Türkiye ilginç bir ülke!
Kimileri, devletin yapmak istediği barajlara ve kurmak istediği nükleer santrallere haklı olarak karşı çıkıyor. Karşı çıkışın temel nedeni, doğal zenginliklerin ve sular altında kalacak tarihi kalıntıların yok olmaması. Haklılar, çünkü doğal varlıklarımız ile tarihi kalıntılar, geçmişte bu topraklarda yaşamış olanların bizlere bıraktığı, göz bebeğimiz gibi koruyup gelecek kuşaklara aktarmamız gereken bir miras.
Doğal yapının sonradan oluşturulan ormanlar ve parklar gibi bir bölümü, insan emeğinin ürünü. Aynı şekilde, geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar kalabilen kaleler, tapınaklar, tiyatrolar, heykeller, mozaikler, … bakır, bronz, tunç, cam, toprak, gümüş ve altından yapılmış kap-kacaklar, süs eşyaları ve takılar geçmişte yaşayanların göz nuru ve emeği ile ortaya çıkmış ürünler.
Bizler genelde insan emeği olan bu ürünlere sahip çıkmaya çalışıyoruz da, bu ürünleri yaratan insanların dillerine, kültürlerine ve torunlarına, yani kendimize, o kadar sahip çıkamıyoruz. Oysa bu topraklarda yaşayan bizler, hangi etnik gruptan olursak olalım, hangi dili anadilimiz olarak konuşursak konuşalım atalarımızın ürettiği kültürel birikimlerin ürünüyüz. Bu kültürel birikimler hem bugün bu topraklarda yaşayanların tümünü zenginleştiren hem de tarihi kalıntılardan çok daha fazla özen göstermemiz, koruyup geliştirmemiz gereken bir miras. Tarihsel miras olan ürünlere sahip çıkıp onların yaratıcılarına sahip çıkmaya çalışmamak olacak iş mi?
Hem bizlere hem de devlete düşen görev, bizim zenginliğimiz olan bizi biz yapan bu kültürleri koruyup geliştirmek. Kültürlerin korunmasının yolu da, o kültürün yaratıcılarının dillerini koruyup geliştirmekten geçiyor. Hatta devletin görevi, farklı kültür ve dile sahip topluluklarla halkların böylesine bir beklenti ve istekleri olmasa bile, o dillerin de yaşamasını sağlamak.
Tarihi kalıntıları koruyamazsak, geçmişle bağımız kopuyor, geçmişi öğrenip anlayamayınca da sağlıklı bir gelecek kurmak kolay olmuyor. Ormanlarda ve denizlerde olduğu gibi, bir hayvan ya da bitki türünün azalması ya da yok olması, diğer türlerin de azalıp yok olmasına yol açıyor. Doğayı korumadığımızda da, toprakların erozyona uğraması ve tuzlanması, bitki ve hayvan çeşitlerinin azalıp yok olması gibi kayıplar yaşıyoruz. Bu kayıpları yerine koyamıyoruz. Bu tür kayıplar ülkeyi susuzluğa, kuraklığa ve açlığa sürüklüyor.
Benzer bir biçimde diller de, diğer dillerle etkileşim içinde gelişiyor. Dillerin ve lehçelerin kaybolması diğer dilleri de etkiliyor. Koruyup geliştiremediğimiz diller de kültürler de, yok oluyor, ölüyor. UNESCO, 1950’den bu yana 230 dilin kaybolduğunu ve var olan 3.000 kadar farklı dillerden 2.500 kadarının da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor1.
Anadilini öğrenme ve anadilde eğitim konusu, tabii ki yalnız, bir tarihsel miras konusu ya da sorunu da değil. Bu konu, aynı zamanda bireyin en temel ve vazgeçilemez insan haklarının başında geliyor.
Bu doğal insan hakkı, ne yazık ki, uluslaşma sürecinin iç ve dış dinamiklerine, siyasal yapıya ve demokratikleşme düzeyine bağlı olarak, ya Türkiye’de olduğu gibi yok sayılıyor ya o dilleri öğrenme fırsatları yaratılıyor ya da bir iki dil resmi dil olarak kabul edilip herkes o resmi dilleri öğrenmek zorunda kalıyor.
