Anayasa değişikliğine gerek var mı?

23/04/2013 Salı
Anayasa değişikliğine gerek var mı?

Rıfat Okçabol'un "Anayasa değişikliğine gerek var mı?" başlıklı yazısı 23 Nisan 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 4+4+4 yasasının iptal istemini reddetme gerekçesini açıkladı. 60 sayfalık gerekçenin 40 sayfasını, CHP’nin yetkin ve tutarlı gerekçelere dayalı dava dilekçesi oluşturuyor.

4+4+4 yasası, Anayasa’nın pek çok maddesiyle ve özellikle de 2, 10 ve 42’inci maddeleriyle birebir ilişkilidir. 1982 Anayasası’na göre Türkiye, “(…) başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” (m.2) “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (…) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” (m.10) “Kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. (…) Eğitim ve öğrenim Atatürk ilkeleri ve devrimleri doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” (m.42).

Örneğin AYM, gerekçede, “Amaçları yönünde farklı konumda oldukları açık olan mesleki eğitim kurumları ile diğer eğitim kurumları arasında eşitlik karşılaştırılmasının yapılmasına olanak bulunmamaktadır” diyor. Bu yoruma göre mesleki eğitim, diğer eğitim kurumlarıyla eşit olmadığından Anayasa’nın sosyal hukuk devleti (m.2), eşitlik (m.10) ile kimsenin eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamayacağı (m.42) maddeleriyle uyuşmuyor. Bu nedenle AYM’nin mesleki eğitimin zorunlu eğitimin bir parçası olamayacağına hükmedip 4+4+4’ün ilişkili maddesini iptal etmesi gerekiyor. Etmiyor!

AYM gerekçede örneğin şu yorumlara da yer veriyor: “Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak, bireylerin sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşayabilecekleri siyasal düzenleri inşa etmektir. (…) Laiklik, devletin din ve inançlar karşısında tarafsızlığını sağlayan, devletin din ve inançlar karşısındaki hukuki konumunu, görev ve yetkileri ile sınırlarını belirleyen anayasal bir ilkedir. Laik devlet, resmî bir dine sahip olmayan, din ve inançlar karşısında eşit mesafede duran, bireylerin dini inançlarını barış içerisinde serbestçe öğrenebilecekleri ve yaşayabilecekleri bir hukuki düzeni tesis eden, din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan devlettir. (…) Laik devlet, dinler karşısında tarafsız olmakla birlikte, toplumun dini ihtiyaçlarının karşılanması konusunda kayıtsız değildir.”

Bu yorumlara göre 4+4+4 yasasının seçmeli din dersleriyle ilgili maddeleri, toplumdaki diğer inançları yok sayıyor, toplumdaki diğer inanç sahiplerinin ihtiyaçlarına kayıtsız kalıyor ve devletin din ve inançlar karşısında taraf tuttuğunu gösteriyor. AYM’nin bu maddeleri, Anayasa’nın din ve mezhep üzerinden ayrım yaptığı ve diğer inanç sahiplerini eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakıp belirli bir zümreye imtiyaz tanıdığı (m.10) ve çağdaş bilim ve eğitim esaslarıyla (m.42) ilgili maddeleriyle bağdaşmadığı için iptal etmesi gerekiyor. Etmiyor!

4+4+4 yasasının pek çok maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gözle görüldüğü halde AYM, seçmeli din derslerinin zorunluya dönüşeceğini ve yaygın eğitimde verilebileceğini yadsıyıp laiklik konusuna yeni bir yorum getirerek ilgili maddeleri iptal etmiyor! Bu durum, laiklik konusunda yıllardır içtihat oluşturmuş olan AYM’nin eski yorumlarıyla örtüşmüyor. Anayasa referandumundan sonra üyelerle birlikte AYM’nin hukuk anlayışının da değiştiği anlaşılıyor. Mısır’da, Tunus’ta ve Libya’da başlayıp şimdi Suriye’de tezgahlanan gericileşmenin özgürleşmesi sürecinin, Türkiye’de yargı kurumlarında bile benimsendiğine işaret ediyor. AYM’nin yorumlarının, 1982 Anayasası’na göre değil de, AKP’nin Anaysa değişikliğine göre yapıldığı izlenimini veriyor.

Bu son fiili durum, AKP’nin önünü açıyor. Yeni AYM’nin, yarın türbanı serbest bırakan, karma eğitime son veren, ders saatlerini namaz saatlerine göre düzenleyen, yasa maddelerini de, Anayasa’ya aykırı bulmayan yorumlar üretip iptal etmeyeceği kuşkusunu yaratıyor.

AYM’nin bu gerekçeli kararı, TC’nin ölüm ilanına benziyor resmi dairelerden “TC” harflerinin neden kaldırıldığını açıklıyor.