Sosyalizmin kâfirleri

07/06/2015 Pazar
Sosyalizmin kâfirleri

Musa Anter, hatıralarında Türkiye’deki solculardan bahsederken onları ikiye ayırır. Hakiki solcular ve sahte solcular…

Sahte solcular Ape Musa için, “bugüne kadar ne çektiysek onlar yüzünden çektik” bölümüne nail olanlardır.  Burada asıl kastedilen toplam sosyal demokratlardır. Yani halka pek çok zaman kurtarıcı olarak gösterilen ve fakat asıl amaçları halkın biriken öfkesini almak olan Türkiye kapitalizminin supapları.

Sadece siyasetmedar insanlar değildir bunlar. İçlerinde gazeteciler, aydınlar, akademisyenler de vardır elbette. Anter yazısında genelleyerek ve kısaca bahseder bunlardan.

Özellikle de eski Cumhuriyet yazarı olup da zamanında Hürriyet gazetesi ile ismi anılanlar için “bir cami imamı cemaatine kızsa, ertesi gün kiliseye gidip ayin yaparsa, böyle imama Müslüman denir mi? Elbette denmez. Demek bunlar da sosyalizmin kâfirleridir” ibaresini kullanır.

Nerden çıktı şimdi sosyalizmin kâfirleri demeyin. Her şeyin ölçütünün siyasal İslam ile kurulan ilişkinin olduğu, IŞİD’ine destek vereninden karşı duranına kadar herkesin İslamcılıkla arasında mesafe tayin etmediği, mitinglerde Kur’an-ı Kerimlerin dolaştırıldığı, buna karşı çıkanın da “onu ilk biz çevirdik” dediği bir seçim dönemi yaşanınca ve yaşanan onca şey de “solculuk” adına yapılınca geriye söylenecek tek bir cümle kalıyor! Hem de onların anladığı dilden: Kâfirler!

Buna karşı olarak oturup da sosyalizmin “şartlarını” yazacak değilim. Bunun hakkını tarih versin bize tarih göstersin. Zira o “şüphesiz her şeyi bilen ve gösterendir”.

Ancak bugün sandıklara giden sosyalistlere de bir çift söz etmeden geçmemek lazım.

Solculukla sorosçuluğun, sosyalizm ile liberalizmin, devrim ile devinimin sınırları ne oldu da kayboldu. Hadi benim yaşım genç, diyelim ki aklım ermez ve toyum. Yahu o zaman bizleri Haziran ayaklanmasında yarış atı olarak mı gördü “büyüklerimiz” yoksa? Ne oldu da kırk yıllık parlamenter hesaplarının kurbanı oldu hepsi.

Parlamento dediğiniz şeyin, hadi Lenin’in deyimiyle “Burjuvazinin ahırı”nın, (bence xıyar bahçesi olarak da görülebilir), işe yaradığı örnek var mı? Bunu komünistler olarak bugün için yanından geçemediğimiz için değil, tüm samimiyetimle söylüyorum. Mecliste vekillerin kafaları kırılarak geçirilen yasalara bakın. Mesele kavgadaki güç dengesi mi toplumsal alandaki terazi mi? Sınıfsal mücadeleye güç mü veriyoruz okul çıkışı kavgaya adam mı topluyoruz?

Elbette bu toplumda pek çok kişi o mecliste komünistleri de görmek istiyor. Bence kıymetli de olur. Yunanistan Komünist Partisi “burjuvazinin ahırına” karşın Cemal Süreya’nın dizesindeki “ahırda gezdirilen gül kokusu” değil midir? Ama kim söyleyebilir ki komünistlerin gerici politikalara teşne olduğunu, 4+4+4 eğitim politikalarına sessiz kaldığını, “efendim biz de kızlı erkekli evlerde kalınmasın istiyoruz” dediğini, Patriot füzelerini izlediğini, özelleştirmelere karşı sus pus olduğunu, zorunlu din derslerine ve imam hatipleştirmelere karşı tavırsız kaldığını, Kürt düşmanlığına taviz verdiğini.

Peki, kim söyleyebilir meclisteki partilerden en az birinin tüm bu yukarıda saydıklarım açısından “günahsız” olduğunu?

Roboski, Rehyanlı, Gezi, Lice ve en son HDP mitinginde yaşanan patlama. Hepsinde meclis olduğu kadar “güzel” değil miydi? İnsanın yüreği sızlıyor gerçekten. Patlayan bombanın ardından vücudu yanmış bir şekilde olay yerinde zafer işareti yaparak bekleyen bir Kürdün zaferinden kimse beis duymaz merak etmeyin. Ama o dirayetin mecliste bugüne kadar gösterilmemiş olmasının da bir açıklaması da yok! Üstelik seçime girenlerden bu konuna da herhangi bir “tövbe” beyanı gelmemişken…

Bu kadar dini argüman yeter, Benim midem kaldırmıyor bu kadarını. Kaldıranların meclisteki dengelerle oynama şansı var elbette. Küçükken oynadığımız bilyeleri bir cepten öteki cebe aktarmaya benzeyen dengeler. Dengir Mir Mehmet Fırat’ı oradan alıp buraya verelim verdiğimizi de öne çekelim. Çocuk oyunu bu!

Yine Anter ile bitirelim. Musa Anter’in kayınpederi Abdürrahim Zapsu’nun o dönem Kürt vekiller için söylediğini bugün tüm parlamentoya ithaf edebiliriz.

“Ez wekîle çil hezaran im

Ma gelo ez mebus im ez

Yan li ser bextê

Kundekî makus im ez

Yani: Acaba ben mebus muyum, yoksa bu zavallıların üzerindeki uğursuz bir baykuş muyum?”

 

Çeviri Musa Anter’in kendi çevirisidir. Yani kelimesi kelimesine değil. Manası manasına!