İçi boşalan 24 Kasım

27/11/2015 Cuma
İçi boşalan 24 Kasım

İçi boşalan 24 Kasım, tahmin ettiğiniz gibi, 24 Kasım Öğretmenler Günü oluyor. İç boşalması birkaç kanaldan işliyor. AKP sayesinde, giderek 24 Kasımlarla öğretmenliğin anlamı yok oluyor, öğretmenler gününün de.

Önce, Türkçe yerine “Yaşayan Türkçe” diyorlardı. Hatta Hüseyin Çelik’in 2003’te milli eğitim bakanı olduğu aylarda hazırlananı yükseköğretim yasa taslağında bile, ÖSYM’nin yapacağı sınavlarda “yaşayan Türkçeyi” kullanacağı belirtiliyordu. Sonra yaşayan Türkçecilerin, Türkçenin değil de, Arapça ve Osmanlıcanın hayranı oldukları anlaşıldı. Şimdilerde sıra Latin harflerinden geri dönülmesi isteklerinin dile getirilmesine geldi. Benim kitabımda harf devriminin olumlandığını okuyan öğrencilerim içinde, yeni harflere karşı çıkanların sayısı giderek artıyor. Türkçeye de sahip çıkamazsak, bu söylemlerin yaygınlaşacağı, bu duruma bir de AKP’nin Atatürk sevgisi (!) de eklenince, Mustafa Kemal’in yeni Türk harflerini tanıttığı 24 Kasımın da anlamını yitirip gündemden düşeceği belli oluyor.

İktidarlar, yıllardır öğretmenliğin saygınlığını yitirmesi için ellerinden geleni yapıyor. Araştırmalar ve güncel yaşam bunun ipuçlarını veriyor. Öğretmenlerin yüzde 40 kadarı mesleğinden memnunluk duymuyor; yüzde 41 kadarı da öğrenci ya da veli şiddetine maruz kalıyor. Yüzde 56’sı mesleğinden ayrılmayı düşünüyor. OECD ülkeleri içinde en az maaşla çalışanlar, Türkiye’deki öğretmenler oluyor. Öğretmenlerin yüzde 27’si, geçinebilmek için ek iş yapıyor. Her üç öğretmenden ikisi borçlanarak yaşamını sürdürebiliyor. Demokratik haklarını kullanan öğretmenlere dünya zindan ediliyor. 300 bin kadar eğitim fakültesi mezunu öğretmen olarak atanmayı beklerken, bakanlık, önemli bir bölümünün öğretmenlik sertifikası bile olmayan 72 bin kişiyi ücretli öğretmen olarak istihdam ediyor. Hükümetin uygulamalarıyla birebir ilişkili olan bu koşullar, her gün öğretmen saygınlığından bir şeyler götürüyor.  Bu da yetmiyor, hükümet yetkilileri zaman zaman söylemleriyle öğretmenleri yerden yere vuruyor; en hafifinden, iktidarlarında köşe dönenler, öğretmenlere angarya çalışma ve iş yüklerken, “Öğretmenlik sadece para için yapılmaz” diyebiliyor.

İktidar, okullardaki kadrolaşmasını çeşitli yöntemlerle öğretmene kadar indiriyor ve eğitim sistemini kendi anlayışında öğrenci yetiştirmek için kullanıyor. Bu uygulama, eğitim sisteminin saygınlığını yok ederken, öğretmenin toplum içindeki saygınlığını da yok ediyor. Örneğin dört gün önce (23 Kasım 2015 tarihinde), Sakarya Milli Eğitim Müdürü ile Sakarya Müftüsü arasında “Okulöncesi Eğitim Protokolü” imzalanarak anaokulu ve anasınıflarındaki bebelerin Kuran eğitimi(!) alması hedefleniyor. Sistemin molla ya da küçük AKP’li yetiştirme sistemine dönüştüğünü görenler, hem bu sitemden soğuyor hem de bu sürece alet olan öğretmenden.

Öğretmen iktidarın uygulamaları nedeniyle saygınlığını yitirirken, öğretmen olmaya ve öğretmen kalmaya direnenler olsa da, bazı öğretmenler mollalığa/ hocalığa soyundukça ortada saygınlık diye bir şey kalmıyor. 12 Eylül 1980 öncesinin genelde halkçı, yurtsever, aydınlanmacı ve cumhuriyetçi öğretmenler emekli oldukça yerlerini benzerleri doldurmuyor. Piyasacı ve gerici sendikalarda toplanan öğretmenlerin önemli bir bölümü, öğretmenliktense hocalığa soyunmuş bulunuyor. Öğretmen sıfatını taşıdığı halde, öğrencilerini cihat anlayışında yetiştirmek isteyen öğretmenden, öğrencilerini camiye götüren, para karşılığında öğrencisine okunmuş pirinç satan, karma eğitimi insan fıtratına aykırı bulan, evrim kuramını hurafe gibi gören, padişahlık hayranı öğretmene kadar, “öğretmenlik” dışında her telden çalan kişi sayısı artıyor. Cumhuriyetin aydınlanmacı devrimlerini benimsemeyen öğretmen sayısı da artıyor, insan haklarına mesafeli olan da, “Benim ırkım senin ırkından; benim inancım senin inancından” üstündür diyenler de. Öğretmenden öğrencisinin özgürleşip kendini gerçekleştirmesine yardımcı olması bekleniyor. Ancak bir kısım öğretmen, bu işlevi yerine getireceğine, erkek egemen, piyasacı, ırkçı ya da gerici anlayışları öğrencisine benimsetmeye çalıştıkça ve/ya da öğrencisine, cinsiyetine, ırkına, inancına ve ailesinin varsıllık düzeyine göre farklı davrandıkça hem öğretmenlikten uzaklaşıyor hem de öğretmen saygınlığını yok ediyor.

Öğretmenler günü için seçilip Ankara’da bir araya gelmiş öğretmenlerin, Rus uçağının düşürülmesi haberini, ülkenin savaşa sokulması olasılığını yadsıyıp alkışla karşılaması, öğretmenlikten ne denli uzaklaşıldığının bir göstergesi oluyor.

Öğretmen öğretmenlikten uzaklaşıyorsa, 24 Kasımı kutlamanın anlamı da kalmıyor, özgür, barışsever ve saygın bir toplum olmak da zorlaşıyor.

Oysa öğretmenler, öğretmenliğe bir sahip çıkabilse…

[email protected]

 

ÖNCEKİ YAZILARI