Kurdun dişi Kürdün düşü

29/11/2015 Pazar
Kurdun dişi Kürdün düşü

“Kurdun dişine kan değdi korkun” yazıyordu Silvan sokaklarında. Bir halkın günlük yaşamında ekmek gibi su gibi hava gibi bir şeydi artık havan topu, kurşun yarası ve mermi sesleri.

“Türkiye 90’lara mı dönüyor?” sorusunu duyuyoruz her gün. Saçma. Sanki bir gün olsun 90’lardan çıkmışız gibi. Buydu işte 90’lar. AKP ile biçim değiştirerek devam ediyor. Düne kadar Kürt halkı yok sayılarak katlediliyordu şimdi ise hesaba katılarak katlediliyor. Eskiden “Türkleştirme” operasyonları vardı şimdi ise “İslam kardeşliği”. Kurdun dişine kan değmişmiş! Önündeki kaba mamasını emperyalistlerin koyduğu bir dünyada Kurdun dişine kan değmezden önce midesine ihanet oturmuş zaten.

Mesele dişe değen kan değil, düşe değen hüsran.

Neydi o düş?

2. Cumhuriyetin kurgulanırken, Kürt halkının desteğini de alarak yaratılmak istenen bir meşruluk alanı. Kürt Siyasal Hareketi buna belli ölçülerde angaje olmuş durumdaydı. İslam Kardeşliği, Türkiyelileşme ve bir dizi başlık bunun çıktısıydı.  Ama insan başka… İnsanlık başka… Masalarda konuşulanlar, kâğıtlara çizilenler, saraylarda buluşmalar yetmiyor insana biçim vermeye.

Türkiye “AKP” anayasasına sığmaz deyin isterseniz ya da bu halk bu deli gömleğini giymez. Sonucu budur. Katledecekler, katledemediklerini tutuklayacaklar, tutuklayamadıklarını sindirecekler. Bizlerden de boyun eğmemizi isteyecekler. İleri demokrasi de, yeni Türkiye de, yeni yaşam da enikonu budur. Burada bizim yerimiz yok. Çünkü burada insana dair hiçbir şey yok.
Çünkü burada sözüm ona demokrasinin kahramanları var.

Çünkü burada kurdun dişine kanı bulaştırarak Kürdün düşüne derman arayan bir sermaye var.

“Demokrasinin üç kahramanı” kahramanı var önümüzde. Menderes ile aydınına, Özal ile varlığına, Erdoğan ile de aklına saldırılan bir halk var öte yanda.

Sokak ortasında boylu boyunca yatan bir cansız bir beden… Tahir Elçi. Ne tuhaf değil mi? Hüda Par’ından MHP’ye, CHP’den AKP’ye herkesin sahip çıktığı bir acı.  Sahnenin diğer yanında “ABD Kobanê’ye asker çıkardı” haberleri. Ve insanların “tek hüznü”, Diyarbakır Ulu Cami’nin yaşanan olaylardan sonra ibadete kapatılması haberleri.

Yine bir tuhaf kriz: Vali araştırılıyor derken savcı gizlilik kararı var diyor, başbakan “iki ateş arasında” kaldı derken yandaş medya PKK yaptı diyor”.  Ankara patlamasında Suruç bombacısını emniyete teslim ettik diyen bir başbakan aklı.

Yaşanan her şey, herkese hiçbir ön koşul sunmadan ve düşündürmeden “hemen barış” dedirtmeye zorluyor. Yaşanan zulüm ve acı da yanlarına kâr kalsın istiyorlar.

Diyarbakır’ın orta yeri Dört Ayaklı minare… Tarihi PTT yanı, Diyarbakır Evinde çaylar içiliyordu Tahir Elçi açıklama yaparken. Diyarbakır’ın orta yerinde açıklama yapılırken bir elin parmakları kadar insan. Kurusıkı tabancalarla oynan bir savunma tiyatrosu ve meydanlara koydukları bombalı düzeneklerle, saldırılarla sokağı likide etmeye çalışan bir iktidar.  Ölümle yönetiyorlar, kanla, katliamla, yalanla, talanla.

Kurdun dişinde kan, Kürdün düşünde insanca yaşam.

İyiler kazanacak. Bitmedi o iyinin ve iyiliğin mücadelesi.

Biz bitti demeden de bitmeyecek.