Bir yanlışlık yok mu? (II)

16/01/2015 Cuma
Bir yanlışlık yok mu? (II)

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (YBÜ), geçenlerde R. T. Erdoğan’a, “Milletlerarası Hukuk” alanında, fahri doktora verdi. Türkiye’deki üniversiteler içinde, Abdullah Gül’e fahri doktora unvanı veren hemen hemen hiç yokken Erdoğan’a bu unvanı vermeyen yok gibi.  

Fahri doktora artık alışılmış bir olay olsa da bu konuda verilen unvan değil de, bu unvanın verilme gerekçesi, unvan töreninde Erdoğan’ın söyledikleri ve elinin öpülmeye kalkışılması dikkat çekiyor.

El öpme, geleneklerimizde var. Aile büyüklerinin, öğretmenlerin, ustaların, çok yaşlı olanların ve/ya da kadınların elini öpenler oluyor. Bu arada, el öpenlerin ve elini öptürenlerin giderek azaldığı görülüyor.

El öpme, etek öpmeyle birlikte Osmanlı geleneğinde de var: Padişahın huzuruna çıkan el-etek öpmek zorunda.

Ancak cumhuriyet rejiminde resmi törenlerde el öpülmüyor. Çünkü resmi törene katılan kişi, oraya Ahmet/Mehmet olarak değil, üstlendiği görev ve bulunduğu makam nedeniyle katılıyor, törende kendisini değil makamını temsil ediyor.

Törende el öpmeye kalkan kim? İhale almaya çalışan sıradan bir iş adamı değil. Milletvekili seçilmek ya da bir yakınını işe yerleştirmek isteyen bir yurttaş da değil. Yolsuzluk davasından yırtan eski bakan da.

El öpen, el öpmeye kalkışması hiç akla gelmeyecek bir kişi: Bilimi/gerçeği her şeyin üstünde tutması gereken/beklenen bir akademisyen. Sıradan bir akademisyen de değil, uzmanlık alanı gereği başka bir şeyin değil hukukun üstünlüğünü benimsemiş olması gereken bir hukukçu! Üstelik Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu üyesi olan bir kişi ve aynı zamanda da hukuk fakültesi dekanı!

Bu el öpme işinde bir yanlışlık yok mu?

“Bu kişisel bir olaydır, adam şaşırmıştır, karşısındakini padişah sanmıştır, karşısındakine hayrandır ya da şükran borcu vardır; insanlık hali, olur böyle şeyler; el öpenleri çok olsun” deyip bu konu geçiştirilebilir diyelim. Ancak Üniversitenin fahri doktora verme gerekçesi, üniversite bağlamında yenilir yutulur gibi değil!

Çünkü hepimizin yaşadığı gerçekler YBÜ’nin fahri doktora gerekçesiyle örtüşmüyor. Bilindiği gibi, elinden ödül aldığı Kaddafi’nin hem yönetimine hem de yaşamına, AB ve ABD’nin yanında yer alınarak son veriliyor. Tunus’taki ve Mısır’daki rejimlerin yıkılmasında katkıda bulunuluyor. Ailecek yaz tatiline çıktıkları Esat rejimini devirmek için dinci terör örgütlerine destek verildiği Birleşmiş Milletler raporlarına bile yansıyor. Sonra da YBÜ bunlara neden olan kişiye, “Milletlerarası Hukuk’un temel prensiplerinden olan ‘devletlerin egemenliğine saygı’ ve ‘devletlerin egemenliği’ esaslarının güç kazanması ilkelerinin güçlenmesine yapmış oldukları katkılar” nedeniyle “Milletlerarası Hukuk” alanında fahri doktora veriyor!

Alınan hemen tüm kararlarda, toplumun yarısı yok sayılıyor. Sünni-Hanefi inancında olmayanlar da yok sayıyor. Tüm yurttaşlara dini öğretim dayatılıyor. Anadolu liselerini kazanamayan yoksullara imam hatip ya da açık lise seçeneği bırakılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğine inanılmıyor. Eşitsizlik, “Kadının fıtratında var” denerek savunuluyor. Sonra da YBÜ, tüm bunların baş sorumlusu olan kişiye, “‘temel insan haklarına saygı’ ve ‘hakkaniyet’ ilkelerinin güç kazanması konusunda gösterdikleri çabalar” nedeniyle “Milletlerarası Hukuk” alanında fahri doktora veriyor!

Avrupa’daki dost ülkeler bir bir uzaklaşıyor, Vatikan-papa yeni dostumuz oluyor. Ortadoğu ülkeleriyle tek tek bozuşuyoruz; Mısır’a karşıtlıkta yan yana olduğumuz Katar bile bize yan çiziyor. Dış politikada Esat’ın devrilmesine odaklanmış bulunuyoruz. Polis, her demokratik gösteriye çılgınca saldırtılıyor. Hemen her gün bir kesim düşmanca söylemlerle dışlanıyor ve iç barış bile tehlikeye atılıyor. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı da, kaçak saray konusundaki mahkeme kararı da yok sayılıyor. Sonra da YBÜ, tüm bunlardan sorumlu olan kişiye, “‘barış ve güvenliğin korunması’ ve ‘hukukun üstünlüğü’ prensiplerine yaptıkları katkılar” nedeniyle “Milletlerarası Hukuk” alanında fahri doktora veriyor!

Bu işte bir yanlışlık yok mu?

Bu fahri doktora olayı, “Olur böyle şeyler” deyip geçiştirecek kişisel bir olay da değil. Fahri doktora verme kararı rektörün kararı değil, herhalde üniversite senatosunda alınmış bir karar, üniversitenin kararı niteliğinde. Gerçeklerin savunucusu olması gereken bir üniversite, gerçekleri bu denli saptırabilir mi? Bu üniversite bu kararın- gerçekleri bu denli saptırmanın- altından kalkabilir mi?

Başta YBÜ’nün öğretim üyeleri, öğrencileri ve emekçileri olmak üzere tüm toplum bu denli hiçe sayılabilir mi?

Bu işte bir yanlışlık yok mu? 

[email protected]