Günümüzde öğrenmemek zor

04/09/2015 Cuma
Günümüzde öğrenmemek zor

Öğrenme toplumundan söz ediyorduk. Gelişmiş ülkeler, öğrenme toplumunun öneminin bilinciyle çoktan bu yönde bir çabanın içine girmişken, bizim toplum öğrenmeden kaçan bir görüntü veriyor. Oysa Türkiye gibi ülkeler, gelişmiş ülkelere göre ekonomik ve toplumsal değişimlerin olumsuzluklarını daha derinden yaşadıklarından, öğrenme toplumuna daha çok gereksinim duyuyor.

Eğitim-öğretim kurumları dışında ve yaşam içinde öğrenme sağlayan kaynaklarının başında, gazete, radyo, televizyon, sinema ve tiyatro gibi tüm ülkelerde var olan kaynaklar geliyor.

Gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelere göre hukuk, demokrasinin kuralları ve alışkanlıkları daha iyi işliyor. İktidarlar daha sık ve daha sancısız bir şekilde el değişiyor. Buna karşın, iktidar tutkusunun olduğu, buna karşın hukukun ve demokratik süreçlerin pek işlemediği ve demokratik alışkanlıkların pek oluşmadığı Türkiye gibi ülkelerdeki öğrenme kaynakları, gelişmiş ülkelerdekine göre kat be kat fazla oluyor. Bir kısım siyasetçinin, siyasete soyunanlarla siyaset yaptığını sananların ve aydınlarla bürokratların tutum ve davranışları, hükümetin icraatları,  yandaş basın ve kaotik yaşam, (olumsuz da olsa) gelişmiş ülkelerde pek görülmeyen öğrenme kaynaklarını oluşturuyor.

Başka ülkelerde, 17-25 Aralık yolsuzlukları pek olmadığı gibi,  “Milletin …” dediği halde yüksek ihaleler almaya devam eden müteahhitlerle ihale almak için 100 milyonluk arsalarını ya da emlaklarını TÜRGEV’e bağışlayan iş adamları da pek çıkmıyor.

Geçmişi bırakalım, Türkiye toplumunun 7 Haziran seçimlerinden sonra yaşadıkları, en kör, en sağır, en vurdumduymaz, hiç okula gitmemiş, en duyarsız kişiler için bile, zengin öğrenme kaynağı haline gelmiş bulunuyor.

Dün yaratıp beslenmesine katkı yaptığımız ve yakın zaman kadar “Terörist” bile diyemediğimiz IŞİD’i, bugün bombalıyoruz!

Dün, “Hz. Muhammed yaşasaydı saraya gitmezdi” diyen bir imam, partisinden istifa edince, bugün tam da tersini söylüyor!

Meclisteki partilerin bir araya gelip anlaşarak, tarafsız birinin başkanlığında ortaklaşa kurmaları gereken seçim hükümeti, 7 Haziran seçiminin mağlubunun isteği doğrultusunda oluşturuluyor!

İdil Biret’in konserini basanları destekleyen, Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasını isteyen, aktör Levent Üzümcü’yü tanımadığını ve şaraplı-minderli konsere izin vermeyeceğini söyleyen kişi, tarafsız (!) sayılarak seçim hükümetine alınıp üstelik Kültür ve Turizm Bakanı yapılıyor!  

“Eğer Müslüman bir kadın börek yapmayı bilmiyorsa, o aile dağılmaya mahkumdur” diyebilen ve de üstelik TÜRGEV üyesi olan kişi de, tarafsız (!) sayılarak seçim hükümetine alınıp üstelik Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yapılıyor!  

Küçük Türkeş, gidişini beğenmediği AKP’den 7 Haziran öncesi istifa ediyor; büyük Türkeş 7 Haziran sonrasında, AKP’nin dümen suyuna girip partisinin istememesine karşın seçim hükümetinde bakan oluyor!

Cumhuriyet’in kuruluşunu sağlayan 30 Ağustos Zafer Bayramı, laik Cumhuriyeti koruyup kollayacaklarına yemin etmiş kişilerin öncülüğünde ve eşliğinde, Osmanlı ritüelleriyle ve sahiplerinin kimseyle tokalaşmadığı bir törenle kutlanıyor!

Yakın geçmişin AKP iktidarına en yakın iş adamlarından biri, üç kuruşluk altın uğruna Bergama ovasını susuz bıraktığı ve örenin doğal yapısını mahvettiği için değil, cemaate yakınlığı nedeniyle iki gün önce yurt dışına kaçmak zorunda kalıyor. Cemaatçi yazar Dumanlı, bu olay üzerine, o kişinin annesinin “… elini 50 kere öpmüş bakanlara sesleniyorum. Abdullah Gül’e sesleniyorum, konuş artık. Hüseyin Çelik, beklentin nedir?” diyor!

7 Haziran sonrasında, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ve Bahçeli’nin davranışlarından ya da yukarıda örneklenen olaylardan hiçbir şey öğrenmemiş olsak bile, insanın ve barışın önemini ve değerini öğrenmiş olmamız gerekiyor. Çünkü hemen her gün, güvenlik mensubu, PKK’lı, çocuk-genç ve kadın-erkek sivillerle ilgili ölüm haberi geliyor. Yanlış dış politikamız nedeniyle yaşamları alt-üst olan ve Yunanistan’a kaçmaya çalışan Suriyelilerin boğulma haberleri geliyor.  

Bu denli öğrenme kaynakları başka hiçbir yerde bulunmuyor. Hâlâ öğrenmeye (insancıl-barışçıl tutum ve davranış kazanmaya) direnenler varsa, bu durumun bir açıklaması da, öğrenmeye direnen kişilerin, insanın en önemli özelliği olan öğrenme yetisini yitirmeleri ve kendilerine-insanlıklarına yabancılaşmaları oluyor.

Türkiye’nin, kendisine ve insanlığa yabancılaşmamış kişilere duyduğu gereksinim her geçen gün artıyor.

[email protected]