Anadil konusuyla ilgili olarak bizlerin bir ilginçliği, somut miraslara sahip çıkarken soyut mirasları göz ardı etmemiz! İkinci ilginçlik de, Lozan antlaşması gereği, Ermeni; Rum ve Musevilere azınlık statüsü verilip onların Türkçe dersler yanında anadillerinde de dersler alarak ilk ve ortaöğretim okullarında okumaları sağlanırken, Müslüman olan diğer etnik topluluklarla halklara bu hakkın verilmemesi!
Bir üçüncü ilginçliğimiz de, “anadilde eğitim ayrılıkçılığı körükler” korkusuyla var olan farklı anadiller yok sayılırken, bu topluma tamamen yabancı bir dilin, İngilizcenin zorunlu olarak öğretilmesi! Farklı dilleri olan insanlar arasında iletişimi sağlamak ve ortak anlayışlara varabilmek için resmi dilin zorunlu olması doğal da, İngilizce öğrenmek neden zorunlu, anlayan beri gelsin. İngilizce öğrenmenin zorunlu yapılmasıyla da yetinilmeyip seçme sınavlarında İngilizce sorular sorarak, liseye gideceklerin de lisansüstü öğrenim görmek isteyenlerin de, İngilizceyi yeterince bilemediklerinde önleri kesiliyor. Öğretimle de yetinilmeyip, giderek İngilizce eğitim yaygınlaştırılıyor.
Anadili öğrenmek ayrılıkçılığı besleyecekse, İngilizce eğitim neyi besliyor?
Giderek yaygınlaşan İngilizceye karşı Türkçenin korunması kadar ülkemizde yaşayan tüm dillerin korunması gerekiyor.
Farklı anadilleri koruma görevi de, o dile sahip olanlardan çok tabiî ki devlete düşüyor. Bu bağlamda devletin ivedilikle, yaşayan dilleri öğretecek ve o diller üzerinde araştırma yapıp korunmasına ve gelişmesine çalışacak insanlar yetiştirmeye başlaması gerekiyor.
Doğal zenginliklerle tarihsel kalıntıları gözünü kırpmadan talan eden AKP, ana dillere sahip çıkar mı?
Eğitim X öğren/t/me
yazar ne demiş : "Hem bizlere hem de devlete düşen görev, bizim zenginliğimiz olan bizi biz yapan bu kültürleri koruyup geliştirmek. Kültürlerin korunmasının yolu da, o kültürün yaratıcılarının dillerini koruyup geliştirmekten geçiyor. Hatta devletin görevi, farklı kültür ve dile sahip topluluklarla halkların böylesine bir beklenti ve istekleri olmasa bile, o dillerin de yaşamasını sağlamak. " ve "Anadilini öğrenme ve anadilde eğitim konusu, tabii ki yalnız, bir tarihsel miras konusu ya da sorunu da değil. Bu konu, aynı zamanda bireyin en temel ve vazgeçilemez insan haklarının başında geliyor. " ve "Anadili öğrenmek ayrılıkçılığı besleyecekse, İngilizce eğitim neyi besliyor? " ve SEN ne diyorsun ? Eğitim ister ingilizce ister kürtçe diye dallanıp parçalanırsa bu herşeyden önce Türkiye'de kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın emekçilere ZARAR verir !
diğer etnik gruplar
diğer etnik gruplar meselesine gelince o da çok zor değil. bir kere kürtler dışındaki halklar kürtler kadar kalabalık değil. belirli bölgelerde yoğunlaşmış değil. ve en önemlisi bir ulusal kimlik geliştirmiş değil. birer siyasal dinamiği temsil etmiyyorlar. bazıları neredeyse tamamen asimile olmuş durumda. yani her halkın kültürel haklarına ilişkin çözümler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. çözmek istedikten sonra sorun çözülür. sosyalist ülkelerde çözülmüştür de. yeterki milliyetçi ezberlerden kurtulalım. bin dereden su getirip, lenini de kendimize yalancı şahit yapıp, lafı dolandırıp getirip, yüce türk milletine dayandırmayalım.
sovyetler verdi bu hakkı, biz niye vermeyelim?
