Bu işte bir yanlışlık var!

15/08/2014 Cuma
Bu işte bir yanlışlık var!

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Başbakan’a verilen oy sayısının, 30 Mart yerel seçimlerine göre birkaç yüz bin daha fazla olduğu görülüyor. Bu durum, ister istemez insana, bırakın son 12 yılı, yalnız 30 Mart’tan sonra Başbakan’ın/AKP’nin neden olduğu olumsuzlukları anımsatıyor. Anımsananların bir bölümü şöyle özetlenebiliyor.

Soma faciası yaşanıyor. AKP’nin ve de tabii ki Başbakan’ın tutumu nedeniyle nice canlar yok oluyor. Başbakan bir protestocuyu tokatlıyor ve danışmanı bir madenciyi tekmeliyor Başbakan ayrıca protestoculara, “İsrail dölü” diyerek hakaret ediyor. Başbakan’ın bu sinirli ve saldırgan hali, Soma olayında baş sorumluyu gösteriyor.

Birkaç yıldır Suriye’de desteklediği dinci gruplardan IŞİD, büyük bir olasılıkla iktidarın bilgisi dahilinde ve müsamahası sayesinde Musul’u işgal ediyor. Türkiye toprağı sayılan elçiliğe el koyup elçilik mensuplarını rehin alıyor. O tarihten sonra IŞİD’in katliamları artarak devam ediyor: ABD IŞİD’i bombalamaya başlıyor ve de bizimkiler hâlâ onlara terörist diyemiyor.

Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında, bırakın yandaş TV'leri, kamusal bir kurum olan TRT, Başbakan’ın özel televizyonu gibi çalışıyor. Devletin tüm olanakları Başbakan için kullanılıyor. Hatta devletin resmi aracının plakası bile değiştirilip bu amaçla kullanılıyor. Yetmiyor, Başbakan’a yardım kampanyası açılıyor. Başbakan, Gül’e de hakaret etmiş olduğuna aldırmayarak, “Seçilirsem saksı gibi Cumhurbaşkanı olmayacağım” diyor. Seçilirse diktatörlüğe soyunacağını açıklamış oluyor.

Bir Alevi köyüne zorla cami yapılıp imam atanıyor. Anadolu öğretmen liseleri kapatılıyor, bu liselerin bir bölümü ve hatta ÇYDD’nin açtığı okul bile imam hatibe dönüştürülüyor. Anadolu lisesine giremeyen yoksul/dar gelirli aile çocukları, imam hatibe ya da açık liseye gitmek zorunda bırakılıyor.

Enflasyonun hızlandığı, doğanın talan edilmesi nedeniyle göllerin kuruduğu, suların yakında akmayacağı haberleri artıyor. İsrail günlerce Gazze’yi bombalayıp katliamlarda bulunuyor. Başbakan İsrail’e atıp tutarken oğlunun gemisinin İsrail’e mal taşıdığı haberleri çıkıyor. Yalnız geçen Temmuz ayında 100’den fazla işçi, işyerlerindeki ihmaller sonucu yaşamını yitiriyor.

Dün “Savcısıyım” dediği davaları birlikte açıp yürüttüğü ve ödüllendirdiği cemaat mensuplarını, 17 ve 25 Aralık yolsuzluk davalarını açtıkları için yaka paça tutuklatmaya başlıyor.

Danıştay bakanlığın yaptığı TEOG sınavında yürütmeyi durduruyor. ÖSYM’den sonra, bakanlığın yaptığı sınavlara da güvenilemiyor.

Danıştay törende konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın, gerçekçi ve haklı eleştirileri üzerine “Edepsiz” diyerek salonu terk ediyor. Bir gün bir kadın gazeteciye hakaret ediyor. Ertesi gün, “Affedersiniz Ermeni dediler” diyor. Bir gün gazetecilerin işten atılmasına neden oluyor, ertesi gün Alevlere, bir sonraki gün de Zazalara laf atıyor. Seçim kampanyası sırasında ayrım yapmadığı hakaret etmediği kimse bırakmıyor.

Okmeydanı’ndaki olaylar sırasında polisin katlettiği kişiyle ilgili olarak, “Ölmüştür geçmiştir” diyor. Kendisini eleştiren aydınlarla sanatçılara, “Aydın müsveddesi, sanatçı müsveddesi” gibi yakıştırmalarda bulunuyor.

Böylesi olaylardan yalnız birinin yaşandığı hakka-hukuka biraz değer veren ülkelerde, bu tür olaylara neden olan kişinin siyasal yaşamı bitiyor. Bizde ise yukarıda özetlenen olayları yaratan kişiye verilen oy birkaç yüz bin artıp o kişiyi Cumhurbaşkanlığına taşıyor.

Muhalefet partileri, böylesi bir tek olayın yaşandığı hakka-hukuka biraz değer veren ülkelerde oyunu artırırken bizde, 30 Mart seçimlerine göre yaklaşık 4’te bir oranında oy kaybediyor.

Bu işte bir yanlışlık yok mu?

[email protected]