Cumhuriyet Bayramı hediyeleri (!): Cumhuriyet’e son darbeler

31/10/2016 Pazartesi
Cumhuriyet Bayramı hediyeleri (!): Cumhuriyet’e son darbeler

AKP iktidar olur olmaz Cumhuriyet’in temellerini oluşturan değerlere ve kurumlara karşı olduğunu göstermişti. 2007 yılına kadar Cumhurbaşkanı A. N. Sezer’in ve 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliğine kadar da yargı organlarının hukuk, laiklik ve bilimsellik konularındaki duyarlılığı nedeniyle istediklerini gerçekleştirme olanağı bulamamıştı. 2007’de A. Gül Cumhurbaşkanı olmasıyla ve Anayasa değişikliğinden sonra, (651, 652 ve 653 sayılı KHK’lar, 4+4+4 ve dershane yasası ile yönetmelikler gibi) piyasacı ve gerici yasal değişiklikleri büyük ölçüde hızla gerçekleştirilmişti. Fetöyle birlikte Balyoz ve Ergenekon gibi uyduruk davalarla silahlı kuvvetler iyice yıpratılmış, tüm kurum ve kuruluşlarda kadrolaşılmıştı.

Yasa değişikliklerine ve kadrolaşmaya karşın, hâlâ bazı eğitim kurumlarında laik ve bilimsel değerlere öncelik veren öğrencilerin yetişmesinden rahatsız olan AKP, proje okulu uygulamasıyla, okullardaki laik ve bilimsel uygulamalara tümden son vermeye soyunmuştu. AKP, 15 Temmuz darbe girişimini OHAL ilan etmek için kullanmış, OHAL uygulamalarını da, her istediğini gerçekleştirme uygulamalarına dönüştürmüştür. Öyle ki, insanlarda, 15 Temmuz darbe girişiminin AKP’ye karşı bir girişim değil AKP’yi diktatörleştirme girişimi olduğu kuşkusu artmaya başlamıştır.  

OHAL uygulamalarıyla önce Cumhuriyet rejiminin kurulmasında büyük emeği geçen silahlı kuvvetler, anlamsız ve acayip bir yapıya sokulmuştur. Silahlı kuvvetlere son darbe 28 Ekim günü garnizon komutanlarının, resmi bayram kutlama protokolünden çıkarılmasıyla ve 29 Ekim’de Anıtkabir’e giden subayların üstlerinin, hem de astları tarafından, aranması ile vurulmuştur. Daha da hazin bir durum ise o subayların bu durumu içlerine sindirmeleri olmuştur.

Cumhuriyet Bayramı’nda çıkarılan bir KHK ile daha öce meslekten uzaklaştırılan 100 bin dolayında emekçiye ek olarak 1.267 akademisyen daha meslekten çıkarılıp bazı yayın organları daha kapatılmıştır. Bu uygulama, ihraçların ve bazı yayınlara son verilmesinin Fetöcü hedefi aşıp muhaliflere de yöneldiğini göstermektedir. Bu ihraçlar, topluma, “muhalefete izin yok” mesajı vermektedir. Bu tür ihraçlar yanında, açığa alınan personel hakkındaki 3 aylık karar verme süresinin bir KHK ile OHAL bitimine dek uzatılması da, hukukun muhalifler için uzun süre işletilmeyeceği anlamına gelmektedir.

Yine Cumhuriyet Bayramı’nda çıkarılan bir KHK ile rektörlerin, YÖK tarafından önerilecek üç profesör arasından Cumhurbaşkanınca atanacak olması, AKP’nin halk egemenliğine tahammül edemediği gibi bilimin egemenliğine ve özerkliğine de tahammül edemediğini göstermektedir.   

Bilindiği gibi 12 Eylül 1980 darbecilerinin uygulaması da bu doğrultudaydı. YÖK’ün önerdiği 4 adaydan birini Evren, rektör olarak atıyordu. Ancak o yıllarda ve özellikle 1983-2008 yılları arasında YÖK, (günümüzdeki gibi) tek vücut halinde değildi. Geçmişin YÖK üyeleri ağırlıklı olarak piyasacı ve gerici olsalar da, aralarında hükümetin atadığı üyelerle cumhurbaşkanlarının atadığı üyeler arasında küçük de olsa bazı farklar ve iktidar yanlısı olmayan üyeler vardı. Oysa 2008’in ilk aylarından itibaren YÖK, tamamen AKP’leşmiştir ve YÖK’te (diğer kurumlarda da olduğu gibi) AKP’nin laiklik ve bilimsellik anlayışına mesafeli duran tek bir üye yoktur. 2008’den bu yana, üniversitelerinde seçilen altı kişiyi YÖK üçe indirirken tek ölçüt, genellikle rektör adaylarının AKP’ye yakınlığı olmuştur. OAHL ile yapılan bu son değişiklik, AKP’nin, rektör adaylarının üniversitelerinde seçimle belirlenmesine ve birkaçında da olsa üniversite seçimlerinde istemedikleri kişilerin yüksek oy almasına bile tahammül etmemesinin sonucudur. Çünkü atanan yandaş rektörler üniversitelerini AKP’leştirmek için canla başla çalışsalar da, hâlâ özerkliğe, laiklik ve bilimselliğe özen gösteren rektörler, üniversiteler ve akademisyenler bulunmaktadır. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi rektör adayı belirleme seçimlerinde, bir adayın oyların yüzde 86,5’uğunu alması, onlar için yeterli olmamaktadır. Onlar için, 300-500 akademisyenin yıllardır beraber çalışıp tanıdığı kişiler arasından rektör adayı belirlemesi kaos yaratırken, 21 kişilik olan AKP’leşmiş YÖK’ün, 200 kadar üniversite için 600 aday belirleyecek olması, nasıl oluyorsa kaos kaynağı değildir! Çünkü onlar için önemli olan, her istediklerini yapacak yandaş rektör atamaktır; böylece “Hedef 2023”e ulaşmak, onlar çok daha kolay olacaktır.

Bu noktada önemli olan, cumhuriyet değerlerine sahip çıkanların ne yapacağıdır!

[email protected]