sovyet halkları ana dillerinde eğitim görebiliyorlardı. bildiğim kadarıyla yunanistan türkleri ilk öğretimin sonuna kadar ayrı okullara gidiyorlar. isviçrenin 4, belçikanın 3 resmi dili var. ve bu ülkeler bu güne kadar bölünmedi. yani değişik örnekler, uygulamalar olabilir. kürtler ayrı okullara gidebilir, başka bir formül bulunabilir. ama ana dillerinde eğitim alma hakkına sahip oolmalılar. teknik ayrıntılar tartışılır. ama sorun şu ki, sen türkçenin eğitim dili olmayı hak ettiğini ve kürtçenin etmediğini düşünüyorsun. peki bu yaklaşımla kürtleri nasıl bu ülkenin bir parçası olarak kalmaya ikna etmeyi düşünüyorsun? kürt uluslaşması yaşandı artık, tarihin çarkını geriye çeviremessin. öyleyse, kafalarına vuralım demiyorsan, kürtleri nasıl bir ulus olmadıklarına, ikna edeceksin? bu çok pratik bir konu. çözülmek zorunda.
Sercan Kabakçı'ya
Sanırım yanılgın, "ana dilde eğitim" ile "ana dillerin öğrenilmesi ve korunması" olaylarını birbirleriyle karıştırmandır. "Ana dillerin öğrenilmesi ve korunması" bir kültürel haktır. Toplumun sosyalizm veya kapitalizm biçimi fark etmez, değişik etnik gruplara ait bütün o ülke yurttaşlarının bu temel haktan faydalanması zorunludur. Bu Türkiye için de geçerlidir, çözülen SB için de geçerli idi. Fakat "ana dilde eğitim" bir kültürel hak değil, ulusal entegrasyon gibi toplumsal işlevi olan bir olaydır. İşçi sınıfı ve sermaye sınıfı birlikte modern sınıflar olarak bir ulusu oluşturur. Hem işçi sınıfının ve hem de sermaye sınıfının üyeleri Türk, Kürt, Çerkes v.s. gibi değişik etnik gruplardan meydana gelmektedirler. Eğer her yurttaş kendi dilinde ayrı okullarda, ayrı öğretmenlerle, ayrı eğitim alırlarsa o ulus; yani o ulusu oluşturan işçi sınıfı da, sermaye sınıfı da bölünür. Ayrıca Türkiye'de 32 etnik grup vardır. Her etnisite için ayrı eğitim toplumsal eşitliğe aykırıdır ve pratikçe uygulanamaz. Pratiği olamıyan her teori yanlıştır.
Hasan Tahsin Cakar'a son yanıt
İyice çuvalladın. Konumuz "ana dilde eğitim". Bu konuda artık söyleyecek sözün, yazacak düşüncen olmayınca, basit hilelere baş vuruyorsun. Saçma sapan laf atıyor, sataşıyor, küçültücü ve hakarete varan ifadeler kullanıyorsun. Aslında bilimsel anlayışa ve komünist tartışma kültürüne aykırı hareketin senin gerçek siyasal niyetini de ele veriyor. Bu durumda, bu düşük ve ilkel seviyede tartışmanın artık hiç bir anlamı yoktur. Saygılar.
lenini rahat bırakalım
ulusalcıların BM'i referans alacak kadar pusulayı şaşırmalarına şaşırıyorum. türkiye sosyalistleri elbette kürtlerin ve diğer halkların ana dilde eğitim hakkını savunurlar ve savunmalıdırlar. bu işçi sınıfını bölmez. kimse kürtlerin türkçeyi öğrenmemesi gerektiğini savunmuyor. bu ülke halkları bir arada kalacaksa ulus vatandaşlığın tanımlayıcı unsuru olmaktan çıkartılmalı.
lenine de takla attırmaya gerek yok. sovyetler birliğinin pratiğine bakın. tüm uluslara, hatta ulus olmaktan çok uzak, küçük topluluklara da anadillerini öğrenme ve özgürce geliştirme olanağı sağlandı. bırakın ukraynalılar gibi büyük halkları, hiç bir siyasi talep öne süremeyecek olan bir kaç bin kişilik halklara bile kültürel hakları verildi. okulların tamamen ayrılması ayrılmaması, bunlar teknik ayrıntı. ilke bellidir. herkez anadilinde eğitimini alabilir ve tüm diller korunur. lenini bağlamından koparılmış alıntılarla anlayamayız. lenin bize ancak onun neyi neden, hangi bağlamda söylediğini, onun düşünme biçimini temel reflekslerini anlayabilirsek ışık tutabilir. bu günün sorunlarına bugün çözüm aranır. leninin yöntemiyle ama asla reçeteleriyle değil.
