Doğramacı'dan sonra Sağlam

08/06/2007 Cuma
Doğramacı'dan sonra Sağlam

Anımsarsınız, AKP, 1992 yılında YÖK başkanlığından ayrılmış olan Sayın Doğramacı’yı, 2007 yılında, 15 yıl sonra,  tarih sayfalarında bulup cımbızla çıkararak kendisine (meclis/AKP) ödülü vermişti. Bu tutum AKP’nin bir vefa borcu olarak algılanmıştı. 

Seçim sürecinde meclise girip çıkan diğer partiler gibi, AKP’nin de, kendilerine hizmetleri geçen pek çok değeri kolayca harcadığı görülüyor. Yine de, AKP’nin unutmadığı hizmetler de oluyor. Hizmetler 1980’lerde, 1990’larda, 2000’lerde, ne zaman olursa olsun, AKP’nin, hizmeti yapanlara, haklarını verip vefa borcunu ödediği görülüyor. Hizmet deyince, Doğramacıdan ağrı akla YÖK başkanlarının hizmetleri geliyor. Kimileri YÖK başkanlarını neredeyse yerden yere vururken, AKP, Doğramacı’dan sonra YÖK başkanı olan Prof. Dr. Mehmet Sağlam’a milletvekilliği adaylığı önerip memleketinde ilk sıraya koyuyor.    

Sayın Sağlam’ın, Doğramacı gibi, 12 yıl önceki hizmetleriyle AKP’nin teveccühüne mazhar olduğu anlaşılıyor. 

Sağlam, hukukçu olduğu halde, fizyoloji alanında profesörlüğe yükseltilmişti. Doğramacı’nın önerisi üzerine, Kenan Evren tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi rektörlüğüne atanmıştı. Doğramacı 10 Temmuz 1992’de YÖK başkanlığından istifa edince, Cumhurbaşkanı Özal, Sağlam’ı YÖK başkanlığına getirmişti. Sağlam’ın YÖK başkanlığı zamanında, 14 Kasım 1992’de, ‘İkinci Öğretim’ adıyla kamu üniversitelerinde paralı gece eğitimi başlatılmıştı. 1993’te Osmangazi, 1994’te Galatasaray ve vakıf üniversitesi olarak da Başkent üniversiteleri açılmıştı. Bir kamu üniversitesi olan Galatasaray Üniversitesi’ne girişte Fransızca eğitim yapan lise mezunlarına ayrıcalık verilmişti. Böylesi bir ayrıcalık vakıf üniversitelerinde bile yoktu. 

19 Kasım 1992 tarihli ve 3843 sayılı düzenleme ile vakıf üniversitelerine yapılacak olan devlet yardımının usul ve esasları belirlenerek, bu üniversitelere eşdeğerdeki bir kamu üniversitesi bütçesinin yüzde 45 kadarının verilmesi kabul edilmişti. 17 Ağustos 1993 tarihli ve 2880 sayılı yasa ile vakıf üniversitesi düzenlemesi tamamlanmıştı. 1994’te, Dünya Bankasından alınan krediyle ve bu bankanın birkaç uzmanının öncülüğünde YÖK/Dünya Bankası Hizmet Öncesi Öğretmen Yetiştirme Projesi başlatılmıştı.

1991 seçimlerinden sonra kurulan Demirel-İnönü koalisyon hükümeti, 10 Haziran 1993 tarihinde yükseköğretim yasasında değişiklik yapacak bir tasarıyı meclise göndermişti. Bu tasarıda, YÖK’ün oluşumunda Üniversitelerarası Kurul’un daha çok söz sahibi olması; YÖK üyelerinin YÖK başkanını seçmesi; rektör, dekan ve bölüm başkanı adaylarının seçimle belirlenmesi gibi sistemi biraz demokratikleştirecek değişiklikler öngörülüyordu. Ancak, 1992’de yazdığı bir makalede, “Rektör ve dekanların toplumsal ve siyasal otoritenin söz sahibi olduğu bir yöntemle atanmasını” savunan Sağlam, bu değişikliklere sıcak bakmamıştı. 

Sağlam’ın Rektörlüğü ve YÖK başkanlığı zamanında, öğretim üyesi yetiştirilmek üzere yurt dışına gönderilenlerin önemli bir bölümü hakkında şeriatçı suçlamaları yapılmıştı ve onlar öğretim üyesi olamamıştı (AKP’nin geçen yıl af getirmeye çalıştığı kesim bu adaylardı).

Vakıf üniversitelerini “fevkalade isabetli bir düzenleme” olarak gören Sağlam, 1995 genel seçimlerinde siyasete girmek için YÖK başkanlığından ayrılmış ve DYP’den milletvekili olmuştu. O yıllar sekiz yıllık kesintisiz eğitim tartışmalarının doruğa çıktığı yıllardı. Sağlam, YÖK başkanı olarak, sekiz yıllık kesintisiz eğitimi desteklemişti. Seçim sonrasında kurulan Yılmaz-Çiller hükümeti zamanında meclisteki eğitim komisyonu başkanı olan Sağlam, 1996 baharında yapılan 16. Milli Eğitim Şurası’nda da sekiz yıllık kesintisiz eğitimi savunmuştu. Kısa bir süre sonra kurulan Erbakan-Çiller koalisyon hükümetinin Milli Eğitim Bakanı olan Sağlam, bu kez, Marmara Üniversitesi’nin Eylül 1996’da düzenlediği II. Ulusal Eğitim Kongresinde, kesintisiz eğitime şiddetle karşı çıkıp eğitimcilere kesintilinin nimetlerini(!) uzun uzadıya açıklamaya çalışmıştı. 28 Şubat 1997 günkü MGK toplantısında laiklik ve sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi konularında tavsiye kararları alınınca, Sağlam, MGK tavsiyeleri doğrultusunda konuşmaya başlamıştı. Erbakan’ın istifası üzerine bakanlığı bittikten sonra, 18 Ağustos 1997 tarihine kabul edilen sekiz yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretimle ilgili oylama sırasında ise “hayır” oyu vermişti. 

AKP, Sağlam’a olan takdirini daha önce de göstermiş ve hem de onu, Bakanlar Kurulu Kararı ile 2004’te kurulan Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanlığına getirmişti. Şimdi, Sağlam’ın ikinci vekilliği ve de (neden olmasın) ikinci bakanlığı söz konusu!

Tam da, YÖK eski başkanlarına vefa borcu ödeme konusunda sırada “YÖK’ün üçüncü başkanı var” diyecektim; 16 Nisan 2007 tarihli Yeni Şafak gazetesinde çıkan bir röportajı okudum. Sağlam’ın bu röportajda, “Halk iktidarı için Tayyip Bey köşke çıkmalı” derken YÖK’ün üçüncü başkanı hakkında olumsuz şeyler söylediğini okuyunca duraladım. Yine de, üçüncü başkan “Tayip bey köşke çıkmalı der mi demez mi bilemesek de, yükseköğretimin haline bakınca (dördüncü görevde olduğu için bir yana bırakarak) “ilk üç YÖK başkanı AKP’nin ödülünü hak etmiyor” demek kolay mı?