Dershane aldatmacası!

10/12/2013 Salı
Dershane aldatmacası!

Dershane dalaşı, “arkası yarın” türünden bir seyirliğe dönüştü. Oyunda, yıldız da var, figüran da heyecan da var, korku da merak da var, belirsizlik de gerçekler de var, gerçek olmayan da ağzı olan da konuşuyor, burnu uzun olan da!

Avrupa Dershaneler Birliği (ADB) başkanı bile, burnunu buralara kadar uzatıyor: “Bir hükümet istedi diye özel işletmeleri kapatamaz, eğitim özgürlüğüne karşı hareket edemeyiz” diyor! Hükümetlerin, doğa, insan, toplum ve bağımsızlık zararına olan her şeyi kapatabileceğini, yalnız özel dershaneleri değil, özel okulları, vakıf üniversitelerini bile kapatabileceği yadsınıyor. Anayasa Mahkemesi’nin 1971’de özel yüksekokulları kapattığı, 1983’te dershaneleri kapatan bir yasanının çıktığı ve bu yasanın Özal zamanında değiştirildiği akla bile getirilmiyor.

Hükümet, liseleri kapatıp, gençleri imam hatibe, meslek lisesine ya da açıköğretime mahkum ediyor çocukların eğitim özgürlüğü yok ediliyor. Ne yurt dışındaki ADB başkanı gibi muhteremlerden ne de yurt içindeki muhteremlerden bir ses çıkıyor. Söz konusu “para” olduğunda ise, dağlardan taşlardan bile ses geliyor.

Bu söylemler sırasında dershanelerle ilgili bazı gerçekler, unutuluyor, abartılıyor ya da saptırılıyor. Kimi kalkıyor, öğrencileri ders geçmeye ve de ağırlıklı olarak seçme sınavlarına hazırlayan dershaneleri, genelde okul dışı kesime kuaförlük ve sürücülük gibi bir beceri kazandırıcı kurslar açan özel kurs yerleriyle karıştırıyor.

Kimi dershaneleri, bulunmaz Hint kumaşı olarak sunuyor. Sanırsınız ki, dershane olmazsa olmaz ve dershane fakir fukaraya üniversite kapısını açan bir tür maymuncuk!

Oysa bugünkü anlamda sınavlara hazırlayan dershaneler, 1965 öncesinde yok gibi. Dershaneler, Maarif kolejlerine (günümüzün Anadolu liselerine), fen liselerine ve üniversiteye girmenin zorlaştığı ve bu okullara giriş sınavlarına hazırlanmanın önem kazanmaya başladığı yıllarda, 1965’te Özel Öğretim Kurumları yasasının çıkarılması sonrasında yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Dershane sayısı, 1979’da binlere, yüzlere değil, sadece 78’e ulaşıyor! Sonra bir gizil güç, “Yürü ya kulum!” deyince dershane sayıları 1989’da 700’e, 1999’da 2000’e yaklaşıyor. AKP iktidarında da 4000’lere çıkıyor! Gizil güç, gizli falan değil eğitimin piyasalaşması ve gericileşmesi!

Dershane, sınav kazanmak için bir araç ama yoksul için maymuncuk falan da değil tabii. Dershane ücretleri bayağı yüksek, her ailenin karşılayabileceği bir miktar değil. Yüz binlerce öğrenci, bu nedenle dershane kapısından bile geçemiyor. Dershanelerin bir işlevi, dershaneye gidebilenlerle gidemeyenler arasında sınavlarda başarı farkı yaratmak oluyor. Bu nedenle eğitim hakkı ve eğitimde fırsat eşitliği açısından, özel okullar gibi, dershanelerin de savunulacak bir yanı bulunmuyor.

Dershanelere rahatlıkla yüksek bedeller ödeyenler, genelde zaten çocuklarını (seçme sınavlarında başarılı olan) iyi okullarda okutuyor. Dershane bedelini ödeyemeyenlerin çocukları ise, genelde öğretmeni olmayan, dersi boş geçen, öğrencilerine bir gelecek umudu aşılayamayan okullarda okuyor.

Dershaneler, küçük oranlarda yoksullara/tanıdıklara da kontenjan ayırıyor. Ancak varsıl dershaneye söz gelimi 10 birimlik bilgiyle başlıyorsa, yoksul genelde 4-5 birime bile ulaşmamış bilgisiyle bu işe girişiyor. Dershanede, işe ileri noktada başlayan varsılın kazanacağı sınav becerisi her halükarda yoksulun kazanacağı becerinin çok ilerisinde oluyor. Bu nedenle yoksulun, Allah vergisi özel bir yeteneği yoksa dershaneye gitmesi nedeniyle sınavlarda varsılın önüne geçmesi, matematiksel olarak pek mümkün olmuyor. Dershaneye gitmek, olsa olsa öğrencinin sınavda alacağı puanı yükseltiyor açıkta kalmayıp bir programa girme ya da daha yüksek puanla girilen bir programı kazanma şansını yaratıyor.

Eğitim alanındaki her uygulamasıyla dershaneleri palazlandıran AKP, birkaç yıldır, “Dershaneleri kapatacağım” diye yırtınıyor. Bavul/çanta kokusundan mı, kaset korkusundan mı nedir bilinmez, yırtındığı oranda da, kapatma erteleniyor. AKP, kapatacakları dershanelere destek vererek onların özel okula dönüşmesini istiyor. Bu dönüşüm dershaneler için (herhalde) katlanılamaz gelir kaybı ve yoksul/dar gelirlilerle eğitim hakkını savunanlar için, “kırk satır mı, kırk katır mı” anlamına geliyor.

Özel okulları ve dershaneleri kapatıp kamusal ve parasız eğitime geçilmeden eğitimde fırsat eşitliği hayal oluyor.