Dershane yasası iptali (II): Eğitim Kaosu

31/07/2015 Cuma
Dershane yasası iptali (II): Eğitim Kaosu

Alelacele çıkarılan dershane yasasının iptali, bu yasanın Anayasal sisteme uygun, eğitsel ve evrensel değeri olan bir yasa olarak hazırlanmadığını gösteriyor. Toplumsal yaşamda hukuksal düzene aldırmayınca kaos kaçınılmaz oluyor. AYM’nin kararının beklemeden yasayı uygulamaya başlayan bakanlık, içinden çıkılmaz başka kaotik durumlara da imza atmış bulunuyor.

AKP iktidarında piyasacı uygulamalar kadar, gerici uygulamalar da öğrencileri dershaneye yönlendirme işlevi görmüş bulunuyor. AKP, ortaöğretime geçişi belirleyen tek sınavı, önce 6., 7. ve 8. sınıflarda yapılacak Seviye Belirleme Sınavı (SBS)’na, sonra da her yıl iki dönemde 6 dersten yapılacak TEOG’a dönüştürüyor. Üniversiteye geçişte 3 saatlik tek sınav yerine 6 oturumda yapılacak (YGS, LYS) sınavlarını getiriyor. Sınav sayısı çoğaldıkça daha çok öğrenci dershaneye gidiyor. Bu sınavlarda din kültürü ve ahlak bilgisi dersi ile yabancı dil dersinden soru sorulmasına başlanması da, dershane müşterisi sayısını artırmış bulunuyor. AKP öncesindeki 22 yılda dershane sayısı 78’den 2.568’e çıkmışken, AKP iktidarının ilk 7-8 yılında, SBS etkisiyle 4 binlere çıkmış bulunuyor. Bu sayısal gelişme, AKP’nin dershane olgusuyla bir sorunu olmadığını gösteriyor.

Hatta AKP, genel liselerle mesleki teknik liseleri kapatıp bir bölümünü Anadolu ve diğerlerini de imam hatip lisesine dönüştürerek, imam hatibe gitmek istemeyenleri de, dershaneye yöneltmiş oluyor. Uygulamalar AKP’nin eğitim anlayışının da dershaneye karşı olmadığını gösteriyor. Eğitim-öğretim sisteminde dershanenin işlevini ortadan kaldıracak dönüşümler yapmak yerine, AKP, olası başvuruları karşılama kapasitesi olmayan Halk Eğitim Merkezlerini dershaneye çevirmeye kalkışıyor. Anadolu liselerinde okuyan öğrencilerin üniversiteye giriş sınavında başarılı olabilmek için, dershaneden dönüşmüş olsa da dershane niteliğinde çalışan temel liselere kaymalarına da ses çıkarmıyor.  

Ayrıca AKP’nin, cemaatle canciğer olduğu yıllarda, 10 bin yoksul öğrenciyi sınavla seçip cemaat okullarında okutmaya kalkıştığı da anımsanıyor. Çağdaş eğitim değerlerini savunan derneklerin ümüğünü sıkmaya çalıştığı yıllarda, cemaatin özel yurtlarında, dershanelerinde, okullarında ve ışık evlerinde öğrencileri cemaatleştirmesine kol-kanat gerdiği de unutulmuyor.   

Hemen herkes bu dershane yasasının çıkarılmasını, eğitsel bir amaca değil, AKP-cemaat dalaşından kaynaklanan “kininin davacısı” olma durumuna bağlıyor. Bu arada bir başka nedenin, AKP’nin/bakanlığın aklının/beyninin kaotik olduğu gözden kaçıyor. AKP’nin/ bakanlığın kaotikliği, tüm toplumu kucaklayacak kararlar alamamasından, Anayasa, laiklik, bilimsellik, demokratiklik, hukuksallık, toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları gibi değerleri benimsemeyen kişiler gibi davranmasından kaynaklanıyor. Bu kaotiklik nedeniyle, “Ben! İstediğim kişiyi göreve getirir, istemediğimi görevden alırım. Benim düşüncem herkesin düşüncesi, benim değerlerim herkesin değerleridir…” tutum ve anlayışı ortaya çıkıyor. Sonuçta hukuk tanımıyor: Danıştay kararlarına, mahkemelerin kararlarına, AİHM’nin kararlarına bile aldırmıyor. Hukuksuzluk artınca kaos da artıyor. Bakanlığın hemen her uygulaması yeni bir kaos yaratıyor.

Bakanlık dershane yasasıyla, aralarında Temel Eğitim Kanunu gibi çok önemli yasaların da olduğu 10 yasada değişiklik yaparken de kaos yaratmıştı;  2,5 yıl önce çıkardığı 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 maddesini değiştirirken de.  652 sayılı KHK ile 2,5 yıl önce görevlerine son verilen bakanlık bürokratlarının görevlerine bir kez daha son verirken de kaos yaratmıştı; 1926’da kuruluşundan bu yana bakanlığın karar organı olan Talim ve Terbiye Kurulu’nun bu işlevine son verip bu kurulu göstermelik bir birime dönüştürürken de.

Bakanlık bu yasaya dayanarak, görevde 4 yılını dolduran okul yöneticilerini değiştirip kendi adamlarını yönetici yaparken kaos yaratmıştı; bu uygulamayla atanan 8 bin yöneticinin ataması Danıştay tarafından iptal edildiğinde Danıştay’ın kararını uygulamayarak da. Bu yasa nedeniyle, “bizi özel lise yapmazlar” korkusu saran dershaneler dönüşüm için başvurmadan kapanmış, öğrencileri ve çalışanları kaos içine itilmişti.   

Bakanlık, dershaneden özel liseye dönüşen liseye “temel lise” derken de, okulları imam hatibe dönüştürürken de kaos yaratıyor. Dershane yasası gereği, özel liseye gideceklere para desteği verirken de kaos yaratıyor: Özel liseye gidecek öğrenciye 3500 lira destek verirken temel liseye gidecek öğrenciye 3000 lira verirken de. Özel liseye gideceklere verilen destek, ayrıca varsıl-yoksul ayrımını pekiştiriyor.  Bu destekten işsiz, asgari ücretle çalışan, emekli ve hatta memur çocuklarının yararlanma imkanı, aileden kalma gelirleri yoksa pek bulunmuyor.  

Yasanın iptali sonrasında bakandan/bakanlıktan çıkan seslere bakılırsa, yeni kaotik durumların yaratılacağı da belli oluyor.

Dershane konusu, toplumun genel anlayışında da bir kaos yaratmış bulunuyor. Bir kesim, dershaneleri bulunmaz Hint kumaşı gibi görüyor; dershane sayesinde yoksul aile çocuklarının iyi okullara girebildiğini sanıyor. Dershaneye devam edenlerin sayısının, liseye ve üniversiteye geçiş sınavlarına giren öğrenci sayısının epey gerisinde kaldığını görmüyor. Önemli bir bölümü dershaneye gitmiş olduğu halde, örneğin üniversiteye giriş sınavlarında ortalama başarının 40 soruda 8-10 soruyu geçmemesini dershanelerin başarısızlığına da bağlamıyor. Ezbere ve seçme/eleme sınavlarına dayalı eğitim-öğretim süreçlerinin dershaneyi öne çıkarıp “eğitim”i yok ettiğini de göremiyor; okulların bahar döneminde, dershane nedeniyle, doğru dürüst ders yapılmadığını da.

Eğitim sistemini değiştirmeden dershane sorununu ve  iktidarı değiştirmeden de eğitimdeki kaos ile ülkenin içine sokulduğu kaosu düzeltmenin olasılığı bulunmuyor.

[email protected]