Eğitim fakültelerinin sorumluluğu III

26/03/2010 Cuma
Eğitim fakültelerinin sorumluluğu III

Aman yanlış anlaşılmasın, eğitim fakültelerinin rüştünü ispat etmesi için YÖK’ün öğretmenlik sertifikası kararına karşı çıkması yetmiyor. Rüştünü ispat etme, fakültelerdeki eğitim-öğretim ortamıyla, yapılan çalışmalarla, mezunların niteliğiyle ve de eğitim fakültelerinin sorumluluklarına sahip çıktığı oranda gerçekleşiyor.

Türkiye’nin özellikle 1980 sonrasında, “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” sözünü anımsatan bir sürece girdiği görülüyor.
Kıyamete gidiş, eğitim alanında kendini bir başka türlü hissettiriyor. Okul çağındakilerin önemli bir bölümü okula gitmiyor/gidemiyor. 1980 sonrasında doğanlar içinde bile okuma-yazma bilmeyenler bulunuyor. Okula gidenler ise genellikle kitap okumuyor, güzel sanatlarla ilgilenmiyor, bilimsel görüş kazanamıyor, olaylara eleştirel bakamıyor, sınavlarda başarılı olamıyor. Öğrenci kendini gerçekleştirecek fırsatları bulamıyor. Sınavlar yoksul çocuğu eleme aracı gibi işlev görüyor. Öğrenciler arasında giderek Osmanlı hayranlığı, evrim kuramı düşmanlığı, kadere bağımlılık, insancıl ve kültürel değerlerden uzaklaşılıp yozlaşma, madde bağımlılığı, bencillik ve “para” hayranlığı artıyor. Bir sorunla karşılaştıklarında bilimsel bulgulara değil de inanç kitaplarına başvuracağını söyleyenler, cumhuriyetin temel ilkelerine uzak duranlar çoğalıyor.

Kimi yetişkinlerin durumu insanı daha da düşündürüyor. Evrim kuramını benimseme bakımından dünyada sonuncu, “Kadının yeri evidir” düşüncesi açısından da dünyada Hindistan ile birinci sırayı alıyoruz! Yükseköğrenimli insanlar arasında bile, depremin işlenen günahlarla ilişkili olduğunu, savaşların gökten inan sarıklılar sayesinde kazanıldığını, gerektiğinde kadının dövülebileceğini ve töre/namus cinayeti işlenebileceğini, kadınların mayoyla denize girmesinin günah olduğunu düşünenlerle başka inançlarda olanlarla komşu olmak istemeyenler önemli bir yer tutuyor.

Kıyamete gidiş, bu tür tutum ve davranışlarla eğitim fakültelerine gelenlerin, genelde bir gıdım değişime uğramadan öğretmen olmalarıyla daha da hızlanıyor ve önlenmesi zor bir hal alıyor. Fen bilgisi öğretmeni derste Kuran okuyor! Bir öğretmen, bir kız öğrenciyi, tüm sınıfa tokat attırarak cezalandırıyor! Bir lise, tekel işçilerine destek vermek amacıyla eylem yapan öğrencileri okuldan uzaklaştırıyor! Okullarda, toplumda Adnan Hoca olarak bilinen bir kişinin evrim kuramı karşıtı kitabı tanıtılıyor ve evrim karşıtı toplantılar düzenleniyor! Eğitim bürokratları ve okul müdürleri içinde eğitimci gibi değil de parti üyesi gibi çalışanlar artıyor! Bu tür olayları tekil olaylar olarak görmek aldatıcı oluyor. Sayısal çoğunluğa sahip sendikaların türban, yaratılış düşüncesi, din öğretimi vb konulardaki Türk-İslamcı tutumları, öğretmenlerin genel eğilimlerinin de yukarıda örneklenen tekil olaylardakilerle örtüştüğünü gösteriyor. Cemaatleşme ve F-tipi kadrolaşma, bırakın özel okulları devlet okullarında da yayılıyor. Değişik uygulamalarla eğitim laik, bilimsel ve demokratik özelliklerini yitiriyor!

