Ergenekon davası: Sırada ne var?

09/08/2013 Cuma
Ergenekon davası: Sırada ne var?

Ergenekon davası, darbeyi konuşmuş/düşünmüş oldukları tahmin edilen kişiler tutuklanırken, fiilen darbe yapan Evren ve arkadaşlarına dokunmayarak, başka amaçları olan bir dava olarak başlamıştır. Dava, düzmece delillerle ve hukuk dışı süreçlerle sürdürülmüştür. Bu dava, adaleti yerine getiremediği gibi toplumun vicdanında derin bir yara açan kararlarıyla son bulmuştur. Bu dava, olayları tezgahlayanları, iktidarı ve yargıyı üstesinden gelemeyeceği bir yük altında bırakmıştır.

Suç işlemeye teşebbüs, “Bir suç işlemeye başlayıp da, ortaya çıkan her hangi bir engel nedeniyle, bu suçu neticelendirememe” olarak tanımlanıyor. Sanıkları tutuksuz yargılama eğiliminde olduğu için görevden alınan Ergenekon mahkemesinin eski başkanı, “Derin devlet çözülmedi. … Dosyadaki hiçbir sanık hakkında eylemlerle bağlantı kurulmadı, deliller eşliğinde suçlama getirilmedi” diyor. Eski başkanın bu görşünü aklı başındaki tüm hukukçular da paylaşıyor, vicdan sahibi olanlar da.

Buna inanmayanların, tabii ki biraz vicdanları varsa, davanın sanık Osman Yıldırım ile ilişkili kararına bakması yetiyor. Yıldırım, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesini bombalama sanığı önce Ankara’da yargılanıyor ve müebbet hapse mahkum oluyor. AKP yargıtayda kadrolaştıktan sonra, bu dava (nasıl oluyorsa) Ergenekonla birleştiriliyor Yıldırım, birden rahmetli İlhan Selçuk, Mustafa Balbay ve Erol Manisalı gibi Cumhuriyet gazetesi mensupları yanında, askerlerle de, rektörlerle de, Ergenekon örgütünün üyesi oluyor! Dava sürecinde Yıldırım gizli tanıklığa yükseliyor. Ergenekon mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasıyla ilgili olarak, 10 Mayıs 2006’da Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların patlamaması ve 11 Mayıs eylemine katıldığının sabit olmaması gerekçesiyle, Yıldırım’ı bu davadan beraat ettiriyor. Düşünebiliyor musunuz, aynı mahkeme, örgüt üyesi olma ya da devirme teşebbüsü suçlamalarının hiçbiri sabit olmamasına karşın, önüne gelene hapis cezaları, müebbet ve ek cezalar veriyor.

Bu davaları, “TSK’yla hesaplaşmak” olarak yorumlamak pek gerçekçi bir yorum olmuyor.

TSK sayesinde bugünlere geldiğini çok iyi bilen AKP, niye TSK’dan intikam alsın ki?

27 Mayıs devrimi bile, olumlu işleri yanında, bir bakıma AKP’ye yatırım yapmıştı. Devrim yapanlar, meslek okulu niteliğindeki, hepi topu 19 tane imam hatip okulunu, oluşturdukları Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlamıştı dini öğretimin laik ve bilimsel eğitime alternatif olmasının önünü açmıştı. 27 Mayıs sürecinde Cemal Gürsel’in yerine apar topar Cumhurbaşkanı yapılan Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, 1968 üniversite gençliğine tahammül bile edememişti, “Ülkeyi emanet etmek için imam hatiplere önem verilmesini” istemişti. Demirel başbakanlığı sırasında, gerici ve piyasacı kuruluşlara destek vermişti. ABD filosuna defol diyen halkçı, bağımsızlık yanlısı ve ABD karşıtlarına karşı, gericiler Kanlı Pazar’ı gerçekleştirmişti.

12 Mart 1971 olayında, ne olduysa solculara olmuştu, onlar tutuklanıp işkenceden geçmişti kıstırıldıkları yerde öldürülmüştü. Bu askeri harekatın ortakları Deniz Gezmişleri idam etmişti. Yurt dışında bulunan Necemttin Erbakan, parti kurması için Türkiye’ye davet edilmişti. Bülent Ecevit, Erbakan ve Süleyman Demirel, 1970’lerde 300’ün üzerinde imam hatip açmıştı.

12 Eylül askeri darbesi de, ilericilerin ve solcuların üzerinden silindir gibi geçerken dincilerin palazlanmasını destekledi. Din dersini zorunlu ders yaptı ve Türk-İslam sentezi anlayışının eğitim ve kültür yaşamanın özü haline gelmesinin yolunu açtı eğitim yoluyla AKP’nin alt yapısını oluşturdu. Bu nedenle Erbakan, 1990’larda parti kongresinde açıkça, “İmam hatipler bizim arka bahçemizdir” diyordu. Siyasal partiler yasasıyla, 1983’te ilerici kişileri veto ederken milletvekili olmalarına izin verdiği kişilerle AKP’nin üst yapısına da katkıda bulundu. 28 Şubat kararları bile, AKP’ye yaradı.

AKP, bu TSK’dan neyin intikamını alacak?

Ayrıca, Ergenekon’da cezalandırılanların önemli bir bölümü, TSK mensubu değil ki! İşçi Partisi ve yan kuruluşları mensupları da hiç yoktan cezalar aldılar. Rektörler de, yazarlar da, gazeteciler de, sendikacılar da, iş adamları da, adları yanyana bile gelemeyecek kişiler de ceza aldı! AKP dahil hemen her partiye mensup kişilere de cezalar verildi. Bu davanın mağduru, belli, Atatürkçüler, ulusalcılar, solcular, laikler, özgürlükten ve bağımsızlıktan yana olanlar, okullarda türbana karşı olanlar, derin devletin ve faili meçhul cinayetlerin mağdurları, ABD ve AKP karşıtları,…

Olayın, AKP karşıtlarından intikam alma olayı olduğu belli değil mi?

Olayın bir “intikam” olayı olduğu, örneğin Ergenekon kararlarının açıklanmasından bir gün önce, AKP’lilerin, “Bugün bayram birlik olalım” reklamlarını asmalarından, Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın bu dava için, "Cumhuriyet tarihinin en büyük hesaplaşması" ve Hilal Kaplan’ın da “Asmadığımız için minnet duyun” demelerinden belli değil mi?

İktidarın Gezi Parkı eylemcilerine karşı uygulamaları bile, intikam havasında değil mi?

Olayın bir intikam olayı olduğu, Balyoz ve Ergenekon’dan sonra Casusuluk ve 28 Şubat davalarının nasıl sonuçlanacağı ve iktidarın/yargının bu yükün altından kalkamayacakları belli de “intikam” almada sırada ne var? Bilinmiyor!

ÖNCEKİ YAZILARI