652 sayılı KHK’nin anlamı (III): Eğitimin dincileşmesi, inancın piyasalaşması

28/10/2011 Cuma
652 sayılı KHK’nin anlamı (III): Eğitimin dincileşmesi, inancın piyasalaşması

652 sayılı KHK’nin en önemli ve olumlu yanlarından biri Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) merkez örgütünde erkek teknik öğretim, kız teknik öğretim ile ticaret ve turizm öğretimi genel müdürlüklerinin kaldırılıp onların yerine Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’nün oluşturulmasıdır (m.6-c ve m. 9). 652 sayılı KHK’nin en önemli olumsuzluklarından biri de yine bu değişimle ilgilidir: Mesleki eğitimler tek genel müdürlük altında birleştirilirken, Sünni toplumun gereksinim duyduğu din görevlilerini yetiştirmek üzere açılmış olan ve dolayısıyla mesleki eğitim yapılan imam hatiplerin bu genel müdürlüğe bağlanmaması, Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne dokunulmamasıdır.

Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, adı itibarıyla meslek eğitimiyle ilgili bir genel müdürlük olarak algılanmaktadır. Oysa bu genel müdürlüğe bağlı olan Anadolu öğretmen liselerinden mezun olan öğrencilere öğretmenlikle (bir meslekle) ilgili diploma verilemediğinden bu okullar, meslek okulları değildir ve mesleki eğitim içine alınmamış olmasında yadırganacak bir durum yoktur. Bu bağlamda yadırganacak bir durum, öğretmenlerin üniversitede yetiştirilmesi nedeniyle anlamlı bir işlevi kalmayan Öğretme Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün 652 ile kapatılmamış olmasıdır.

Din öğretimi, matematik, fizik ve tarih vb öğretimi ya da fen ve sosyal bilimler öğretiminden hem amaç, içerik ve süreç olarak çok farklıdır hem de bireyin özgürleşip kendisini gerçekleştirmesine izin veren “eğitim” anlayışı bakımından çok farklıdır. Ancak kurumsal yapılaşma olarak din öğretiminin, diğer öğretim alanlarından bir farkı yoktur. Matematik, fizik gibi alanların öğretimiyle ilgili herhangi bir genel müdürlük olmadığına ve de mesleki eğitim tek çatı altında birleştirildiğine göre, ayrı bir din öğretimi genel müdürlüğünün de olmaması gerekir. AKP’nin milli eğitim bakanlarından Hüseyin Çelik’in, bakanlığının 7-8’inci ayında, “İmam hatip liseleri artık imam yetiştirmiyor” (Milliyet Gazetesi, 9 Eylül 2003: 13) demesi bugün için daha da anlamlı olmaktadır. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne dokunulmaması, bugünkü AKP’nin de aynı düşüncede olduğunu göstermektedir. Bu durumda, imam hatip yetiştirmeyen bu okulların genel liselere dönüştürülmesi beklenirken bu okulların kapatılmaması her halde dindar kesime siyasal bir mesaj vermenin ötesinde başka amaçları vardır. Bu durumun olası sonuçları şöyledir:

1. Öğretim Birliği Yasası’na göre imam hatipler toplumun din görevlilerini yetiştirmek üzere örgün eğitimin dışında açılan okullardır. Bu okulların örgün eğitimin bir parçası olarak açılması bu yasaya aykırı fiili bir durum oluşturduğu gibi, bu okulların din adamı yetiştirmediği halde kapatılmamış olması da bu yasaya aykırı olmaktadır.

2. İmam hatiplerin genel liselere dönüştürülmemesi, laik ve bilimsel eğitimden iyice uzaklaşılmasına, dini öğretimin alternatif öğretim olma özelliğini pekiştirmesine ve hatta tüm ortaöğretimin imam hatipleştirilmesine yol açacaktır.

3. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, gelecekte toplumun İslamileştirilmesi doğrultusunda daha da etkin işlevler üstlenecektir.

4. Rekabetçilikle birleşen din öğretimi, inancın piyasalaştırılmasına yol açacaktır.

5. Dini öğretimde yaygın eğitim alanındaki 652 öncesi ve sonrası başlayan yeni uygulamalarla birlikte toplumsal yaşamın İslamileştirilmesi hız ve önem kazanacaktır.

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)’nin 635 sayılı KHK ile bir bakanlığa bağlanması bilimin siyasallaşıp piyasalaşmasına yönelik bir uygulamadır. TÜBA’nın 651 sayılı KHK ile üye yapısının hükümet ve hükümetin denetiminde olan YÖK tarafından belirlenecek olması da bilimi İslamileştirecek bir girişimdir.

652 sayılı KHK’nin kabulünden üç gün sonra kabul edilen 653 sayılı KHK ile Kuran kurslarına katılmak için çocuklarda aranan 5. sınıfı bitirmiş olmak koşulu kaldırılmıştır.

Peş peşe çıkarılan 635, 651, 652 ve 653 sayılı KHK’ler, MEB ile Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)’nın girişimleriyle ve de AKP’nin bugüne kadarki uygulamalarıyla bir bütünlük gösterirken nihai hedefi de ortaya koymaktadır.

DİB, “Aile İmamlığı” uygulamasını başlatmıştır! Bu uygulamaya göre din görevlileri bulundukları yöredeki ailelerin sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşacak, aileleri eğitim, sağlık, çevre ve doğal kaynakların korunması, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve kurtulma konularında dini yönden halkı bilgilendirecektir. Batı ülkelerinde eğitimcilerle sosyal hizmet uzmanlarının yaptığını bizde imamlar yapacaktır! MEB’in Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün başlatmış olduğu “Evin Okula Yakınlaşması ve Değişen Anne Baba Rolleri Projesi” de DİB’in “Aile İmamlığı” projesi de, toplumun İslami yaşama hazırlanması projesidir.

Bu günlerde cami girişlerini, sırtında 2-3 yaşlarındaki çocuğuyla “YAŞASIN CAMİYE GİDİYORUM: Camiyi seviyorum” sözleri yazılı afişler süslemektedir. Bugünlerde, cenaze çıkan evlerde Kuran okuma günleri artmakta, okumalar sonunda yapılan dualardan cumhuriyeti kuranlara yönelik ifadeler çıkartılmakta ve “Namaz kılmayanların namaz kılmalarını, oruç tutmayanların oruç tutmalarını, tesettüre girmemiş olanların tesettüre girmelerini nasip eyle” duasına yer verilmektedir.

Tüm bu gelişmelere bakıldığında, din öğretiminin, isteyenleri din konusunda bilgilendirmenin çok ötesine geçtiği ve toplumsal yaşamı İslamileştirme hedefine yöneldiği açıktır. Hedef, Türkiye Değerler Araştırması’na göre, “tek doğru dinin kendi dinleri olduğunu” düşünen yüzde 79 oranı ile “bilim ile din çelişirse, her zaman din doğrudur” görüşünde olan yüzde 77’leri yüzde yüzlere çıkarmaktır. Topluma, depremden yolsuzluğa, töre cinayetlerinden namus cinayetlerine kadar, insanın sömürülmesinden doğanın talan edilmesine kadar her konuda, “Takdiri ilahi” dedirtmektir. Amerika’nın peşinden ayrılmamak için inancı pazarlamaktır.

[email protected]