Böyle devam ederse!

20/02/2015 Cuma
Böyle devam ederse!

Unutulmayacak ve anımsandıkça yürekleri de yakacak, vicdanları da sızlatacak bir vahşet yaşadık: Özgecan, bir kısım densizin dışında hepimizin canından bir şeyler koparıp göçtü gitti.

Toplumsal tepkilerimizde (haklı olarak) duygusal olmamız doğal da, olumsuzlukların olmasını engelleme ve önlemlerini düşünmede, duygusallıktan kurtulup akılcı davrandığımızı söylemek zor. Bu son vahşet sonrasında da ilk aklımıza gelen, “idam cezası geri gelsin, canileri asalım, hadım edelim” oluyor; arayışlar duygusallığımızı yansıtıyor. Oysa bu yöntem hiçbir zaman canice tutum ve davranışları önlemedi ki, bundan sonra önlesin.

Mesele, bu tür tutum ve davranışların nedenlerini kavramak ve bunları asgari düzeye indirecek önlemler almak. Türkiye’de yaygın olan kimi anlayışları anımsamak, alınması gereken önlemler hakkında da, ipucu veriyor. 

Eğitim sistemimizin erkek egemen, ırkçı ve gerici olduğu, laik ve bilimsel niteliğini çoktan yitirdiği biliniyor. Dolayısıyla bu ülkede:

Bazı aileler, kızlarını çocuk olarak görmüyor, “Kaç çocuğunuz var?” dendiğinde, yalnız erkek çocuk sayısını söylüyor!

Çocuk yaştaki kızların evlendirilmelerini savunanlar, 12 -13 yaşlarındaki kızlarını, yaşlı başlı adamlarla ve çoğu kez de bir bedel karşılığında evlendirenler oluyor!

Anaların/babaların önemli bir bölümü, “erkektir, yapar!” diyebiliyor!

Kız çocuğunun okumasını istemeyenler çıkıyor!

Toplumun önemli bir bölümü, erkeğin evin reisi olduğunu düşünüyor; eşcinsellerle komşu olmak istemiyor; “Kocasından izin almadan kadın bir yerden bir yere gidemez” diyor!  

İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine eşit görenler oluyor!

Kadına bir birim miras verilirken erkeğe iki birim verilmesini isteyenler bulunuyor!

Kadını saçı uzun aklı kısa olarak görenler artıyor!

Erkeklerin dört kadınla evlenmesini savunan kadınlar çıkıyor!

Kadın öğretmenler içinde bile “erkek egemenliğini” benimseyenler bulunuyor!  

Karma eğitime karşı çıkanlar artıyor!

Kızlarla erkeklerin ele ele tutuşmasını, kadınların mayoyla denize girmesini günah sayanlar çoğalıyor!  

 “Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle (tecavüzle) karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikâyet etmen makul değildir” ya da “Diri bir kadın ya da şarabın heyecan verici niteliklerini anlatan şarkılar caiz değildir!” gibi saçmalıklarda bulunan ilahiyatçılar üretiliyor!

Kuran kurslarında, Hz. Peygamberimiz, Kuran-ı Kerim, Temel Din Bilgisi ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden birinde-ikisinde, Veda Hutbesinden “Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir” sözleri öğretiliyor! Veda Hutbesi okul panolarına asılıyor!

Ne yazık ki bu anlayış, düşünce ve tutumlar giderek yaygınlaşıyor ve de bu tür anlayış sahipleri iktidara gelmiş bulunuyor! İktidar, “Kadınların fıtratında var” diyerek kadınlarla erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı çıkıyor! İktidarın başında bulunanların çoğu, evlendiklerinde eşlerini türbana sokmuş bulunuyor! Bunlar türbana girilmesini, kadının özgürleşmesi olarak sunuyor! Türban ilkokula kadar indirilerek, kız çocuklarımız da özgürleştirilmiş oluyor! Bunlar, kadının daha da özgürleşmesi için, üç-beş çocuk yapıp eve kapanmasını istiyor! Bunlar, kadınlarla erkeklerin birbirlerine emanet edildiğini değil de, kadınların erkeklere emanet edildiğini sanıyor!

Bu tür anlayış, düşünce ve tutumlar devam ettikçe, “emanete” ihanet de edileceği, çocuk ve kadınlara yönelik tacizlerin de, tecavüzlerin de, cinayetlerin de artarak devam edeceği belli değil mi?

Bu tür vahşetleri önlemenin yolu, bu tür anlayış, düşünce ve tutumların, kadınla erkeğin toplumsal cinsiyet eşitliği başta olmak üzere insan haklarına saygılı anlayış, düşünce ve tutumlara dönüştürülmesinden geçiyor. Bu dönüşüm de, ancak gerçek anlamda uygulanacak laik ve bilimsel eğitimle mümkün olabiliyor.

[email protected]