Boğaziçi’nde bir Çetinsaya

22/11/2012 Perşembe
Boğaziçi’nde bir Çetinsaya

Rıfat Okçabol'un "Boğaziçi'nde bir Çetinsaya" başlıklı köşe yazısı 20 Kasım 2012 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

YÖK Başkanı Çetinsaya, İstanbul Öğretim Üyeleri Derneği’nin geçen Cuma Boğaziçi Üniversitesi (BÜ)’nde düzenlediği yeni yükseköğretim taslağının tartışılması toplantısına katıldı. Aynı dernek, 1995-2003 yılları arasında Demirel’in tercihi olarak YÖK Başkanı olan Kemal Gürüz’ün hazırladığı taslağı tartışmak üzere, 12 Nisan 1996 günü Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde de bir toplantı düzenlemişti.

İlk YÖK Başkanı Doğramacı’nın manevi evladı sayılan Gürüz, kamu üniversitelerini paralı “özel statülü devlet üniversitelerine” dönüştürecek (Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği) 9 Nisan 1991 tarihli yasa maddesinin hazırlayıcılarındandı. 1994 yılında birkaç arkadaşıyla üniversitenin piyasalaşmasını savunan TÜSİAD raporunu hazırlamıştı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve TÜBİTAK Başkanlığı yapmıştı. 12 Nisan’da, tıklım tıklım dolu olan koca salonda, arkasını Demirel’e dayandırdığından mı, piyasacılığından mı, bilgi ve deneyim birikiminden mi nedir, kendine aşırı güveni olan bir haleti ruhiye içindeydi. Eleştirileri, mütebessim bir yüzle izliyor, zaman zaman da, “Bunları söylemek demokratik hakkınız, ama bu böyle böyle olacak” diyordu!

Yükseköğretim konusunda, tarihçi Çetinsaya’nın mühendis Gürüz’ün çırağı bile olamayacağı hemen belli oluyordu. Çetinsaya, “Irak tarihi konusunda uzman olan benim gibi birinin bu görevde ne işi var” düşüncesiyle mi, içeriğini benimsemese de birilerinin ona servis ettiği taslağı savunmak zorunda kalmasından mı, cemaatçiliğinden mi, küçük toplantı salonunun dolmamış olmasından mı nedir, 16 Kasım’da gösterişsiz bir tutum sergiledi. Rahat görünmeye çalışsa da, tedirgin duruyordu. Belki de tedirginliği, büyük bir şevkle konuşmaya başlarken, dinleyicilerin arasında hocası Nermin Abadan’ı görünce, “Aaa(!) hocam da buradaymış, pardon” gibilerinden bir şeyler söylerken gözlerden kaçmayan bir panik yaşamasından kaynaklanıyordu.

Çetinsaya’nın aklının da karışık olduğu gözleniyordu. 2547 sayılı yükseköğretim yasası için, “Kötü koşullarda iyi yasa yapılmaz” derken günümüz koşullarının 12 Eylül’den de beter ve hatta besbeter olduğunun ayrımında olmadığı görülüyordu. Taslağı savunurken de itirafta bulunuyor, bu taslağın parasalcı küreselleşme doğrultusunda hazırlandığını açıklıyordu.

Gürüz’ün 1-2 arkadaşıyla ürettiği taslak, YÖK’ü güçlendirirken, üniversiteyi piyasalaştırıp ortaöğretime dönüştürecekti. Çetinsaya’nın taslağı ise üniversiteyi piyasalaştırırken tamamen yok edecek. Bu nedenle taslak Pazar günkü soL’da Öztatar’ın’ın değindiği eleştiri yağmuruna tutuldu. BÜ Rektör’ü ve örgütleri adına konuşanlar, taslağın hazırlanması sürecinde defalarca YÖK’e iletilen hiçbir görüşün taslakta yer almadığını söylediler. Bu arada, bir talihsiz söylem de oldu. Derneğin eski başkanlarından bir arkadaş, eleştirilerini sıralarken, YÖK’ün açıkladığı “çeşitlilik, kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik, performans değerlendirmesi ve rekabet, mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı, kalite güvencesi”nden oluşan beş temel ilkeye çoğumuzun katıldığını söyleyince, bu ilkelerin her biri piyasacı anlayışı yansıttığından dinleyiciler donup kaldı.

Toplantıda ikinci şaşkınlık, İstanbul’daki çeşitli üniversitelerden gelenlerin yanında Ankara ve İzmir’den bile gelenler varken, BÜ’lü akademisyenlerin dışarıdan gelenler yanında azınlıkta kalmasıydı.

12 Nisan’da Gürüz masada tek başınayken Çetinsaya’nın eleştirileri yanıtlarken yanıtladığı sırada iki YÖK üyesini de alıp gövde gösterisine kalkıştı. Bu YÖK üyelerinden biri, konuşma yapmış, ama hiç kimse neden konuştuğunu ve ne dediğini pek anlamamıştı. Bu durum, katılımcılarda şaşkınlık yaratırken yasalaşma sürecinin en zayıf halkasının YÖK (üyeleri) olduğunu düşündürerek güç gösterisinin havasını kaçırdı.

Çetinsaya toplantı sonunda, Gürüz’den farklı davrandı: “Görüşlerinizi dikkate alacağız” dedi. Gürüz’ün taslağı, arkasında hükümet olmadığından tasarıya bile dönüşememişti. Ancak arkasında eleştirilere kapalı kapı gibi AKP hükümeti, gerektiğinde AKP’nin payandası olan MHP ve AKP’nin Cumhurbaşkanı olduğundan, üniversite yeterince direnç gösteremezse, Çetinsaya’nın taslağı, olumlu bir değişime uğramadan yasalaşacak gibi.
Ortada üniversite falan kalmayacak gazetelerde çıkan eleştirel yazı ve karıkatürleri internette başkalarıyla paylaşan PTT çalışanına verilen hapis cezası, yarın düşündüklerini ve araştırma bulgularını yazan akademisyenlere de uyarlanacak.