652 sayılı KHK’nin anlamı (I): Sistemin özelleştirilip piyasalaştırılması

14/10/2011 Cuma
652 sayılı KHK’nin anlamı (I): Sistemin özelleştirilip piyasalaştırılması

Anımsanacağı gibi, 652 sayılı KHK, 23 Nisan 1920 günü açılan TBMM’de kurulan ilk hükümette yer alan ve 1926 yılında 889 yasayla yapılandırılan ve 1992 yılında kabul edilen 3797 sayılı yasayla son şeklini alan milli eğitim bakanlığının yapısını kökten değiştiren bir kararnamedir. Bir bakıma 652 sayılı KHK ile son 50-60 yılda ve özellikle 12 Eylül sonrasında eğitim sisteminin yasal amaçlarıyla bağdaşmayan eğitim-öğretim süreçlerine yasal kılıf geçiriliyor sistemin ve eğitimin piyasalaşması ile dincileşmesi hedefi resmiyet kazanıyor. Ayrıca sistemin milli niteliğinden uzaklaşıp yerelleşmesinin kapısı açılıyor. Bunların gerçekleştirilmesi için, “balık baştan kokar” deyişine benzer bir biçimde, eğitim sistemi baştan kokacak bir niteliğe büründürülüyor.

Bilindiği gibi kısaca, amacı, girdileri, girdileri çıktılara dönüştüren süreçleri ve çıktıları olan her olguya ve oluşuma “sistem” deniyor. Her sistemin vazgeçilmez öğelerinin başında da, sistemin amacı (amaçları), karar organları, bu kararları uygulayan birimler ve uygulamaları denetleyen birimler geliyor.

652 sayılı KHK de, milli eğitim sistemini tam da bu dört öğe üzerinden tarumar ederek, sistemi bir şekilde piyasanın oyuncağı haline getiriyor.
652 sayılı KHK, öncelikle sistemin amaçlarını vuruyor: Var olan sistemin, “Cumhuriyet’in temel ilkelerini” benimsemiş ve “insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaş” yetiştirme amacından vazgeçiliyor. Bunun yerine, “girişimci” ve , “küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatarak geleceğe hazırlayan eğitim ve öğretim” öne çıkarılıyor! Amaç, piyasalaşıyor.

652 sayılı KHK, sonra karar organına el atıyor: Var olan sistemin beyni durumunda olan, okulöncesi eğitimden ortaöğretime ve mesleki eğitimden yaygın eğitime kadar tüm eğitim-öğretim süreçleriyle ilgili kararları oluşturan ya da bu tür kararlara son şeklini veren Talim ve Terbiye Kurulu (TTK)’na darbe vuruluyor. Böylesine önemli bir organ olan TTK, güçlendirilip akademikleştirileceğine, üye sayısı 15’ten 10’a indirilerek kurul zayıflatılıyor ve eğitimci olmayan kişilerin kurul üyesi olması sağlanarak kurulun eğitim-öğretim işlevi sulandırılıyor. TTK, özele açılıp piyasalaştırılıyor.

Ardından uygulayıcı birimlere de darbe vuruluyor. Araştırma yaparak bilgi üreten birimlerle eğitim-öğretim araç gereçleri üreten ve yazılı kaynakları yayımlayan birimler kapatılıyor. Her türlü eğitim araç-gerecinin daha pahalıya piyasadan karşılayacak bir yapı getiriliyor. Sistem kendi üreteceğine piyasaya bağımlı kılınıyor. Ayrıca, tüm üst düzey birimlerin başında bulunan bürokratların tümü, bu 652 sayılı KHK ile görevlerinden alınıyor. Bilindiği gibi bürokrat, sistemin temel öğelerini sistemin amaçları doğrultusunda ve kimliğini kaybetmeden geliştirecek şekilde çalışmasını sağlayan kişidir sistemin vazgeçilemez insan kaynağıdır. Bürokrat, genelde sistemin alt kademelerinden bilgi, deneyim ve beceri kazanarak yetişir. Bürokrat genelde sistemin amacını, geçmişini, yaşanan dönemin sorunlarını bilen sorunların giderilmesi için çözümler üreten kesimdir. Sistemin amaçlarıyla ve yasalarla bağdaşmayan değişimlere kalkışıldığında da, yetkilileri uyaran kesimdir. Bu bürokratların tümün görevden alınmasıyla, sistemin kurumsal hafızası yok ediliyor ve geçmişle bağları koparılıyor, eğitim uygulamaları sistemi tanımayanların eline bırakılıyor. Bu arada, 652 sayılı KHK ile sözleşmeli eleman çalıştırılması öne çıkarılarak ve sözleşmeli çalışanlara normalin çok üstünde ücretlerin ödenmesi benimsenerek, yeni bürokratların kolaylıkla piyasanın-siyasetin-AKP’nin güdümünde kalması güvence altına alınıyor. Eğitim-öğretim süreci uygulamaları da özelleştirilip piyasalaştırılıyor.

652 sayılı KHK, sistemin denetleme işlevine de el atılıyor. Var olan sistemin ve bakanlık merkez örgütünün en önemli birimlerinden biri olan Teftiş Kurulu yok ediliyor. Ankara’da alınan kararların uygulanmasının denetimi illere bırakılıyor. Denetimin illere bırakılması, denetimin yerel güçlerin (sermayedarın, ağanın, şeyhin-şıhın, parti başkanının, cemaat liderinin, …) eğilimlerine göre yapılacağı anlamına geliyor. Sistemin denetim öğesi özelleştirilip piyasalaştırılıyor.

Tüm bunlar “yağdan kıl çekercesine” ve hiçbir engelle karşılaşmadan, büyük bir olasılıkla bakanlar kurulunda birkaç dakika ancak tartışılarak kotarılıyor!

Eğitim sisteminin temellerini tersyüz edecek bu dönüşüme tümden karşı çıkılması gerekirken, ne AKP’den, ne muhalefetten, ne TÜBA’dan, ne üniversiteden ne de eğitim konularında mangalda kül bırakmayan sözde demokratik sivil toplum kuruluşlarından anlamlı bir eleştiri geliyor.

[email protected]