Hedef öğretmenler/eğitimciler

11/05/2007 Cuma
Hedef öğretmenler/eğitimciler

Kırk yıl önce lisede öğretmenliğe başlayan bir kişi, 15 saat ders karşılığında 475 lira maaş alıyordu ve bir saatlik ek ders ücreti 10 lira idi. Haftalık 15 saat ek dersi olanların eline geçen para bazı aylarda 500 lirayı bile geçerdi. Ortalama ev kiraları da maaşın (475 lira’nın) üçte biri ya da en çok yarısı kadardı. O zaman kirada oturulan yeri bugün kiralamaya kaksanız, maaşınız yetmez. O yıllardan bu yana, köprülerin altından çok sular aktı, yalnız kiralar artmadı, her şey korkunç derecede zamlandı; bu arada, ek ders ücretleri de eridi gitti, maaşlar da. Hatta devlet memurları ve dolayısıyla öğretmenler, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın değerlendirmesine göre, Ramazan ayında “sadaka ve fitre” verilecek duruma getirildiler.

Özellikle 24 Ocak 1980 ekonomik kararların alınmasından bugünlere gelişe kabaca bakıldığında, bakanlığın (MEB’in), bir “sistem”in çarkı olarak, kendisinden beklenenleri yerine getirdiği görülüyor. “Sistem”, daha önce TÖS’ü kapatmıştı. 12 Eylül 1980’de de TÖBDER’i kapattı. Öğretmenlerin sömürüye ve haksızlıklara karşı çıkışlarına dayanamadılar. Bir süre örgütlenmeyi yasakladılar. Öğretmen örgütlenmesi yeniden yeşermeye başlayınca, bir örgütün (kapanan örgütler gibi) büyük çoğunluğu kucaklamasını engellemeyi bildiler. Öğretmen adayını, Türk-İslam sentezi anlayışı içinde üniversiteye hazırladılar ve üniversitede okuttular. Dünya Bankası’nın önerisine göre, öğretmeni, bir eğitimciden çok teknisyen olarak yetiştirmeye başladılar. Öğretmen olarak yetişmemiş üniversite mezunlarını öğretmen olarak atadılar. Öğretmen olarak yetişmiş olanları ise kadroya almayıp ücretli/sözleşmeli olarak çalıştırıyorlar. Öğretmeni, rütbeleyerek böldüler. Toplam Kalite Yönetimi ile öğrenciyi müşteri yaptılar ve öğretmeni tahsildara dönüştürdüler. 

Eğitimle, hak ve hukukla, insan haklarıyla bağdaşmayacak kararları kolaylıkla alıp uygular hale geldiler. Bu tür işler neredeyse çocuk oyuncağına dönüştürdüler. Şöyle bir senaryoyu kimse yadırgamıyor: Bakanlık, ilahiler mırıldanarak yatağa giriyor. “Özel okullara en çok destek veren bakanlık” olarak gönül rahatlığı içinde derin uykuya dalıyor. Uykusunda bir yana dönüyor, “Küreselleşmenin önünde durulamayacağını” söylüyor; bir öbür yana dönüyor, “AB’de çalışacak gençler yetiştireceğiz” diyor. Düşünde gördüğü keyfe keder yönetici atama yöntemini, yönetici atamalarında sınav ve değerlendirme süreçlerini kaldırıp yetkiyi kendi atadıkları kişilere bırakacak süreci, sabah uygulamaya sokuyor. Öğleye kadar da ek ders ücretlerini çözümleyiveriyor. 

Gerçekten de bakanlık, neredeyse tüm karar ve uygulamaları bu hızla ve pervazsızca yapıyor. Ek ders konusu da böyle. Öğretmen olarak yetişmiş kişiye, sanki kaşına gözüne bakarak, sen 15, sen 18 ve sen de 20 saat karşılığı maaş alacaksın diyor; sarışın olanlara 10, kumrallara 12 ve esmerlere 15 saat ek ders verirken, rehber öğretmenlere 18 saat ek ders veriyor. Olgunlaşma enstitülerinde “Araştırma”, “Tanıtım ve Pazarlama” ve “Tasarım” öğretmeni olarak çalışanların bakanlığın gözünde ayrı bir yeri olduğu anlaşılıyor: Öğrencisi olmayan bu öğretmenlere 15 saat ek ders ücreti veriliyor. Ek ders uygulamasındaki incelikler bunlarla sınırlı kalmıyor. 15 saat üzerinden maaş alan bir öğretmen, varsayalım öğretmenlik alanıyla ilgili olarak ancak 12 saat ders okutuyor ve altı saat da başka derslere giriyor. Bu öğretmen, ek derslere çalıştığı okulda giriyor ise 3, başka bir okulda giriyorsa 6 saat ek ücret alıyor! Öğretmen, eğitim-öğretim sürecinde çeşitli çalışmalara katıldığında, yönetmeliğinde bu konuya yer veren bir kurumda çalışıyorsa ek ücret alabiliyor; yönetmeliğinde bu konuya değinmeyen bir kurumda çalışıyorsa bir ek ücret alamıyor! Herhangi bir mazeret nedeniyle okula gidilemeyen gün, nasıl oluyorsa, ek derslerin okutulduğu gün oluyor. 

Ek ders ücreti düzenlemesiyle, kaşla göz arasında, öğretmenlere alanları dışındaki derslere de girme hakkı veriliyor! İlgili genelgede, matematik öğretmeninin beden eğitimi dersine girmesi örneği veriliyor. Gerçek uygulamanın da şöyle olacağı öngörülüyor: Örneğin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni, yöneticilik yaparken, ek ders olarak müzik dersine girecek ilahi okutacak; beden eğitimine girip tesettür kullanacak.

Bakanlığın aldığı kararların genelde derli toplu, anlamlı, insancıl ve eğitsel, halkçı ve evrensel olmadığı biliniyor ve görülüyor. Bu durumda, eğitimcileri ve biraz düşünen insanları bile çileden çıkaran böylesi kararların neden alındığı önem kazanıyor. Bir amacın, öğretmeni, birbirine düşürmek ve geçim derdiyle meşgul ederek asli işlevinden ve eğitimcilikten uzaklaştırmak; eleştirel yaklaşımını engellemek; eğitsel sorunlara uzak tutmak; “sistemin”, istediği gibi at koşturacağı düzeni yaratmak olduğu görülüyor. Bir başka amaç da, eğitimi ticarileştirirken işgücünü ucuzlatmak oluyor.

Her olumsuz karar ve uygulama belirli beklentilerle gündeme getiriliyor. “Sistem”, eğitsel olmayan ve insan haklarına uymayan tüm bu kararlarını alırken, öğretmenle birlikte Talim ve Terbiye Kurulu’nu (TKK) da yıpratıyor. Gerektiğinde TTK’yı kullanıyor ve oradan destek alıyor. Zamanı gelince de, bu kurulda işi biteni, ya görevden alıyor ya da istifa ettiriyor; yerlerine yenilerini getiriyor. Bu arada, zaten bölük pörçük olmuş öğretmenler, biraz daha bölünüyor. Kimisi, “Allah bugünümüzü aratmasın” diyor; kimi, “Şurada emekliliğime üç gün kaldı, bana ne”. Hakkını arayana çamur atılıyor. Tarafsız kalanlar ve çamur sıçramasından korkanlar, içinde bulundukları suyun ısısının her kararla/uygulamayla biraz daha ısındığını duyumsamıyorlar. Her durumda darbe yiyen öncelikle öğretmen oluyor, eğitimci oluyor.