Bakan Selçuk’un ilk iki ayı!

14/09/2018 Cuma
Bakan Selçuk’un ilk iki ayı!

Kimi yazarlar, Selçuk’un eğitim bakanı yapılması üzerine topluma umut dağıtmışlardı. Allah için Selçuk da, selefi olan özellikle Çelik, Avcı ve Yılmaz gibi, konuştukça, mangalda kül bırakmayıp azalan umutları yeniden tazeliyor. Ancak arada bir bakanlıktan gelen haberler, hem Selçuk’un söyledikleriyle örtüşmüyor, hem de umut dağıtanlara yanıt niteliğinde oluyor. Bazen Selçuk da, umutları kıran şeyler söylüyor.

Örneğin, liseye geçişte yeni sınav sistemi üzerinden yerleştirilemeyen 91 bin öğrenciyle ilgili konuda, hatta konunun daha büyük sorunları içerdiği söylentileri karşısında, nedense “Ben ilgili bürokratları uyardım” diyen müsteşar yardımcısı önce görevden alınıyor. Okulların açılmasına kadar süren yerleştirme karmaşasına aldırmayan Selçuk, “Bu sistem seneye de devam edecek” diyor!

Selçuk’a bağlanan umutları kırıcı bir yanıt da, Saraydan geliyor: Bilebildiğimiz kadarıyla, yetkililer yardımcılarını kendi seçerken, Selçuk için böyle olmuyor: Saray, hem de statü olarak biri ÖSYM başkanı ve diğeri YÖK Denetleme Kurulu üyesi iki profesörü, bakan yardımcısı olarak atıyor! Selçuk bakanlığı kabul etmesiyle ilgili bir soruyu, 12 Ağustosta, “… aslında bu işin kabul edilmemesi konusunda aklım yerindeydi ve farkındaydım. Fakat Beyfendi’nin gerçekten çok güçlü bir iradesi var. Ayrıca sıradan bir Cumhurbaşkanı ve amirle yürüyecek bir proje değil Milli Eğitim Projesi. Böyle bir irade ve kudret bilimle birleşirse bir noktaya gelmek söz konusu olabilir diye içsel bir durum yaşadım. Zaten onun için kabul ettim” diyerek yanıtlamıştı. Durum böyle olunca, Selçuk’un bu yardımcıları canı gönülden benimsediği tahmin ediliyor.  

Selçuk, “Derdimiz şu anda müfredat değil” derken umutları kırıyor! “Aslolan bulut değil gökyüzü olmaktır. Bulutlar ne olursa olsun öğretmen, çocuğun hakkını koruyan kişidir. Çocuğun hakkı pazarlık konusu olamaz, olmamalı. Öğrencinin, öğretmeninden öncelikle beklediği sevgi ve saygıdır. Öğretmenin omuzlarında yükselmeyen sistemin tarihte yeri yok. … Çocuklarımızı çift kanatlı yetiştireceğiz. Bunlardan biri bilim, öbürü erdem, ahlak. Öğretmenlerin daha iyi yetişmiş bireyler olarak sistemimize girmesini sağlamak için büyük çaplı öğretmen eğitimi projeleri başlatacağız. Bu sadece bilimsel çalışmalar anlamında değil, öğretmenliğin binlerce yıldır değişmeyen, sanat, ustalık yönü var. Çocuğa gülümsemenin, merhametin adı aslında sanattır” diyerek umutları tazeliyor!

1 Eylülde, ‘'Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’ ile Belirli Gün ve Haftalar Çizelgesinde değişikliğe gidilip mili bayramlara çizelgede yeniden yer verilerek, umutlar tazeleniyor. 2 Eylülde,  öğrenci velisine yeni ve yüklü harcama kapısı açacağından piyasacı ve imam hatiplerle diğer okulları aynı yerleşkede toplamasıyla da gerici içerikli bir girişim olan tüm liselerin şehir dışına taşınması, “Eğitim Kampüsleri” ifadesi yönetmeliğe eklenerek umutlar yok ediliyor. 

11 Ağustosta Selçuk, “Okullar arasında eşitsizliği azaltmak gerekiyor” deyince umutlar tazeleniyor. 10 Eylülde yayımlanan yönetmelikten karma eğitim koşulu kaldırılınca ve Anadolu Lisesi açmak için iki sınıf dolduracak öğrenci ararken imam hatip açmak için böylesi bir koşul aranmayınca, umutlar paramparça oluyor!

