Gezi Parkı ve üniversiteler

02/07/2013 Salı
Gezi Parkı ve üniversiteler

İktidar gibi Gezi Parkı eylemlerini anlamazlıktan gelen (belki de en iyi anlayan) kesimlerin başında, şaşırtıcı bir şekilde YÖK ve rektörler geliyor. 170 üniversite içinden 5-10 üniversite mensubunun bildiriler yayımlayıp eylemleri sahiplenip iktidarın tutumunu yermeleri, tabii ki tüm üniversiteleri aklayamıyor. Geçen yılın son günlerinde ODTÜ’de polisin neden olduğu şiddet karşısında, polisi kınayacağına ODTÜ öğrencilerini ve yönetimini kınayan rektörlerden tabii ki Gezi Parkı eylemlerine destek vermeleri beklenmiyor. Yine de sayıları 100 bini aşan akademik kesimden tepki gösterenlerin birkaç binle sınırlı kalması, üniversite mensuplarımızın yaşamdan ne kadar kopuk olduğunu gösteriyor. İnsan, onların yandaş medyadan başka bir şey izlemedikleri/ okumadıkları kuşkusuna kapılıyor.

Gezi Parkı eylemlerinde, “Özgürlüğüm için buradayım ne şeriat ne darbe, kafası güzel Türkiye Cumhuriyet ayıldı, imam bayıldı zalimin sana yapabileceği en büyük kötülük, seni kendisine benzetmektir …” gibi söylemler öne çıkıyor. Toplumdaki tüm farklı kesimleri içeren eylemciler, “Biz AKP’siz dine, CHP’siz Ataya, MHP’siz vatana, BDP’siz Kürde sahip çıkarız. Biz halkız” diyorlar.

Rektörlerin ve YÖK başkanının ise iktidar kadar Gezi eylemlerinden gocunduğu anlaşılıyor. Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), 170 rektörün imzasıyla bir bildiri yayımlıyor. İktidarın yaşattığı vahşetten tek satır söz etmezken, “… bölgesinde ve dünyada adalet ve huzur ortamı arayışıyla ağırlığı her geçen gün artan güçlü ve istikrarlı bir Türkiye”den söz edebiliyor! “Türkiye’nin demokrasiyi içselleştirme sürecinde olduğunu” söyleyebiliyor. İnsan ÜAK’nin bu ülkenin ÜAK’si olmadığı kuşkusuna kapılıyor.

ODTÜ olaylarında üniversiteye ve öğrencilere sahip çıkmayan YÖK Başkanı, üniversite üniversite dolaşıyor. (Irak ve Ortadoğu konusunda uzman olduğundan, bir Amerikan projesi olarak Sünni-Hanefi kardeşliği üzerinden ve Ortadoğu’da güçlü devlet olma düşleriyle gerçek ve kalıcı barışın olamayacağını bile bile) üniversite senatolarının barış sürecini destekleyen bildiriler yayımlamalarına çaba harcıyor. Akdeniz Üniversitesi, üniversitede mescit açılmasını eleştiren İlker Belek’e, yargının iptal edeceğini bile bile maaş kesme cezası veriyor! Yeditepe Üniversitesi Rektörü, Gezi Parkı eylemleri üzerine, elemanlarına, “Toplumsal hareketlerle ilgili olarak akademik ve idari personellerimizin yazılı ve görsel başına verecekleri açıklama ve yorumlar için önce rektörlükten izin alması gerekmektedir” diyor. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden bir profesör, eylemciler için, “Üç-Beş Eylemci Çapulcu değil, Yahudi, Ermeni ve Rum Öz’ünde Ahmakların Bileşeni bir Grubun İsyancıları ile dün’den yarına kavgamız olacaktır” diyor! YÖK başkanından bu konularda hiçbir ses çıkmıyor.

Sonra bu YÖK Başkanı, Gezi Parkı eylemleri üzerine, doğaya, akla, demokrasiye, laikliğe, bilime ve özgürlüklere sahip çıkacağına, kendisinin yapmadığını yapıp toplumsal duyarlılık gösteren akademisyenlere akıl vermeye kalkıyor! İktidar tüm farklılıkları kendisine benzetmeye çalışırken Gezi eylemleri tüm toplumu olduğu gibi kabullenip kucaklıyor. Gezi eylemlerine sahip çıkmak, bırakın farklılıklardan korkulmasını, farklılıklara da sahip çıkılması anlamına geliyor. Bu ortamda YÖK Başkanı, “Üniversite mensupları olarak bizlere düşen ‘farklılıklardan korkulmaması’dır” diyebiliyor! Üniversitelerin medreseleşmesi yönündeki YÖK katkılarını yadsıyarak, dualarla ve Kuran okunarak açılan üniversiteleri ve mezuniyet töreni ilanlarını görmezden gelerek, İslam Üniversitesi kurulması girişimini yok sayarak (ya da savunarak), “Üniversite mensupları olarak bizlere düşen ‘dogmatizmden kaçınılması’ gerektiğini savunmaktır” diyebiliyor!

YÖK Başkanı, “1960’ların Türkiyesi ile karşı karşıya değiliz ve 1960’ların meslek odası diliyle üniversite mensuplarımızın konuşmasını anlamakta zorlanıyorum” diyor! Herhalde, “1960’ların özgürlükçü havası, düşünce özgürlüğü ve zenginliği, laiklik ve bilimselliği, sömürü karşıtlığı, demokratikliği, sosyal hukuk devleti anlayışı yok şimdi geçerli olan piyasacılık, gericilik ve tek adam. Siz hangi cüretle haktan, hukuktan, özgürlükten ve kardeşlikten sözedebiliyorsunuz” demeye getiriyor.

ÜAK ve YÖK Başkanı’na bu denli iktidar pohpohçuluğu yakışmıyor.