Diktatör mü?

30/05/2014 Cuma
Diktatör mü?

Dünyanın diktatörlükle yürütülen hiçbir ülkesinde olmayan şeyler bizde oluyor!

Genel ve yerel seçimlerde, genelde kimin, nerede, neye ve hangi sırada aday gösterileceğini belirtiyor dediği yapılıyor!

Basın da, partili milletvekilleri de, bakanlar da, her konuda ve her zaman, onun son sözü söyleyeceğini belirtiyor! Gerçekten de çocuk sayısından kürtaja, içki yasağından gazetelerde çalışacak kişilere kadar her şeyi o belirliyor! Açıkça, beğenmediği gazeteleri “Okumayın” ve istemediği gazetecileri, hem de isim vererek, “İşten atın” diyor! Sinirlendiği paşanın ya terfi etmesini engelliyor ya da Ergenekon/ Balyoz… mağduru yapıyor!

İstediği zaman cemaate sınırsız ve her türlü desteği veriyor ve onları kilit görevlere getiriyor istemeyince onları paralel devlet olmakla suçluyor!

Meclisteki oylamalarda, kendi partisinden bir Allah’ın kulu farklı düşünmüyor/düşünemiyor ve farklı oy kullanmıyor/ kullanamıyor!

AKP’nin her Kızılcahamam toplantısından sonra olduğu gibi, son Afyon toplantısından sonra da, kimi bakanların, amiyane tabirle, haşlandığı/fırçalandığı haberleri yayılıyor: Haşlanan/fırçalanan bir Allah’ın kulu istifa etmiyor!

Bülent Arınç, zaman zaman haddini aşıp insancıl bir şeyler söylediğinde, anın “Otur oturduğun yerde” türünde bir azar işitiyor ve hemen eski haline dönüyor!

“Dininin ve kininin davacısı olacak gençler istiyorum” diyor eğitim sistemi bu yönde değiştiriliyor!

Bir heykele, “Ucube, yıkın bunu” diyor belediye meclisi kararıyla dikilmiş heykel, anında yıkılıyor!

Proje yarışması sonunda birinci seçilen Çamlıca Camii modelini beğenmiyor “Şunu yapın” diyor, onu yapıyorlar!

Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde, protokol gereği TBB Başkanı da konuşuyor. TBB Başkanı’nın eleştirilerine dayanamayınca, bir tek onu dövmediği kalıyor! Elinden tuttuğu gibi Cumhurbaşkanı’nı da, Genelkurmay Başkanı’nı da, Danıştay Başkanı’nı da salon dışına sürüklüyor!

TOBB genel kurulunda, ya korkudan ya da istek üzerine, protokolde değişiklik yapılıyor: Son konuşmacı olması gerekirken önce konuşup sağa sola veryansın ediyor ve muhalefeti dinlemeden salondan ayrılıp gidiyor!

Anayasa Mahkemesi’nin, Danıştay’ın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını beğenmeyince, “Size ne oluyor, bu konuda kararları ulema verir” diyor! Soma faciası üzerine, bilim uzmanları değil, İsmailağa uleması yöreye gönderiliyor!

TBMM ve meydan konuşmalarını, “Şerefsiz, edepsiz, ahlaksız, alçak, haysiyetsiz, insan müsveddesi, mezar soyguncuları” (Melih Aşık, Milliyet, 21 Mayıs 2014) gibi sözcüklerle süslüyor!

Polis göz göre göre cinayet işliyor. Hükümet sözcüsü Bülent Arınç, “Sorumluları mutlaka bulup cezalandıracağız” demesi gerekirken, her polis cinayetinden sonra onlara methiye düzüldüğünü ve hatta onların muhalefete karşı daha acımasız olmaları için kışkırtıldığını bildiğinden, “Sorumluların cezalandırılmasını temenni ediyorum” diyebiliyor!

Türkiye’nin TRT’sinden AKP dışında bir ses çıkmıyor. Medya giderek AKP medyası gibi çalışıyor! Evrensel ve toplumsal olması gereken üniversiteler AKP’lileşmiş bulunuyor. Aykırı ses çıkaran yargı mensubu ya da polis, “paralel” damgasını yiyip anında tasfiye ediliyor! Kendisinden olmayanlara ayrımcılık yapılıyor!

İstemediği yasa kaldırılıyor, istediği yasa uygulamaya konuyor!

Başka ülkelerde hemen her yere yalnız gidilirken bizde, 1-2 muhafızla yetinmeyip her yere bir koruma ordusuyla gidiliyor!

“Protesto ederseniz, tabii ki dayağı yersiniz” diyor!

Sıranın, bizzat kendisinin dayak atmasına geldiği görülüyor!

Sonra da, “Ben diktatör olsam, …” diyor!

İnanmıyor musunuz?

[email protected]