Kurd Kurdî Kurdîstan

16/11/2014 Pazar
Kurd Kurdî Kurdîstan

Hafızanızı yokladığınızda hatırınıza gelecektir fotoğraf. Kara bir tahta önünde yüzü aydınlık küçük kız elindeki cetvel ile tahtada yazılan "Kurd Kurdî Kurdîstan" yazılarını gösteriyor.

Kürt aydınlanma tarihi açısından kritik bir fotoğraf ve dönem. Dört farklı kara parçasında farklı alfabelerle eğitim gören Kürt halkı, aydınlanmanın fitilini yakıyordu.

Hiç de kolay değildi. Zordu! 

Kürt kültürünün Rönesans'ının yaşandığı SSCB topraklarından kilometrelerce uzaklıkta, Şam'da, Suriye'nin başkentinde bir halk, kara tahta önünde kara talihini aydınlatmaya çalışıyordu. Ha deyince olacak iş değil ki. SSCB'deki Kürt enstitüleri bu konularda destek görürken Kürdistan'da aydınlar tutsak kılınıyordu. Kürt aydınlanma tarihinin unutulmaz bir uğrağıdır bu fotoğraf. Latin harfleri ile yayımlanan ilk Kürtçe dergi Hawar'da denk geliyoruz  fotoğrafa. Yıl 1933.

Şam'da bir Kürt aydını karanlık sokakları arşınlıyor. Cepte beş kuruş para yok. Kemanını temizlemek için kullandığı kadife ​bez parçasından​ dizine yama yaptığı pantolonuyla gezerken aklında koca bir hülya, elinde dünyanın pek çok yerinden gelen dergi ve gazetelerle Celadet Ali Bedirxan. Bakıyor​,​ inceliyor “acaba neler edinebiliriz bizim Kürtler için" diye. Dergilerin arasında Yurt ve Dünya da var...

Bazen fotoğrafın kendisi, yine kendisinde olan bir başka gerçeğin üstünü örter. Ya da önüne geçer. Fotoğrafta öne çıkan şey Kurd Kurdî Kurdistan yazıydı. Akılda kalan buydu. Ama bir şey daha vardı. Kürt halkına Latin harflerinin öğretildiği o günlerin kıymeti bir kenar süsü.

Fotoğrafı daha sonra tekrar incelediğimde farkına vardığım şey ​heyecan vericiydi. Fotoğrafın sol üst köşesinde biri, elinde gaz lambası ile kara tahtayı aydınlatıyordu insanlar daha rahat görebilsinler diye yazılanları...

Kürt halkı kara tahtada ak bir yazıyı aydınlattığı oranda yürüdü karanlığın üstüne, tükürdü yüzüne celladın. 

Özgürlük mücadelesinin eşitlikle bağı kurulduğu ölçüde yıktı kalelerini toprak ağalarının, para babalarının.

Peki ya bugün?

Bugün kara tahtanın önünde cezaya kalkmış boynu bükük kulağı çekik bir fotoğrafın parçası mı olacağız yoksa kara tahtayı bembeyaz yazılarla aydınlatmaya mı çalışacağız? Ak sarayların soytarısı mı yoksa karanlık bir tarihin aydınlatıcısı mı olacağız.

Çocuklarımızın aydınlık yüzlerine Amerikan bayrakları mı çizilecek yoksa ayağa kakıp dersini mi verecek sömürüye, kara tahtanın karşısında?

“B​ijî​ serok Obama” sloganlarıyla mı anılacak insanlarımız yoksa ​emperyalizm​ ve onun yerli iş birlikçilerine kafa tutuşu ile mi?

Bir demi​r​ci​ ustasının​ zulme karşı aydınlanma ateşini harlamışlığı ve kara tahta önünde dik duruşumuzdur geldiğimiz yolun ucu.

Şam'da yakılan bir kıvılcım tüm bir Ortadoğu ve Kurdistan'ı aydınlatmıştı bundan yıllar önce.
Bugün ise Şam'da, Suriye'de, Kürdistan'da tüm Ortadoğu’nun kaderi yeniden dizayn edilmeye çalışılırken bu kritik eşikte tek bir seçenek manaya kavuşuyor.

Emperyalizme rağmen kardeşliğin, karanlığa karşı aydınlığın fitilini tutuşturma zamanıdır.
O halde küçük bir merhaba: Başlıyoruz!