11 Ağustosta eğitim yazarlarıyla bir araya gelen Selçuk, “Çocuklarımızla ilgili güzel gelecek olacak” diyerek söze başlayıp üç yıllık plan yaptıklarını, bunun bir fidanın toprak altında olan kısmı olduğunu, asıl 10 yıllık bir perspektiften bahsettiklerini açıklayarak umut tazeliyor. “Atatürk'ü bu ülkenin kurucu lider olarak görüyorum. Onun bizim hep gölgesinde durduğumuz bir ağaç olmasını istiyorum. Benim tavrım bu. Çocuklarımızın insan olarak Atatürk ile tanışmasını istiyorum” diyerek umutları pekiştiriyor. Ancak 8 Eylül’de düzenlediği  “2023’e Doğru Türk Eğitim Sistemi-Bulma Konferansı”yla umutları birkaç açıdan yine yok ediyor.  

1.Tabii ki, 3 yıllık plan ya da 10 yıllık plandan söz edip bu konferansın başlığına “2023’e Doğru” denmesi bir anlam taşıyor. Bilindiği gibi AKP, yıllardır, “Hedef 2023” sloganı ile yatıp bu sloganla kalkıyor. Cumhuriyet değerlerini benimseyenler için bu hedef, laiklik, bilimsellik, toplumsal cinsiyet eşitliği, yurtta barış dünyada barış ve halk egemenliği gibi cumhuriyet değerlerine elveda anlamına geliyor. Bu durumda, toplantının başlığındaki 2023’e Doğru” ifadesinin bilerek kullanıldığını düşünmek yanlış olmuyor.

2.Bu konferans tüm Türkiye’yi ilgilendiriyor. Tüm ülkeyi ilgilendiren konuların konuşulduğu merkez ise Başkent Ankara oluyor. Bu toplantının Ankara’da değil de İstanbul’da yapılması da,  herhalde kendi başına bir anlam taşıyor.

3.Üstelik Ankara’da kocaman bir şura salonu, çalıştayların rahatlıkla yapılacağı mekanlar ve davetlilerin gayet ucuza kalacağı bakanlığa ait öğretmen evleri ile deneme otelleri bulunuyor. Bir birim fiyatına Ankara’da yapılacak bu toplantının, ben deyim 50 siz deyin 100 birim fiyatına, özel bir mekanda yapılmasının da bir anlamı oluyor.

4.Bu toplantıya döviz krizinin alıp başını gittiği günlerde karar verildiği anlaşılıyor. Ve de üstelik başka bir yer yokmuşçasına, toplantının Amerikan emperyalizmin simgesi olup adı da Boğaziçi değil Hilton Bosphorus olan otelde yapılması da, kendi içinde değişik anlamları içeriyor.

5.Zurnanın zırt dediği durum ise, konferansa davet edilenler ile davet edilmeyenlerden belli oluyor. Bakıyorsunuz yandaş vakıf ve derneklerle AKP’yle arayı bozmayan vakıf ve dernek temsilcileri var da, ÇYDD ve ÇEV gibi kurumlarla Köy Enstitülüleri ile ilgili bir kurum yok! Eski bakanlardan Tınaz Titiz var da, Mustafa Gazalcı ve Emre Kongar gibiler yok! Talim ve Terbiye Kurulu başkanlığı yapmış Emin Karip var da,  bakanlık müsteşarlığı yapmış İsmail Bircan yok! Yazar Avni Özgürel var da, Adnan Gümüş, Serdar Değirmencioğlu ve Ünal Özmen gibi kamusal eğitimden yana olan yazarlar olmadığı gibi, özel öğretimden yana olan Abbas Güçlü bile yok!

6. Selçuk, bu konferanstaki konuşmasının son kısmında, “Gelin hep beraber bu ülkeyi aklın, bilimin, gönlün merkezi yapalım ve medeniyete yeni bir filiz için muhafaza ettiklerimizin zehrini akıtalım. Çocuğumuzu sevdiğimiz kadar çocuk kavramını da sevelim. Öğretmenlere sahip çıkalım ki çocuklar onların vesilesiyle özgür akla koşsunlar. Hepimiz deli gömleklerimizi yakalım gitsin” deyip umut veriyor. Bu sözlerinin arkasından da, kendisini bir Osmanlı olarak tanımlayan Cemil Meriç’i anıp “Cemil Meriç´in ruhu şad olsun” diyor!

Umutlanalım mı, umutlanmayalım mı? Siz karar verin!

[email protected]