1 Mayıs

30/04/2013 Salı
1 Mayıs

Rıfat Okçabol'un “1 Mayıs” başlıklı yazısı 30 Nisan Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Osmanlı’da, ilk 1 Mayıs kutlaması 1911’de Selanik’te yapılıyor. 1 Mayıs, 1923 yılında “İşçi Bayramı” olurken 1925’te yasaklanıyor. 1 Mayıs, 1935’te “Bahar ve Çiçek Bayramı” adıyla ücretsiz resmi tatil oluyor 12 Eylül 1980 darbecileri tarafından yeniden yasaklanıyor. Nisan 2008’de “Emek ve Dayanışma Günü” ve Nisan 2009’da da yeniden resmi tatil oluyor.

1 Mayıs ile ilgili 2008 ve 2009 gelişmelerinin AKP’nin çoğunlukta olduğu mecliste gerçekleşmesi, tabii ki AKP’yi emek dostu yapmıyor. Hemen her karar ve uygulaması gerici ve piyasacı nitelikte olan AKP’nin esas işlevini emek karşıtlığı üzerinden yürüttüğü biliniyor. Başbakan üç gün önce MÜSİAD kurulunda, “Sermaye özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin, açıklığın, şeffaflığın, sivilliğin yanında durur” derken partisinin ne denli emek dostu olduğunu da kamuoyuna açıklamış oluyor. Başbakanın bu sermaye güzellemesi, “1 Nisan” şakası olmadığı gibi, küresel sermayeye de göz kırpma anlamına geliyor.

Bu sermaye güzellemesi, aynı zamanda günümüzün “1 Mayıs”larının anlamını ve önemini de ortaya koyuyor. Çünkü emek düşmanları, her yönüyle insanı sömürmek için tüm yolları deneyip yaşamın her alanına saldırıyor. Yargı organlarındaki kadrolaşmadan 4+4+4 yasasına, kadınların türbana sokulmasından toplumsal yaşamın fetvalarla yönlendirilmesine ve camilerin okula okulların da camiye dönüştürülmesine kadar her şeyin altında insanın sömürülmesini kolaylaştıracak tuzaklar yatıyor.

Bu nedenle 1 Mayıs kutlamaları, emek günü kutlamalarının ötesine geçiyor emek karşıtı girişimlere çıkma dayanışması oluyor. 1 Mayıs’larda emeğe sahip çıkıldığı kadar, emeğin öznesi olan insanla ilgili her şeye sahip çıkılıyor.

Sahip çıkılan konu ve olguların başında, insanın bilinçlenip özgürleşmesinin birincil aracı ve süreci olan eğitim geliyor. Gerici ve piyasacı eğitim, bireyin bilinçlenip özgürleşmesini engelleyecek süreçleri içerdiğinden 1 Mayıs’ın temel hedeflerinden biri oluyor.

Gerici ve piyasacı eğitimin olduğu yerde, sorgulamanın ve eleştirmenin yerini itaat okumanın, düşünmenin, araştırmanın, incelemenin ve öğrenmenin yerini de inanç alıyor. Gerici ve piyasacı eğitimin olduğu yerde, insanların “din kardeşliği” üzerinden birlik, beraberlik ve barış olacağını sanmaları kolaylaşıyor. Geçmişte Batı’da din üzerinden gerçekleşen yüzyıl savaşları da unutuluyor, haçlı seferlerinin Müslümanlar kadar Ortodoks Bizans’a da zarar verdiği de. Ortadoğu’da 1910’larda Osmanlının başına gelenler de unutuluyor, 1980’lerdeki Irak-İran savaşı da. Müslüman ülkelerde birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışan inanç grupları da görmezden geliniyor Irak’ta Suriye’de olanlar da.

Gerici ve piyasacı eğitimin olduğu yerde, insanların “güçlü devlet” aldatmacasına kapılmaları da kolaylaşıyor. “Güçlü” olmanın insanların hak ve hukuka dayalı, refah ve barış içinde yaşamaları anlamına gelmediği akla gelmiyor “güçlü” olanın güçsüzü ezdiği de. “Güçlü” olmanın, Ortadoğu ülkelerinin sömürülmesinde Amerika’nın taşeronluğu anlamına geleceği de akla gelmiyor, çağımızda güçlü olmanın insancıl değerler açısında hiç de özlenen bir durum olmadığı da.

Gerici ve piyasacı eğitimin olduğu yerde, insanların eşitliğe, insan haklarına, barışa, doğaya, çevre korumaya ve sanata önem vermeleri de zorlaşıyor duyarlı ve vicdan sahibi olmaları da. Kadınlar eziliyormuş, töre cinayetleri almış başını gidiyormuş, toplum ayrışıyormuş, dış borç artıyormuş, ülke topraklarına Patriot füzeleri yerleştiriliyormuş kaygıları da yaşanmıyor.

Gerici ve piyasacı eğitimin olduğu yerde, bilimsel görüş kazanmak da, insanın özgürleşmesi de ülkenin bağımsızlığı da zora giriyor.

Gerici ve piyasacı eğitimin olduğu yerde, her şeyin yerel ve küresel sermayedarın yararına olması da kolaylaşıyor sermaye güzellemesi yapmak da.

1 Mayıs, emeğe sahip çıkılması kadar, gerici ve piyasacı eğitime karşı çıkma günü oluyor.