Bu durum sürdürebilir mi (IV)?

31/05/2018 Perşembe
Bu durum sürdürebilir mi (IV)?

Silahlı kuvvetler, 31 Mart 1908 isyanını bastıran Hareket Ordusuyla, I. Dünya Savaşında Çanakkale ve başka cephelerdeki kahramanlıkları yanında Kurtuluş Savaşı ile de toplumda ayrıcalıklı bir yere sahiptir. 27 Mayıs 1960 devrimi, barış ortamını getirip laik ve demokratik bir açılım sağlayarak bu ayrıcalığı pekiştirmiştir. Hatta silahlı kuvvetler, toplumun bir bölümü tarafından laikliğin ve Atatürkçülüğün güvencesi olarak görülmüştür. 12 Mart 1971 muhtırası ile Atatürkçülüğe, demokrasiye ve laikliğe karşı olan12 Eylül 1980 askeri darbesi bile bu algıyı yok edememiştir. 12 Eylül 1980 darbesini yapanlar ile 12 Eylül sonrasının silahlı kuvvetleri pek çok kesimler tarafından eleştirilmiş olsa da herkes, yakın geçmişte Özal’ın Suriye/Irak’a yönelik olarak, “Bir koyup üç alma” macerasına kendini kaptırmayıp istifa etmiş Genelkurmay Başkanın Necip Torumtay’ı, saygıyla anmaktadır. Genelde yurtsever subayların hedef alındığı ve AKP liderinin savcılığını üstlendiği uyduruk Ergenekon davası üzerine istifa eden genelkurmay başkanı ile üç kuvvet komutanını  da, saygıyla anmaktadır.

Ancak, örneğin;

  • 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen öncesinde, toplumsal yaşamda artan gerici olaylarla ilgili olarak, “’Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak’ ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir. … Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir” diyen bir genelkurmay başkanı, laik olmayan bir kişi cumhurbaşkanı seçilince hiçbir şey olmamış gibi davranabilmişse, 
  • Silahlı kuvvetlerin üst düzey subayları, subay arkadaşlarının ve genelkurmay başkanlarının terörist diye tutuklanmalarını içlerine sindirebilmişlerse,  
  • Fetö, silahlı kuvvetlerde, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan yaygınlık ve derinlikte yapılanabilmişse,
  • Genelkurmay başkanı ve üç kuvvet komutanı istifa ederken, bir kuvvet komutanı AKP’ye yanaşıp hemen genelkurmay başkanı olmuşsa ve Fetöcü oldukları söylenenlerin terfilerinde sessiz kalmışsa, 
  • Olası bir işgal sırasında yapılacakların sır olarak saklandığı silahlı kuvvetlerin kozmik odası, düzmece bir olay sonunda ne oldukları pek bilinmeyen kişilere, kolayca açılmışsa, 
  • 15 Temmuz darbe girişiminde, itilmiş, kakılmış ve hakarete uğrayıp (ister istemez) itibarı zedelenmiş paşalardan hiçbiri istifa etmeyi düşünmemişse,
  • Harp Okulunda laik ve bilimsel eğitim alıp Anayasal Cumhuriyet rejiminin en önemli güvencesi olan silahlı kuvvetlerin başı, 

1) Darbe girişiminde itibarı en çok zedelenen kişi olmasına karşın istifa etmemişse, 

2) Tüm askeri okullarla hastaneler kapatılıp kuvvet komutanlıkları genelkurmay başkanlığından alınıp milli savunma bakanlığına bağlandığında, istifa etmeyi düşünmemişse, 
3) Askeri okullarda okuyan 15 bin kadar gencin tüm umutları yok edilip gelecekleri karartılırken görevinden ayrılmamışsa, 
4) Adıyla bile simge haline gelmiş ‘Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’nin adının değiştirilip ‘Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ olmasını benimsemişse,
5) Sevabına, toplumda çok daha fazla gereksinim duyulan okul, hastane, yurt ya da kütüphane yapmak yerine, iktidarın cami tutkunluğuna kapılıp bilmem kaç bininci cami inşaatına girişmişse,
6) AKP lideri istedi diye, o partinin sözcüsüyle, Cumhurbaşkanlığına adaylığı söz konusu olan bir kişiyi ziyarete gitmişse,   

  • Silahlı kuvvetler, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir temel değeri olup Anayasanın başlangıç ilkesinde de yer alan, “Yurtta barış dünyada barış” ilkesini unutmuş izlenimi veriyorsa, 
  • Silahlı kuvvetler, yurt içindeki olaylarda, toplumun değil de iktidarın silahlı kuvvetleriymişçesine görüntü veriyorsa,
  • İmam hatiplerde 5’inci sınıftan itibaren imam yetiştirilirken, subaylar,  imam öğrencilerin de girebileceği yalnız dört yıllık lisans eğitimiyle ve de üstelik siyasetin emrinde, askerlikten hiç anlamayan ve ilahiyatçı ya da gerici bir rektörün medreseleşmiş üniversitesinde yetiştirilecekse, bu şekilde yetiştirilecek subaylarla, silahlı kuvvetlerde Fetö benzeri yapılanmaların oluşması olasılığı yükselecekse,   
  • Genelkurmay başkanı ile kuvvet komutanları, toplu halde ve resmi kıyafetleriyle sabah namazına gitmişse, 

bu silahlı kuvvetlerin yeniden yapılandırılmasının zamanı gelmemiş midir? 

 

[email protected]