'Barış'ın tutuklanması

18/03/2016 Cuma
'Barış'ın tutuklanması

Kimi akademisyenlerin imzaladığı barış bildirisinin bazı çevreler tarafından topa tutulmasıyla ilişkili olarak, 22 Ocak’ta, “Türkiye’nin insan haklarıyla imtihanı” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Ne yazık ki, 15 Mart itibarıyla,  toplumun geneliyle ilgili bir şey söylemek zor olsa da, en azından, barış bildirisini imzalayan (şimdilik) üç akademisyeni cezaevine gönderen hukuk sisteminin, insan hakları sınavını geçemediğini, sınıfta kaldığını söylemek mümkün.  

Kişi olarak barış bildirisinin hiç bir cümlesine katılmayabilirsiniz. Bildiriyi eksik bulabilirsiniz, eleştirip yerden yere de vurabilirsiniz. Ancak kişi çağdaş demokratik değerlere sahip ve bu değerleri içselleştirmiş ise, barış açıklamalarını, benimsemese de, eleştirse de, insan haklarının temel öğelerinden biri olan “düşünme ve düşündüğünü açıklama” özgürlüğü olarak kabul eder. Çağdaş demokratik değerlere sahip olmayan ya da bu değerleri içselleştirmemiş kişilerse, içeriğini beğenmedikleri açıklamaları yapanlara karşı, istenmeyen davranışlara bile yeltenebilir.

Oysa hukuk için, yargı için, bildiriyi beğenip beğenmeme, eleştirip eleştirmeme, bildiriye katılıp katılmama ikincil bir ölçüttür. Hukuk ve yargı için açıklamaları değerlendirecek esas ve geçerli ölçüt, hiyerarşik sırayla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ilgili maddeleridir,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin benzer konularda verdiği kararlarıdır, TC Anayasası’nın ilgili maddeleridir, Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin benzer konularda verdiği kararlarıdır, Türk Ceza Yasasının ilgili maddeleridir. Hukuk/yargı, bildiriyi bu maddeler üzerinden değerlendirir.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10 uncu, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 19 uncu maddeleri ile TC Anayasa’sının “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlıklı 25’inci ve “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26’ıncı maddeleri, düşünce ve ifade özgürlüğünü en geniş şekilde koruyan maddelerdir. Türk Ceza Yasasının “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı 301/3 maddesinde de, “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, barış bildirisindeki eleştirel ifadelerden çok daha ağır ifadeleri içeren açıklamaları yapanlara Türk yargısının verdiği mahkumiyet kararlarını bozan ve Türkiye’yi mağdurlara yüklü tazminat ödemeye mahkum eden AİHM kararları da vardır. Üstelik AYM’nin Cumhuriyet Gazetesi’nin iki yazarının tutuklanması üzerine verdiği içtihat niteliğindeki karar ve bu kararın gerekçesi de hâlâ akıllarda tazeliğini korumaktadır.  

Yukarıda özetlenen yasa maddelerinin açık ifadelerine karşın barış bildirisini imzalayan üç akademisyenin tutuklanması, bildirinin birincil ve ana hedefinin “barış” olması nedeniyle, esasında, “barış”ın tutuklanması anlamına gelmektedir.

“Barış”ın tutuklanması ise, öylesine rasgele ya da üstünkörü bir olay değildir. Barış, ancak laik, demokratik ve sosyal hukuk devletlerinin önceleyeceği bir olgudur ve bu nitelikteki devletlerde gerçekleşebilecek bir durumdur. Dolayısıyla “barış”ın tutuklanması, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinin yadsınması anlamına gelmektedir. Barış, insan haklarına saygı, eşitlik ve toplumsal cinsiyet eşitliği demektir. Dolayısıyla “barış”ın tutuklanması, insan haklarına saygının, eşitliğin ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sümen altına itilmesi anlamına gelmektedir. Barış, sevgidir, hoşgörüdür, duygusallıktır, kardeşliktir, … Dolayısıyla “barış”ın tutuklanması, sevginin, hoşgörünün, duygusallığın, kardeşliğin rafa kaldırılması anlamına gelmektedir. Barış, farklılıkların bir arada yaşamasıdır. Dolayısıyla “barış”ın tutuklanması, farklılıklara bir arada yaşama hakkı verilmemesi anlamına gelmektedir. Barış, kin tutmamak ve vicdanlı olmaktır. Dolayısıyla “barış”ın tutuklanması, kindarlığa ve vicdansızlığa davetiye çıkarmak anlamına gelmektedir.  

“Barış”ı tutuklayanların bu yükün altından kalkması kolay değildir, hukuk sisteminin bu yükü kaldırması da.

22 Ocak tarihli yazımı, “Vah Türkiye’m vah!” diyerek bitirmişim. “Barış”ın tutuklanması üzerine, söylenecek söz kalmıyor.  

[email protected]

 

ÖNCEKİ YAZILARI