Eğitim mi, Öğretim mi? RIFAT OKÇABOL

19/09/2008 Cuma
Eğitim mi, Öğretim mi? RIFAT OKÇABOL

Eğitim eğitim deyip duruyoruz da, eğitim adına yapılanların ne adar "eğitim" olduğunu pek sorgulamıyoruz. Özellikle 1980'lerden sonra eğitim adına yapılanların "eğitim" ile bağdaşmadığı Türk-İslam anlayışı çerçevesinde insanlara teslimiyetçiliğin ve dinciliğin öğretildiği görülüyor. Bu öğretilerden geçenlerin önemli bölümü, din adına insanları kandırıp sömürerek yaşamlarını sürdürüyor düşünmüyor, sorgulamıyor, eleştirmiyor, paraya/güce tapıyor, kolaylıkla AB'nin/ABD'nin ve iktisadi küreselleşmenin-anamalcı sömürünün dümen suyuna giriyor.

Oysa "eğitim" insanı özgürleştiren bir süreç. İşin doğası gereği "eğitimde", kişinin kendini tanıması, kendini geliştirmesi, yeteneklerinin elverdiği en üst noktaya ulaşması-yani kendini gerçekleştirmesi, insancıllaşması, toplumsallaşması, evrenselleşmesi ve dolayısıyla özgürleşmesi söz konusu oluyor. "Eğitim" insanın kendini, doğayı ve parçası olduğu toplumu tanımasına zayıf ve güçlü yanlarının ayrımına varmasına bilimsel bilgiler edinip bunları kullanmasına gerektiğinde neden, niçin ve nasıl gibi sorular sormasına yarıyor. Eğitimli insanın iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı, toplumsallık ile bencilliği, solculuk ile sağcılığı, temiz ile kirliyi, namuslu ile namussuzu, vicdanlı ile vicdansızı, akıl ile hurafeyi, kısaca ak ile karayı karıştırmaması hedefleniyor. Eğitimde, insanın, okuması, düşünmesi, sorgulaması, eleştirmesi, bilinçli olması hemen her olay karşısında neden-sonuç ilişkisini kurabilmesi zorlandığı noktada ise ek bilgiler edinerek, gerektiğinde danışarak, tartışarak ve araştırarak, anlamadığını anlar ve bilmediğini bilir hale getirmesi amaçlanıyor.

Eğitimli kişi, kendisiyle barışık olduğu gibi, bir haksızlık söz konusu olmadığında yurttaşlarıyla da tüm insanlarla da barışık oluyor, "yurtta barış ve dünyada barış" anlayışını savunuyor emeğe ve emekçilere, çevreye, doğal kaynaklara yurduna ve tüm insanlığa sahip çıkıyor haksızlıklara ve her türlü sömürüye karşı duruyor.

Eğitimli insan için, insanların mutluluğu sevinçleri ve üzüntüleri, onun mutluluğu, sevinçleri ve üzüntüleri oluyor. Onurlu bir yaşam sürdürmesi, üretken ve demokratik olması hırsını ve ihtiraslarını denetleyebilmesi haddini bilmesi ve kifayetsiz muhterislik yapmaması yaşamının doğal bir parçası oluyor.

Eğitimli insanın, ailesinden edindiği inanç sistemini sorgulayabilmesi bu sorgulama sonunda inancına daha büyük inançla sarılsa da, inanç değiştirse de, inançlara eşit mesafede durabilmesi herhangi bir inancın günlük yaşamı belirlemesine karşı çıkması olasılığı artıyor.

Eğitimli insandan, yalan söylemesi, başkalarını kandırması, yolsuzluklara bulaşması, başkasının sırtından geçinmesi, insanları sömürmesi, insanların inançlarıyla oynaması, güçlülerin taşeronluğuna soyunması beklenmiyor. Eğitimli insanın gelene "ağam" ve gidene "paşam" demesi, kendini bahtının rüzgarına bırakması, iradesini başkalarına teslim etmesi zorlaşıyor. Eğitimli insan, dernek, siyasal parti ve vakıf gibi demokratik kuruluşlarda yer almayı yeğliyor cemaatlere ve tarikatlara yanaşmıyor şeyh/şıh olmaya heveslenmediği gibi şeyhler/şıhlara da biat etmiyor aklının, vicdanının ve düşüncelerinin özgürlüğüne önem veriyor.

Eğitimli insan, anayasamızda yer alan "laik, demokratik ve sosyal hukuk devlet" kavramını diğerlerinden daha iyi anlıyor, bunların değerini bilip sahip çıkıyor hangi davranışların, laik, demokratik, sosyal ve hukuksal olmadığını görebiliyor.

Eğitimli insan, laiklik dışı tutum ve davranışların odağı haline gelmiş bir parti tarafından yönetilmeyi kolay kolay içine sindiremiyor bir Alman yargıcının, "Almanya'da ortaya çıkan en büyük dolandırıcılıkla karşı karşıyayız. Asıl suçlular Türkiye'de" demesinden utanç duyuyor. Kimi sanıklar bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olurken ve de bulundukları makamları korurken, başkalarının ipe sapa gelmez suçlamalarla ve neyle suçlandıklarını bile bilmeden aylarca tutuklu kalmasına içi sızlıyor.

Eğitimli insan, Ergenekon'a savcılık yapanların, neden deniz fenerinde avukatlığa soyunduklarını, deniz fenerinin kimlere yol gösterdiğini ve siyasette kullanılan ampullerin neleri karartmaya yaradığını daha iyi görebiliyor.

Şimdi, AB'nin/ABD'nin dümen suyunda kalmayı yeğleyenler, "küreselleşme sel suyu gibidir önünde durulmaz" ve "bizim hedefimiz AB'de çalışacak insan yetiştirmektir" diyenler, varlığını anamalcı küreselleşmeye, toplumu kandırmaya ve onu sömürmeye bağlayanlar, "eğitim" mi ister, öğretim mi?

[email protected]