NERDEN BULDUN BILINMEZ
Birak abuk subuk cevirilerin kendine yonturtmasinida Lenin secme eserler moskova baskisi ingilizce cilt 27´deye bir bak sen kardesim
HADI CANIM SENDE
Nereni ciddiye alipta tartismama gerekiyor seninle. Laubalilik yapana degil yaptirtana aittir. Ciddiyet cidiyetti hak eder ozaman ne yapacagiz acaba bendemi bir sakat var diye dönüm bakacagiz. Simdi su yazdiklarina ortalama IQ´sü normal sayilan ve orta okul bilgisi olan bir karga sence neresiyle güler...
Hasan Tahsin Cakar'a
Uslübundaki laubalilik, kavramları algılama ve anlamandaki cehaletini bir kez daha gösteriyor."Türk" kavramı tarihsel ve toplumsal olarak iki anlam taşır. 1) Türk etnik grubu 2) Türk ulusu.
1) Türk etnik grubu: Bugün Türkiye'de halkın %80-85 oluşturan, Asya kökenli, 6. yy. ilk Göktürk devletini kuran, dili türkçe, 1071 yılında Malazgirt savaşıyla islam dinine geçen bir ırktır. İlk yüzyılda Selçukluları, 1299 Osmanlı devletini kurarak Anadolu'ya 870 yıl egemen olmuşlardır. 19. yy. yılda "Jön Türkler" hareketiyle uluslaşma sürecine girmiş, 1908 devrimiyle merkezi feodal sultanlığının siyasi iktidarına ortak olmuş; nihayet 1923 da M.kemal öncülüğünde Anadolu ihtilali ve anti emperyalist kurtuluş savaşıyla ulus devletini kurmuştur.
2) Türk ulusu: Türk, Kürt, Çerkes, Arap v.s. gibi etnik; sunni, alevi gibi müslüman, rum, ermeni v.s. gibi hırıstiyanlardan ve yahudilerden oluşan bir ulustur. "Ulus, kapitalist üretim tarzının yarattığı siyasal bir birliktir"(Lenin). Türk ulusu'na Türk etnik grubunun adı verilmiştir. Çünkü, uluslaşma hareketine, anti emperyalist kurtuluş mücadelesine ve nihayet aydınlamacı burjuva devrimlerine öncülük edenler Türktürler ve zaten tarih boyu diğer dünya ülkeleri Anadolu'yu Türkiye ve insanlarını da Türkler diye isimlendirmişlerdir. Umarım, bu materyalist tarih dersi az-çok kafa karışıklığını gidermiştir.
LENİN'İ KENDİNE YONTMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Lenin bu sözleri Burjuva Demokratik Devrimini yapmış ve ulus devlet temelinde örgütlenme sürecine girmiş 1913'ün emperyalist Rusya'sında söylemiştir. Bazıları Lenin'i işine geldiği gibi yontmaya devam etsin. Buna Leninizm'de oportünizm denir ki bunu ispatladığımızda "o zaman Lenin de yanlış biliyormuş" diyerek nasıl bir savrulmanın içinde olduklarını göstermektedirler.Alın bakalım aynı kitaptan bir alıntı daha: dikkat tarih 1913, RUSYA sosyalist değil henüz: "Dikkat edilsin ki bu noktada konuyu yalnızca genel demokratik (yani burjuva demokratik) görüş açısından tartışıyoruz.Okulların, milli topluluklara göre ayrılmasına, işçi sınıfı savaşımı (sosyalizm, A.Y.) açısından çok daha şiddetle karşı koymalıyız!Belli bir devletin içindeki ulusal topluluklar kapitalistlerinin, hangi ulustan olduklarını dikkate almaksızın tüm işçilere karşı yöneltilmiş olan şirketlerde, imalathanelerde birleştiklerini bilmeyen mi var?Gelişkin kapitalizmi yakından tanıyan kent işçileri okulları ulusal topluluklara göre ayırmanın yalnızca zararlı bir tasarım olmakla kalmadığını, üstelik kapitalistlerin hilekarca bir dolandırıcılığı olduğunu içgüdüleriyle ve mutlaka anlarlar."
V.İ.LENİN, “Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları 1913