Önümüzde bir boykot varken

10/02/2015 Salı
Önümüzde bir boykot varken

13 Şubat günü Birleşik Haziran Hareketi bilimsel ve laik eğitim için okullarda bir boykot örgütlemeye çalışıyor.

Bilimsel ve laik eğitimin ne denli yaşamsal olduğunu kimse inkar edemez herhalde. Dahası, bugün bilimsel ve laik eğitim mücadelesinin nasıl bir önem taşıdığını, AKP'nin eğitim alanında yürüttüğü bilinçli ve planlı dönüşüm harekatının Türkiye'nin hem bugününü hem de yarınını sürüklediği dipsiz karanlığı yine kimse görmezden gelemez.

13 Şubat boykotunun Birleşik Haziran Hareketi'nin çıkış manifestosuyla çok uyumlu bir içerik ve biçimde bir eylem olması da cabası...

Haziran Hareketi tüm Türkiye'den temsilcilerin katıldığı bir toplantıda karar altına aldığı boykotu 13 Şubat günü hayata geçirmeye çalışacak. Aslında, Haziran Hareketi hem aldığı bir kararın arkasında duracak hem de gayet gerçek bir mücadele konusunda ilk ciddi sınavını verecek.

Kuruluş aşamasını henüz geride bırakan bir oluşum için mühim bir günden bahsediyoruz.

Ama Birleşik Haziran Hareketi kendisinin büyüttüğü bir gündemi alanda yaşama geçirmekte zorlanıyor.

Niye? Çünkü Haziran Hareketi seçim baskısından kafasını kaldıramıyor.

Belli ki bu işte bir yanlışlık var. Benzer bir yanlışlık doğrudan Haziran'ın gündemi olmasa da, metal işçilerinin direniş gündeminde de yapılmıştı, yapılmaya da devam ediliyor.

Evet, Türkiye'de genel seçimler yaklaşıyor ve diyelim ki bu seçimler iddia edildiği kadar hayati... Peki solun bu seçimlerde ne yapacağı konusu Türkiye'nin siyasi gündeminden soyutlanabilir mi? Türkiye'de bir seçim tartışması örnek olsun metal işçilerinin direnişinden ya da laik ve bilimsel eğitim mücadelesinden bağımsız yapılabilir mi?

Yapılıyor işte ve yapılınca da seçim tartışması son derece basit ve ilkel bir oy aritmetiğine dönüşüyor. Bu aritmetiğin belli ki iki amacı var; öncelikle AKP'yi sandıkta geriletmek, bu geriletmenin paralelinde meclise solun sesini taşımak.

Peki ama bu seçimleri yaklaşan büyük tehlike karşısında son çıkış olarak görüp AKP'yi sandıkta geriletmeyi, solu meclise taşımayı hedefleyenler, bu hedeflerine, Türkiye'nin gerçek siyasi gündemlerini atlayıp sadece bir tür kıymeti kendinden menkul seçim stratejisiyle ulaşmayı mı düşünüyorlar?

Seçimlerin sol için böylesi kendinde bir anlamı mı var? Sol gerçekten bir seçim başarısı istiyorsa, bu başarıyı seçimler için ittifak stratejisi tartışarak mı elde edecek?

Bunu yapanların seçimlerde sol adına bir başarı istediğinden dahi kuşku duymak için çok sayıda neden var.

Öncelikle, ilkel oy aritmetiğinin sola bir başarı kazandırmayacağı, bu aritmetik vesilesiyle solun ilkelerinin ve asli çıkarlarının gözetilmediği pazarlıklarla kazanılacak koltukların bu pazarlığın kendisine tabi olacağı ve bu pazarlıkların doğası tarafından belirleneceği gayet açık.

Solculuk yaptığınız her işin ciddiye alınmasını, girdiğiniz her işte başarı hedefiyle hareket edilmesini gerektirir.

Sol yaklaşan seçimleri de, bu seçimlerde kendisinin alacağı sonuçları da ciddiye alacak elbette. Sol yaklaşan seçimlere bir ağırlık koymak istiyorsa, bunu ancak seçime giden Türkiye'de solun devreye girebileceği gündemlerde etkili işler yaparak başarabilir. Seçimlerde alınacak sonuçlar yalnızca buna bağlı değildir, ama bir anlamda solun bu tür başlıklarda ne kadar yol alabildiğinin de somut göstergesidir.

Bunları yapabilen sol seçimlerde başarılı olacak diye bir şart yoktur, ancak metal işçileriyle etkili bir dayanışma örgütleyemeyen, laik ve bilimsel eğitim için yapılan boykotta hedeflediği okullarda eğitimi durduramayan sol seçimde gerçek bir başarıya ulaşamaz. Sokakta, fabrikada, mahallede, okulda olmayan ama seçimlerde başarı kazanan bir sol; bu bir garipliğe, gerçek olmayan bir duruma işaret eder. Bu durumda, ya seçimler gerçek değildir, ya da solun kendisi... 

Üstelik bunları yapamayan solu başkaları da ciddiye almaz. Türkiye'de bir siyasi temsil yeteneği olmadığı görülen sol, seçimlere giderken ancak bir rengi temsil eder, yapacağı acayip pazarlıkların sonucunda da alsa alsa o rengin karşılığını alır.

Bu rengin siyasi bir değeri ne yazık ki yoktur. Sol Türkiye'de bir renge indirgenemez. Sol böylesi bir rengi değil, temsil ettiği sınıf adına toplumsal bir gücü siyasetin farklı alanlarına taşıdığında gerçek anlamda siyaset yapabilir.

Bilinmeyen konulardan bahsetmiyoruz, bunlar biliniyor. Bilinmesine rağmen bu yola giriliyorsa, can sıkıcı ama aynı noktaya geliyoruz, demek ki, solun bunları yapabileceğine, Türkiye'de gerçek bir toplumsal ve siyasi güç elde edebileceğine inanılmıyor.

Tamam ama o zaman sormak hakkımız; neden kazanacağına inanılmayan sol adına hareket etmekte ısrar ediliyor?

Oysa herkesi rahatlatacak bir çözüm var: Solu ve solculuğu, hiç gecikmeden, solun kendisi kalarak kazanabileceğine inananlara, metal işçisiyle yan yana duranlara, canla başla 13 Şubat'taki boykotu örgütlemeye çalışanlara bırakın.