/2013 Salı
İslam Üniversitesi!

25 Haziran 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ülke Gezi Parkı eylemleriyle çalkalanırken de, AKP piyasacı ve gerici işlerin peşini bırakmıyor. Bu kez, Meclis’e gönderilen bir yasa tasarısıyla, “Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” adıyla bir üniversite kurmaya kalkışıyor. Taslağa göre bu üniversite bir yandan “İslam” üniversitesi olacak. Öte yandan da, yurtdışına açılarak, yurtdışından gelen öğrencileri protokoller aracılığıyla Türkiye’de başka üniversitelere yerleştirerek, okulöncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde özel öğretim okulları açarak piyasacılık yapacak! Bu üniversite, tam da AKP’nin parasalcı-İslam anlayışını yansıtan bu üniversite olacak!
Bu üniversite, bir “İslam” üniversitesi olarak ne yapacak? Türkiye’de bir örneği olmadığından, bu üniversitenin İslami niteliğini anlamak için dünyadaki örneklerine bakmak gerekecek.
Dünyada, bilginin İslamileştirilmesi için yoğun çabaların olduğu görülmektedir. Bu işin arkasında, her yerde olduğu gibi, ABD ve diğer küresel sömürgenlerin desteklediği, örneğin şu kuruluşlar vardır: Müslüman Talebe Cemiyeti, Müslüman Sosyal Bilimler Cemiyeti, Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü ve Çocuk Gelişimi Vakfı, Dünya Müslüman Gençlik Teşkilatı (WAMY), Uluslararası İslam Öğrenci Teşkilatları Federasyonu (IIFSO), İslam Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (ISESCO), Montreal McGill Üniversitesi İslam Çalışmaları Merkez Enstitüsü. Ayrıca, Türkiye’de adı bilinen Kaire el-Ezher Üniversitesi ile İslamabad’daki İslam Üniversitesi ve Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi gibi üniversiteler bulunmaktadır. Geçmişte birer laik ülke olan Mısır, Pakistan ve Malezya, bu üniversitelerin de etkisiyle birer şeriat ülkesine dönüşmüşlerdir. Bilindiği gibi, YÖK’ün bir önceki Başkanı Prof. Dr. Y. Z. Özcan da, bir müddet Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde çalışıp oradan feyz almış bir alimimizdir. Özcan’ın başkanlığı zamanında üniversitelerde artan gericileşmenin bu feyzden kaynaklandığını söylemek de mümkündür.
Türkiye’de de bu işin tohumları yıllar öncesinden ekilmiştir. İslamcı bir öğrenci hareketi olarak 1960’larda Milli Türk Talebe Birliği kurulmuştur. Şimdiki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Milli Türk Talebe Birliği İcra Kurulu Başkanı olarak, Necip Fazıl Kısakürek’e 3 Temmuz 1969 tarihinde, “İslam davasının tavizsiz müdafi üstadı” diyerek “Kendisinin de ‘yüzde 100 emrinde’ olduğunu” belirttiği bilinmektedir (Sol Portal, 15 Ağustos 2011). AKP’nin içinden geldiği Refah Partisi’nin “milli eğitim” anlayışı da bu doğrultudadır. Onlar için eğitimin millileşmesi, fizik ve kimya gibi derslerde (onlara göre var olan) Hıristiyan öğelerin, fencilerden ve ilahiyatçılardan oluşacak bir komisyon aracılığıyla ayıklanmasıdır!
Eeee! Türkiye’de İslam Üniversitesi kurulunca ne yapacak? Tabii ki, fizik ve kimya gibi derslerden Hıristiyan öğelerin ayıklanmasıyla ya da evrim kuramına yaratılış düşüncesiyle karşı çıkmakla yetinmeyecek! Ne yapacağını Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi rektörü Ebu Süleyman’dan öğreniyoruz: Bilgi İslamileştirilecek! Bu alime göre bilginin İslamileştirilmesi, “İslam inancını, İslam’ın tevhid ve temsile dayalı insani, evrensel ve medeniyet ilkelerini başlangıç noktası kabul ederek İslam düşüncesini yeniden formüle etmektir” (bkz. A. Ebu Süleyman, İslam dünyasında yüksek eğitimi yeniden canlandırmak, çev. A. Kemerli, İnkılab Basın Yayın, 2008). İslam üniversitesinin temel çabası bilimi inançla sınırlamak olacaktır! Ebu Süleyman ayrıca, dini öğretim dili olduğu ve Müslümanlar arasında etkin bir iletişim sağladığından Arapçanın imla ve gramerini basitleştirmek için çaba harcayacak Arapça akademilerinin kurulmasını önermektedir. Öyleyse İslam üniversitesinden sonra sıra Arapça akademiler kurmaya gelecektir! Allah için, üniversitelerimiz de bu İslam Üniversitesine ve bilginin İslamileştirilmesine hazırdır parasalcı-molla yetiştirecek Milli Eğitim Bakanlığı da.
Laik, bilimsel ve hukuksal bir yaşamdan yana olup Gezi Parkı eylemlerinden ders çıkarmayanlar için İslam Üniversitesi girişimi ve Başbakan’ın Osmanlı bayraklarının asılmasını istemesi son uyarılardır. Artık AKP’nin Hedef 2023’ün ne olduğu açıkça bellidir. Bu kesimler hâlâ tehlikenin farkına varmaz ve ülkeye sahip çıkmaya çalışmazlarsa, tarih karşısında AKP kadar sorumlu olacaklardır.