Eleştirel Pedagoji Kongresi

14/05/2013 Salı
Eleştirel Pedagoji Kongresi

Rıfat Okçabol'un “Eleştirel Pedagoji Kongresi” başlıklı yazısı 14 Mayıs 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ankara’da 15-17 Mayıs 2013 tarihlerinde III. Uluslararası Eleştirel Pedagoji Kongresi toplanıyor. Eleştirel Pedagoji Dergisi yanında pek çok demokratik örgüt ile yurtdışından bazı dergi ve üniversitelerin de destek verdiği bu kongreye Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ev sahipliği yapıyor. Bu konferansın duyuru metninden aşağıya alıntılanan ilk iki paragraf, konferansın temel niteliğini de yansıtıyor.

“Kapitalizm bütün dünyada neoliberal eğitim politikalarıyla eğitimde sayısız tahribata neden olmaktadır. Kamusal eğitim demode ilan edilmekte, özel okul ve çeşitli eğitim biçimleri bir model olarak sunulmakta, okulları ve öğrencileri yarışmacı bir ilişki içine sokmakta, piyasa ilişkileri eğitimi sosyal bir hak olmaktan çıkarmakta ve bütün bunlar kazanılmış sosyal hakların toplumun elinden alınmasına yol açmaktadır. Devlet bütün bu olanlar karşısında sosyal niteliğini hızla yitirmektedir.

“Eğitimin demokratik, laik ve bilimsel niteliğini kaybetmesi, muhafazakarlaşması ve piyasalaşması gibi sorunlar eğitim alanı üzerinden yeniden ve daha güçlü bir şekilde düşünmeyi gerektirmektedir. Bu yeniden düşünme sürecinde eleştirel eğitim akımı sermayenin küresel saldırıları karşısında yeni mevzilerin oluşturulmasında önemli bir rol üstlenmektedir.”

Adından da anlaşılacağı üzere bu konferans, daha önceki yıllarda iki kez Atina’da düzenlenen konferansların üçüncüsü oluyor. Bu konferansta, çoğu yabancı olan 14 davetli konuşmacı bulunuyor. Yabancı davetli konuşmacılar arsında, George Grollios, Dave Hill, Peter McLaren, Peter Mayo, Jerry Kachur, Ravi Kumar, Sandra Mathison, Wayne Ross, Gaetano “Guy” Senese, Kostas Skordoulis ve Panagiotis Sotiris gibi radikal ve eleştirel pedagojinin önemli isimleri yer alıyor. 30’u yabancı akademisyenlere ait olmak üzere toplam 131 bildiri sunuluyor. Bildirilerde eleştirel pedagoji konularının önemli bir bölümünün öğretmen yetiştirme, yükseköğretim ve yetişkin eğitimi-yaşam boyu öğrenme konularıyla ilişkili olduğu görülüyor.

Gericileşmenin ve piyasalaşmanın hız ve güç kazandığı günümüzde, bu konferansın duyarlı eğitimcilerin/öğretmenlerin ve üniversite gençliğinin ilgisini çekeceği tahmin ediliyor. Bu nedenle bildiri sunanların dışında konferansa, ev sahibi fakülte mensuplarıyla Ankara’daki diğer eğitim fakülteleri ve eğitim fakülteleri dışında kalan fakülte mensuplarından ne kadar dinleyici katılacağı merak ediliyor.

Bu arada konferansın adına ve içerdiği konulara bakarak, birebir eğitim-öğretim süreçleriyle ilişkili sorumlu kişiler oldukları halde bu konferansa kimlerin katılmayacağı bugünden biliniyor. Katılmayacakların başında, genelde tutucu ve türbancı oldukları için hasbelkader YÖK üyesi olanlar geliyor. Çünkü bunlar, “eleştiri” sözcüğünün gölgesinden bile korkuyor. Çünkü bunlar, kendilerine benzer kişilerin rektör olmasına gayret göstererek, üniversitelerin medreseleşip eleştirel düşünceye kapanmasını sağlayan kişiler. Çünkü bunlar, genelde geçmişte hiç ilgilenmedikleri yükseköğretimi yeniden yapılandırmaya ve ne olduğunu anlayıp bilmeseler de büyükler(!) ve Bologna Süreci öyle istiyor diye, üniversiteleri ticarethaneye dönüştürmeye çalışmakla meşguller.

Bu konferansa katılmayacağı bilinen ikinci kesimi de, başta Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları oluşturuyor. Çünkü bunlar, YÖK üyelerinin aksine genelde görevli oldukları eğitim-öğretim süreçleriyle ilgili ve bilgili öğretmen-eğitimci oldukları, eleştirel pedagojiyi bildikleri halde, bildiklerini ve mesleklerini yadsıyan kişiler. Çünkü bunlar, çocuğu, genci ve dolayısıyla toplumu özgürleştirecek eğitim-öğretim hizmetleri sunmak yerine onları köleleştirici yöntemleri uygulamakla meşguller. Çünkü bunlar, eleştirel pedagojinin ne olduğunu bildikleri için, yaptıklarından biraz da utanan gerçek durumla yüzleşmekten kaçınan kişiler. Çünkü bunlar, emrinde oldukları büyüklerin(!) bu tür konferanslardan hoşlanmadığını da biliyor.

Bu konferans, kimlerin ya da kaç dinleyicinin geleceğinden bağımsız olarak değer taşıyor. Bu konferansın önemi ve değeri, Türkiye ve dünyadaki gerici ve piyasacı eğitim süreçlerini de içeren küresel saldırılara birlikte karşı çıkılmasından ve kamusal, parasız ve bireyi özgürleştirici eğitim için birlikte çözüm aranmasından kaynaklanıyor.