MEB ve YÖK, bu sorunları saptayıp çözmek yerine, bu sorunları üreten kurumlar olarak öne çıkıyor. Örneğin bakanlık, küresel güçlerin istediği ilköğretim programını aynen uygulamaya koyuyor. Yeni programa göre hazırlanan ders kitaplarında ulusal varlıklara sahip çıkma ve ABD karşıtlığı gibi yaklaşımlar terör olarak niteleniyor! Varsıl çocuklar ana-baba üzerinden yaptıkları projelerle prim yaparken kolaycılığı ve bağımlılığı öğrenmiş oluyor! Ortaöğretime geçişte tek sınav üç sınava çıkarılıp öğrenci dershaneye itiliyor. Bu sınavlara din bilgisi ve yabancı dil soruları ekleniyor! Ortaöğretimde, ispat konusunun geometri dersinden çıkarılması planlanıyor! Dershanelere gitmeyi kolaylaştırmak için, dönemin sonunda öğrencilere resmen izin veriliyor! Okullarda, daha fazla katkı yapanların çocukları ayrı sınıflarda toplanıyor! Uyum gösteremeyen öğrenciler açıköğretim lisesine gönderilmek isteniyor! Ulusal ve uluslararası sınavlardaki başarı kimseyi tatmin edecek düzeyde olmuyor.
Peki, bu tür eğitsel sorunlarla toplum ve bilim adına öncelikli olarak kim ilgilenecek? Bu sorunları kim irdeleyip çözümler üretecek? Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olan AKP’li kadrolar mı, Eğitim Komisyonu Başkanlığı’na bile bir eğitimciyi getiremeyen ve AKP’leşen YÖK mü? Üniversitelerin fencileri mi, mühendisleri mi, ilahiyatçıları mı, hekimleri mi, hukukçuları mı, yoksa başta eğitimciler olmak üzere sosyal bilimcileri mi?

Eğitim fakültelerinin, bu tür sorunlarla ilgilenmesi gereken kurumların başında geldiklerinin ayrımına varması bekleniyor. Eğitim fakültelerinin, alan bilgisi ve de öğretmenlik formasyonu derslerinin daha eksik olduğu öğretmen okullarında, neden ve nasıl mesleğini seven ve bugünkü öğretmenlere göre çok daha başarılı öğretmen yetiştirildiğini araştırmaları gerekiyor. Köy enstitüleri 6-7 yıl gibi bir sürede kendisini kabul ettirmişken, neredeyse otuz yaşına gelecek eğitim fakültelerinin neden hâlâ bir kimlik kazanamadıklarını irdelemeleri gerekiyor.
YÖK ve üniversite yönetimlerinin eğitim fakültelerine yeterince destek vermedikleri gerçeği, fakülteleri sorumluluklarından kurtaramıyor.

Eğitim tarihimizde 3 ve 16 Mart, 17 Nisan ve 24 Kasım gibi çok özel ve olumlu/olumsuz açılardan önemli günler bulunuyor. Tüm dünyada, 5 Ekim’de “Dünya Öğretmenler Günü” kutlanıyor. “Dünya Kadınlar Günü” günü gibi evrensel ve 12 Eylül 1980 günü gibi bize özel günler de çok. Eğitim fakülteleri içinde kaç tanesi bugünlerde toplantılar düzenliyor? Bir fakültenin (nasılsa) düzenlediği bir toplantıya, o fakültenin öğretim elemanlarının ya da öğrencilerinin yüzde kaçı katılıyor? Bu tür toplantıları düzenlememenin ya da toplantıya iki elin parmakları kadar dinleyici gelmesinin nedeni de üniversite mi, YÖK mü?

Sorumluluk sahibi olmak isteyen eğitim fakültelerinin önünde, harp ve yokluk yılları içinde köy enstitülerinde, eğitim enstitülerinde, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde eğitimcilerle öğretmen adaylarının neler yapabildiği, bir ışık gibi duruyor.

Eğitim fakültelerinden, birbirlerinden alacakları destekle, eğitsel sorunlar karşısında, laik, bilimsel ve demokratik eğitim konusunda taraf olup elini taşın altına sokması bekleniyor.

[email protected]