Bir iyi, bir kötü!

29/01/2013 Salı
Bir iyi, bir kötü!

Rıfat Okçabol'un “Bir iyi, bir kötü!” başlıklı yazısı 29 Ocak 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Milli Eğitim Bakanı değişti. Nasıl bilirsiniz deseler, “Gideni iyi biliyoruz geleni tahmin ediyoruz” demek mümkün. Ömer Dinçer gitti (!) tabii ki iyi oldu. Nabi Avcı geldi (!) herhalde kötü oldu.

Dinçer’in, “laiklik ilkesinin yerine İslam ile bütünleşmesinin gerekli olduğunu ve cumhuriyetin daha Müslüman bir yapıya dönüşmesinin zamanının geldiğini” düşünen bir kişi olduğu biliniyor. Öyle düşünebilir! Gidişini iyi kılan düşünceleri değil yaptıkları! Dinçer, aşırma (intihal-başkasının yaptıklarını kendi yapmış gibi göstermek) yaptığı için YÖK tarafından öğretim üyeliğinden atılıyor ve akademik unvanı elinden alınıyor Ankara İdari Mahkemesi’nin kararıyla bu ceza kesinleşiyor. Hukuk devletlerinde bu duruma düşen kamusal görevde olan kişiler, anında istifa ediyor. O sıralar Başbakanlık Müsteşarı olan Dinçer, aldırmıyor! Ardından ödüllendirilerek milletvekili ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yapılıyor intihal olayını anımsayıp “Yok, olmaz” demiyor! 2011 seçimleri sonrasında milli eğitimin başına getiriliyor “Yoo, bu bakanlık hiç olmaz” demiyor! Başbakan, “Ben ülkemi pazarlamaya geldim” diyor! Dinçer, 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile rekabetçi-gerektiğinde ülkesini pazarlayacak öğrenci yetiştirmeye kalkışıyor. Başbakan, “dindar, dininin ve kininin davacısı olacak gençler” istiyor! Dinçer, 4+4+4 yasasıyla, ilköğretim ve kılık-kıyafet yönetmelikleriyle, yeni imam hatip okulları açarak, okulları imam hatibe dönüştürerek tüm ilk ve ortaöğretim öğrencilerini mollalaştırmaya soyunuyor. Bir Bakan, hem de Milli Eğitim Bakanı olduğuna aldırmayarak, 6 Nisan 2012 gecesi çıktığı “32’inci Gün” programında ne yaptığını açıkça söylüyor: “Başbakanımızın sözü bizim için bir vizyondur, bunu biz tartışmayız bir şekilde bir hedef olarak alırız ve yaparız” diyor!

Şimdi bu Bakan’ın gidişine bu toplum için, gelecek için, “iyi oldu” denmezse, neye denir ki?

Dinçer gönderilince, ne oluyor? N. Avcı bakanlığa getiriliyor!

Giden Dinçer, Marmara Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi’nde öğrenim görmüş İstanbul Üniversitesi’nde profesör olmuş ve Başbakan’ın belediye başkanlığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi koordinatörü olarak görev yapmış. Gelen Avcı da, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğrenim görmüş, iletişim profesörü olarak Anadolu ile İstanbul Bilgi üniversitelerinde çalışmış. Gazete haberlerine göre Başbakan, Avcı’ya, “Nabi Hocam” diye hitap edermiş, edebiyat ve sanat bilgisi oldukça iyi, ideolojik olarak liberal, yaşam tarzı olarak muhafazakarmış ve Ahmet Davutoğlu’na yakın duruyormuş! Bunlar önemli değil önemli olan yaptıkları!

Peki, ne yapmış?

Hasan Celal Güzel, Turgut Özal ve Yıldırım Akbulut’a danışmanlık yapmış! 1994 yerel yönetim seçimlerinde Erdoğan’ın seçim kampanyasını yürüten ekipteymiş. Kanal 7 televizyonunda program, Yeni Şafak gazetesinde yazarlık ve yöneticilik yapmış. AKP iktidarında Milli Eğitim Bakanlığı’nda danışmanlık ve Başbakan Baş müşaviri olup medya danışmanlığı yaptıktan sonra 2011 seçimlerinde milletvekili olmuş. Meclisin Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanlığı’na getirilmiş! 4+4+4 yasa tasarısı onun komisyonunda son şeklini aldığı gibi belki de, 652 sayılı KHK’nın de danışmanlarından! İnternete düşen, “Sabah tarhana alıyordum pazardan, akşamına bakan oldum” gibi taşlamalara bakmayın, bu bakanlığı bal gibi hak etmiş.

Yaptıklarına bakınca, kişisel olarak ve toplum adına, Avcı’nın gelişine sevinmek mümkün mü? İkisinin de “aynı yolun yolcusu” oldukları belli değil mi? Eğitimin piyasalaşıp gericileşmesi tüm hızıyla devam etmeyecek mi? Bundan daha kötü ne olabilir ki?

Bu yazının zorunlu olarak yazıldığı 25 Ocak Cuma gecesi itibariyle, Başbakan’a biat etmesi ve Kızılcahamam toplantısında ondan fırça yemesi dışında Dinçer ile Avcı arasında belirgin bir fark görünmüyor. Merak edilen konu gelen değil, Başbakan’ın, Kızılcahamam’da fırçaladığı halde istifa etmeyi bile aklına getirmeyen has adamını, milletvekilleriyle yakın bir ilişki içinde olmaması gibi sudan nedenlerle harcamayacağına göre, niye harcadığı oluyor?
Cemaate yakın olduğundan mı, bir yerlere belediye başkanı adaylığına getirileceğinden mi? Bilinmiyor!

ÖNCEKİ YAZILARI