Barış olmadan asla

01/01/2016 Cuma
Barış olmadan asla

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında, konuşabilmesi ile vicdanını ve aklını geliştirip kullanabilmesi geliyor. Yamyam, hemcinsini yediği için ilkel insan sayılıyor. İnsan, hayvani özelliklerinden uzaklaştıkça, hırslarını ve davranışlarını denetleyebildikçe, insancıllaşıyor.

Barışseverlik ve barış içinde yaşamak da insancıllaşmanın doğal sonucu oluyor.

Aslında insanlıktan çıkmak da kolay, insancıllaşmak da!

İnsanlıktan çıkma, küçücük adımlarla başlıyabiliyor. Örneğin içtiğimiz sigaranın izmaritini, yediğimiz çekirdeğin kabuğunu ve içtiğimiz kolanın kutusunu yola atıyorsak, parkta ya da plajda oturduğumuz yere bırakıyorsak, öncelikle kendimize saygı duymuyoruz, sonra da çevreye ve çevreyi kullanacak insana saygı duymuyoruz demektir. Sürücü olarak, diğer sürücülerin haklarına saygı göstermiyorsak, yaya geçidine girmiş yayaya öncelik tanımıyorsak, metroya/ otobüse binmek için bizden önce oraya gelmişlerin önüne geçiyorsak, kendimize ve başkalarına-insana saygı göstermiyoruz demektir.

İnsana/başkalarına saygı göstermiyorsak, insanlıktan çıkmanın ilk adımlarını atmaya başlamış oluyoruz. Bize, en hafifinden, “Ne biçim insan bu?” diyorlar.

Vicdanımızı ve aklımızı yani insanlığımızı kullanmadığımızda, davranışlarımızı denetlemek zorlaşırken, insanlıktan uzaklaşmamız da kolaylaşıyor.

İnsan olan, diğer insanlarla ortaya çıkan sorunları, hayvanlar gibi gücünü kullanarak çözmüyor, konuşabildiği için, dinleyip anlayabildiği için, anlaşarak çözebiliyor. İnsanla ilgili sorunlarını konuşup anlaşarak çözemeyenler, giderek insanlıktan uzaklaşıyor. 

Toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemeyip toplumun neredeyse yarısını yok sayan; ırkını ve inancını diğer ırk ve inançlardan üstün gören; yalan söyleyen, hırsızlık-yolsuzluk yapan, özgür olmak yerine birilerine bağımlı olmayı yeğleyen, bağımlı olduğu kişiye, şıhlık, şeyhlik, şeyh-analık, krallık, padişahlık, halifelik, …  yakıştıran; paranın kulu-kölesi olan, kazancını artırmak için doğayı ve insan emeğini sömüren; öncelikle kendisine saygı duymamış oluyor. Kendisine saygı duymayan, başkasına saygı duyamıyor.

Başkasına saygı gösteremiyorsak, insana değer vermiyoruz demektir. İnsana değer vermediğimiz ölçüde insanlıktan uzaklaşıyoruz. İnsanlıktan uzaklaşma ölçüsünde de başkalarına verebileceğimiz zarar-ziyanın şiddeti ve boyutu artıyor, olay cinayetlere ve toplu katliamlara kadar varıyor.

İnsanlığımızı yitirdiğimiz ölçüde de, barışsever olmaktan uzaklaşıyoruz,barış içinde ve kardeşçe yaşamak zorlaşıyor.

İnsana değer vermeyenler kamu hizmeti yapanlar ya da toplumu yönetenler olunca, her gün birilerine çatarak ya da hakaret ederek, başkalarını küçümseyip ötekileştirerek; dinimizin ve kinimizin davacısı olarak, birbirimizin gözünü oymaya kalkışarak, ötekileştirerek, haksızlık ve ayrımcılık yaparak, …;

Roboski, Suruç, Ankara katliamı gibi katliamların failler ile Hırant Dink ve Tahir Elçi gibi katledilen kişilerin failleri bulunmadıkça; iktidarın siyasal amaçlarla kışkırttığı olaylar sonrasında sokağa çıkma yasağı getirmesini onaylayan, “Kayıp mezarlarınıza sahip çıksaydınız!” ve küçücük kızlara tecavüz edenlere, “Kızın rızası vardı!” diyerek ceza indirimi getiren, sırf yargılama sürecinde sorun çıkarmadı diye tecavüzcülerin cezasında indirim yapan, … mahkeme kararlarıyla adalet sağlanmayınca; siyasal beklentiler uğruna ve kendi hakimiyetini kurmak için gerçekleri saptırarak, şiddet uygulayarak ve insan öldürerek; ölüm üzerinden pirim yaparak; insancıllığımızı korumak da zorlaşıyor, barışı korumak da.

İnsanlar birbirlerini öldürürken barış olmuyor. Barış olmayınca, “Yeni yılınız kutlu olsun” demek de, “Mutlu yıllar” dilemek de insana dokunuyor.

Oysa insancıllaşmak ve dolayısıyla barışı sağlamak çok kolay: İlla okula gitmiş olmak da gerekmiyor; insan olduğunu unutmamak, biraz olsun vicdanının sesine kulak verip aklını kullanmak yetiyor.

[email protected]